Image

Eflatun'a iki soru sormuşlar; “İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir” ? diye. Eflatun tek tek sıralamış; Birincisi, “Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler... Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaparlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.” 

Sıra gelmiş ikinci soruya; "Peki sen ne öneriyorsun?" Bilge yine sıralamış, 

“Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın. Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır.

Hayatta," EN ÇOK ŞEY'E SAHİP OLMAK" DEĞİL,"EN AZ ŞEY"E İHTİYAÇ DUYMAKTIR.
Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer...
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir... Çünkü kimin kimi yiyeceğine.. "Suyun akışı" karar verir… 

Biz kadınlar önce kendimize, güç birliği yaparak, birbirimize güvenmeliyiz. Gelişmeliyiz. Birbirimizi korumalıyız. Çocuk büyütürken birbirimize destek olmalıyız. Tüm çirkinliklere karşın kadın gibi kadın olarak, kendimize inanmalıyız. Bize yapılan haksızlıkları kabul etmemeliyiz. Yaptığımız hatalardan utanmamalıyız. Hayatımızdan hataya giden yolları bırakmalıyız. 

Sağlıksız büyütülmek, okutulmamak, kültürümüzü öğrenmemiş olmak, sömürülmek,  bizim suçumuz değildi insan olarak.  O günün şartları öyleydi. Şimdi hiç bir şey yapmadan beklenti içine girip, yerimizde saymak, bizim acizliğimizdir. Araba kazası yapan sürücü suçludur ancak, ona ehliyeti veren kişi de, suçludur. Oysa ehliyeti veren kurum, araba kullanmayı iyi öğretmiş olsaydı, kaza olma ihtimali, çok azdı. SUÇ, BİRBİRİNİ TETİKLEYEREK GELEN SEBEPLER ZİNCİRİYLE OLUŞMAKTADIR.

SORUN VE SUÇ,  gözle görülmeyen basit davranış biçimlerinden oluşmaktadır. Bunlardan en önemlisi yasaklar ve yalanlardır. İHTİYAÇLAR İSE İNSAN HAKKIDIR,  karşılanmadığında, onarılmaz hatalar doğurur. 

YALANLAR VE BİZ,  BAŞTAN SONA, ÇIKAR İLİŞKİSİNDEYİZ.

Bunlardan ilki ailedir. Aile bakın bilerek veya bilmeyerek, nelere sebep oluyor. Bilhassa kadınlar ve çocuklar nasıl harcanıyor. Ailelerde, kültür, inanç, eğitim, iş, derken, kişisel yaşamdaki gerekli ihtiyaçlar, ayıp, günah, yasak diye  asırlarca göz ardı edildi.  Gündeme getirilmedi. Konuşulmadı. Sorulamayan cinsel dürtüler düşlerde yaşanarak, sapkınlıklara yol açtı. Yaşandıkça, sorunlaştı. Sorunlar büyüdükçe meydan, tacizcilere, tecavüzcülere kaldı. Kimsesiz kalan acılar, kanıtlanamadı… Ne kanun, ne hukuk, bu konuda kadına karşı bakış açısını değiştiremedi.  MAĞDUR MAHFOLDU, ZALİM, İYİ HALDEN AFFOLDU. Korkudan, erkekler egemen, kadınlar çekingen oldu. Kadınları birkaç tatlı sözle kandırıp okşayarak kullandılar sonrada iyi niyetini istismar edip  toplumdan dışladılar. Namuslarının kirlendiğini söyleyerek utandırdılar. Susturdular.. Yasal boşluklardan faydalanan fırsatçılar, zevklerinden işledikleri suçları düzeltmek yerine, bir başkasıyla denemeye deva ettiler. Namus neydi, namussuzların elinin kiriydi… Cinsel suçların yaşanmasına sebep oldular. Gözlerinin önündeki sorunları çözmediler ve bahane olarak kültürü, dini sürdüler. Bu yüzden masum insanlara birçok bedel ödettiler.

ARTIK YETER, ÇÖZÜM ORTADA.

Toplumda kişisel olarak cinsellik gibi görmemezlikten geldiğimiz sorunlarımız var… Cinsellik, hava ve su gibi her canlının hissettiği ve yaşamak için birçok yanlışı göze aldığı, önemli bir ihtiyaçtır. İç güdüsel yaşamlarımızda söylediğimiz yalanlar, bizi kendi kültürümüzden nasılda kopartıp attı. Kadınlar kadın olmayı, erkekler beyliği beceremedi… Evlenemeyen çaresiz insanlar, zoraki yaşanan evlilikler, uzun süren boşanma davalarından dolayı ayrı yaşamak zorunda kalan insanlar, yanlış yolu tercih etmeye mecbur bırakıldılar.  Ayrılmak zor, tanımadan evlenmek kolay olunca, yaşanan hayatlar yalan oluyor. sanki evlenmeye değil köle gibi ölmeye gidiyoruz.  Yapmıyoruz diyoruz yapıyoruz. İstemiyoruz diyoruz istiyoruz.  Yaşamıyoruz diyoruz, yaşıyoruz. Bu yalanları neden söylüyoruz. Sadece kendimizi değil, birçok değeri altüst ediyoruz. Kural tanımaz gönlümüz, bedenimize yasak yaptırımlar uyguluyor ve insanlık sınırını aşıyoruz, bunlara ne gerek var…Duyulduğunda utanmayacağımız, arkasında durabileceğimiz ilişkiler yaşamalıyız.

Çevresinden çok az km uzaklaşan birçok kişi, ne aile, ne evlilik, ne kültür, ne din, hiç bir şey tanımıyor. Birçok erkek kendi yaşadığı şehirden başka bir şehre veya ülkeye gittiği zaman, onları seyretmelisiniz. Rahatlıyorlar, gerçek kişilikleriyle davranıyorlar, tanıyamazsınız Kaldıkları otellerde masaj sefaları, yabancı kadınlarla yaşadıkları alemler, özendikleri cinsel fanteziler ve birçok anlatılamayacak kadar vahim, eş değiştirmeler, küçük çocuk fantezisi olan sapkınlar ve daha neler neler. İnternetteki arkadaşlık sitelerine girdiğinizde birçok erkek eşini rahatlıkla aldatıyor hatta direk cinsellik üzerine sohbete başlayıp, birkaç dakika içinde öyle ilginç şeyler yazıyorlar ki, hayatınızda hiç bilmediğiniz birçok sapıklıkla karşılaşıyor, pes diyorsunuz. Karşısındaki kişiyi tanımayan resimli profiller, büyük bir cesaretle içlerinde ne varsa, anlatıyorlar. Yazan kişiler cahil değiller, her kesimden insanlar var. Kocalarını arayan kadınlar varsa, onlar oradalar, karşılaşmak çok kolay. 

Onları eleştirmek yerine, bu kadar insan ne için burada diye, sorgulamak gerekir. Aileden gelme bir sorun mu, evde eşle ilgili bir doyumsuzluk mu, birkaç dakikalık zevk mi, gibi bilindik araştırmalar, bozukluğu durduramıyor. Büyüklerimizin bize öğrettikleri bir söz vardır. “KARDA YÜRÜ, İZİNİ BELLİ ETME” Aynısını yapıyoruz, sorun bizde değil, bizi yetiştirenlerde…

Hayatımızı biraz geriye sardığımızda; İnsanoğlu için ilk yalan, ne acıdır ki, ailede başlıyor. Şiddette… Tacizde… Birçoğumuz bu gerçekleri biliyoruz.  Susuyoruz. Olanları seyrediyoruz. Hiç bir şey yapmıyoruz. Ailede herkes birbirine yalan söylüyor, anne babaya, baba çocuğuna, çocuk herkese. Aile denince akla sadece anne babayı gelmemeli, genel düşünmek gerekiyor. Amcalara, dayılara, halalara, komşulara, gelinlere, damatlara kadar yalanla başlayan hayat, çeşitlilik kazanıyor. Yani terfi ediyor. Aile ne yaparsa çocuk onu yapıyor,  Eskiden çocuklar inşaatlardan demir toplarlardı. Toplanan demirler satılır, karşılığında naylon kap, mandal falan alınırdı. Küçük bir çocuk demir toplaya toplaya, annesinin sayesinde azılı hırsız olmuştu. İşte kadının güçlü olması burada çok işe yarıyor. Eğer kadın pasif ise, şiddete ses çıkarmıyorsa, yalana göz yumuyorsa, zalimin zulmüne katlanıyorsa! Aç gözlüyse, Vay halimize…

Büyüklerimizin bazıları ise, dengesiz davranışlarla topluma destek değil, köstek oluyorlar.  Ondan bundan borç para alarak geri ödememeyi adet edinenler, kirasını vermedikleri evde oturanlar, ödemedikleri suyla duş veya abdest alanlar, yaktıkları elektriği başkasına ödetenler gibi. Ailelerin birbirinden sakladığı para, mal varlıkları da, yalan sınıfına giriyor. 

Eskiden hiçbir mesleği olmayan insanlar evlerini geçindirmek için, maçlara gider, çekirdek satarlar ekmek paralarını kazanırlardı.  Arabadan karpuz indirirler, araba yıkarlardı.

İNSANLARA BİR KEZ OLSUN SORSUNLAR. HAYATINI NASIL KAZANIYORSUN, NE İŞ YAPIYORSUN. NEYİNİ SATIYORSUN, NE YİYOR, NE İÇİYORSUN, NEREDEN BESLENİYORSUN, BU DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN GELİYOR. CİNSEL İHTİYAÇLARINI NASIL KARŞILIYORSUN. TEK TEK SORSALAR, ZATEN KİMİN NE YAPTIĞI ORTAYA ÇIKAR.BOŞ GEZEN İNSANLAR ORTALIKTA DOLAŞAMAZLAR…

İnsanlar inandıkları dinlere laf söylemezler ancak dinlerine göre de yaşamazlar. Hani bir söz vardır, inanman gereken hayatı yaşamazsan, yaşadığın hayata inanırsın. Çocukların aile yaşamındaki yaşantıyı, nasıl taklit ettiklerini anlatmanın tam yeri… Eskiden anneler kızlarıyla özel mevzuları konuşmazlardı, ayıptı. Şimdilerde her şeyi toplumla yazarak veya karşılıklı konuşabiliyoruz. Birçok durum nasıl bir yanlış anlamaya sebep oluyor, hissetmiyoruz bile. Öncesinde bilmediğimiz birçok şeyi, öğrendiğimiz de belli etmiyoruz, birde böyle sorunluyuz.  Eskiden çocuklar ramazan aylarında davulcunun sesiyle sahura kalkar, öğlene kadar oruç tutarlar ancak iftara oruçluymuş gibi katılırlardı. Kız çocuğu annesiyle oruç tutarken, annesinin gizlice atıştırdığına birkaç kez rastlamıştı. Bunu gören çocuk, orucun gizli atıştırmayla tutulduğunu zannederek, orucu yıllarca yiyerek tuttu, taki eline oruçla ilgili bir kitap geçene kadar. Oysa annesi regl dönemdeydi  “Oruçlu musun” diyene “evet” diye yalan söylüyordu..

Yalan, yanlış  hayatı bize yaşatmaya devam edenler, yine bizleriz. Olanlara göz yumduğumuz süre içinde, hiç bir şey değişmez. Bize kimse bir şey yapamaz, ne aile, ne devlet, ne hekim hiç kimse… Adam bir mağazaya giriyor ve vergi levhasına bakarak orada yazan kişinin ismini soruyor. Çalışan kişi, o kişinin o anda orada olmadığını söylediğinde, dolandırıcılık başlıyor. Alış veriş yapılıyor ve yabancı para uzatılıyor. Adam bu konuda uzman, paranın bozulmadığını bildiğinden, bozdurup gelmeyi öneriyor. Bu arada çıkmışken elindeki malzemeleri arabaya götüren adam, bir daha dönmüyor. Ödeme ise zavallı işçinin üzerine kalıyor. İşçi ise patrona hiç bir şey söylemeden parayı kasaya cebinden koyuyor ve konu kapanıyor. Dolandıran da, dolandırılan da aslında suç unsuru taşıyor. Konu Esnaf kuruluşlarına bildirilmiş olsaydı, önlem alınmış olurdu. Dolandıran ise elini kolunu sallayarak diğer avına yöneliyor ve bütün suçlar böyle büyüyor.

ÖNCE TOPLUMA RUH YAPISI ÇELİŞKİLİ, MUTSUZ VE SAĞLIKSIZ BİREYLER YETİŞTİRİYORUZ, SONRA ONDAN HER ŞEYİN EN GÜZELİNİ BEKLİYORUZ. Dışı uyumlu gibi görünen kişilerin iç dünyalarındaki çırpınışlarını, biliyoruz ancak, aynı yaştan geçmiş tecrübeli insanlar olarak, görmemezlikten geliyoruz. Yaptıkları hatalardan utandığımız için üzerini örterek, daha büyük hatalara sebep oluyoruz. Bir suç işlendiğinde iş işten geçer, ona hiçbir ceza yeterli gelmez. Suça sebep olan eylemler ortadan kalkmadıkça devamlılık arz eder. Suç eğer hırsızlıksa, onun para kazanmasını sağlamak gerekir. Suç eğer taciz ve tecavüzse, cinsel ihtiyaçlar karşılamak için önlemler alınmalıdır. Bir insan yetiştirirken, çocuğun karnının doyurulması, giydirilmesi, okutulması, eline para verilmesi insan yetiştirmez, önce bunu kabul etmek gerekiyor. Gereken tek şey, kendimizi yetiştirmek ve onlar için birlikte insanca yaşam için gayret etmek. Evimize gelen minik emaneti elimizden geldiği kadar değil, en iyi şekilde yetiştirmek. Oynamayı, yemeyi, içmeyi, oturmayı kalkmayı, konuşmayı, koşmayı, sevmeyi yaşatmak, hiçbir şeyimiz olmasa bile tahtadan bir oyuncak yapmak yeterlidir. Çocuğu korumak, kollamak, hafife almamak, dinlemek, anlamak ve başlarına gelebilecek her türlü kötülüğe karşı hazırlıklı olmasını sağlamak gerekiyor. Çocuk istismarını göz önünde bulundurup aile bireyleri bile olsa, kimseye güvenmemek, yaşamaması gereken şeyler için güçlü ve açık göz olmak gerekiyor. Kız veya erkek ayrımı yapmadan yetiştirmek, sanata, müziğe, resme, kitaba, kütüphaneye, spora, mutfağa, yani yaşam alanımıza sokmak gerekiyor. Birlikte gayret etmek aile olmanın temel şartıdır. Öğrenme çocuklarla devam ediyor.  Ortak karar almak, paylaşmak önemlidir.  Aileyi bir arada tutma görevi büyüklere düşüyor. Vazifesini doğru yapamayan, YALANI YUVADAN KALDIRMAYAN aile büyükleri, acı sonuçlara katlanırken, tüm toplumu kahrediyor. Gelenek ve göreneklerden dolayı birçok şey, insanlara doğru anlatılmadığından, yalan, aile kavramını bitiriyor ve sonrasında, birbirini tetikleyen sorunlar ortaya çıkıyor.

Bireylerde cinsellik, sorunsa, baskı içeriyorsa, ihtiyaç varsa, iç güdüsel  çelişki, kural tanımaz oluyor ve bu durum sorunlaşarak aileye, kültüre, inanca, evliliğe, iş yaşamına yani, hayatın içine kadar girerek, zarar veriyor. 

BİRÇOK ŞEYİ BİZLERE YANLIŞ ÖĞRETEREK, BİRÇOK KUŞAĞA YAZIK ETTİLER. TEK SUÇLU ONLAR.  BİZLERE HAK ETMEDİĞİMİZ BİR DÜNYA BIRAKTILAR.  VAR OLAN SORUNLARI ÖNCE ÖRTTÜLER, ŞİMDİ ,KAYBETTİKLERİ DEĞERLERİ ARAMAYA BAŞLADILAR.  GEÇMİŞ OLSUN! BELKİ, KENDİLERİYLE BİRGÜN KARŞILAŞIRLAR.

Artık zaman değişti , her şey gelişti, ayıp, çözümle  yer değişmeli…

SORUN…

Kadın, erkek, genç, yaşlı fark etmiyor, ihtiyaçlar giderilmediği sürece bu kişiler, toplum içinde potansiyel tehlike içeriyor.

İsteyen istediği kadar inkar etsin, durum bu…Kültür gereği kendilerine ve ailelerine uygun bir aday arayan sözde bakir, bekar, ayrı yaşayan veya ayrılmış insanlar, cinsel ihtiyaçlarını, evli, eşi olmayan, patron, yaşı kendinden çok küçük veya çok büyük hiç tanımadığı insanlarla, sağlıksız bir şekilde gizli, saklı görüşerek, gideriyorlar. Bu durum bir başkasıyla yer değiştirerek, devam ediyor. Çeşitlilik yaşanırken mutluluk oluşamıyor, daha iyisini arayıp bulmak ise, hastalık halini alıyor. Bu karışık yaşamın içinden kendini çok az kişi kurtarıyor. 

Bilhassa erkekler tarafından kadınlara ve çocuklara  yaşatılan taciz ve tecavüz olayları, cinsel açlığın giderilmemesinden  kaynaklanıyor.   BAKIYORLAR Kİ, ETRAFLARINDA RİSK YOK, KADINA ZATEN KİMSE İNANMIYOR, RAHATLIKLA İSTEDİKLERİNİ YAPIYORLAR. 

Sorumluluk nedir bilmez birçok erkek, sözde yaşam tarzlarına ters ilişkileri, çok yüzlülükle yapıyorlar üstelik birde inkar ediyorlar.  Birkaç dakikalık zevk için spermlerine sahip olamayanlar vicdansız erkekler ise, istenmeyen ilişkilere ve gebeliklere sebep oluyorlar. Kendini hiçbir şekilde savunamayan kadını ve çocuğu ortada bırakarak, bir diğer ahlaksızlığa çekip gidiyorlar… Keyfi olarak yapılan hataların cezası, tek kişilik değildir, artık bunu öğrenmeliler. Artık çok kısa zamanda inkarları çürütmek için, geç değil… Her insanın, kan grubu, parmak izi, DNA’sı, spermi, önlem olarak önceden alınması gerekir. Toplumsal olayları çözmenin en hızlı yolu budur. 

Bunları yazmak insanların hayatlarına müdahale değildir, insanlar tercihlerine göre yaşarlar ancak istenmeyen şeyleri zorbalıkla yaşatamazlar. Yürekleri varsa oldukları gibi görünmeliler. Fakat görünemezler. 

EN BÜYÜK SORUN.

KARŞI CİNSLE DÜZGÜN BİR ŞEKİLDE YAŞAMAYI ÖĞRENMELİLER. İnsanlar,  karşı cins olarak bilhassa kadını, cinsel obje olarak görmekten vazgeçmelidir. Cinsellik, düşünüldüğünde haz aldıran, yaşandığında bedeni rahatlatan, kıymetli bir sevgi alışverişidir. Sapıklık değildir. Bir değeri ve anlamı vardır. Elini öptüğünüz, baba, amca, abi diye sarıldığınız insanların sizi hayal ederek rüyalanması değildir, önce bunu bir ayırt etmeyi öğretmelidir. 

DOYMUŞ İNSANLARIN SUÇ İŞLEME İHTİMALİ  NEREDEYSE HİÇ YOK GİBİDİR. DOYGUNLUK, SADECE CİNSELLİĞİ İÇERMİYOR , SORUNLARINI BİLENE VE ONLARI YAŞAYARAK GİDERENE, DENİYOR.  Bir insanın evli olması, maalesef cinsel doyuma ulaşmış anlamını taşımıyor.  Birçok hatalı insan, aynı evde ayrı yaşamayı sürdürerek, sorunlarını çözmek yerine, başkasının başına bela ediyor. 

ÇÖZÜM,

Doğada cinsellik söz konusu olunca, yaşamdaki tüm değerler önemini yitiriyor. Dünyada her şey zevk üzerinden yürüyor ancak, kapalı kapılar ardında yaşandığı için, görünmüyor. Zorbalıklar şahitsizlikten feragat ediyor. Yasaklar bir gün ortaya çıktığında ise, utandırıyor.

KADIN ERKEK AYRIMI YAPMADAN HER İNSANIN SAĞLIKLI BİR CİNSEL YAŞAMI OLMASI, İNSAN HAKKIDIR.

HUZUR EVLERİ, CEZAEVLERİ GİBİ VB. TOPLU YAŞAM MERKEZLERİNDE, KADIN VE ERKEKLERİN CİNSEL İHTİYAÇLARINI KARŞILAYACAK YAPAY TASARIMLAR, BANYOLARDA KULLANIMA AÇILMALIDIR.

İNSANLAR, İHTİYAÇ DUYMALARI HALİNDE ÖZEL BİR OKULDA TERCİHE GÖRE GÖREREK VEYA DOKUNARAK, CİNSEL YAŞAM DERSİNİ ÖĞRENMELİDİRLER.

BELEDİYELER GÜVENLİ KURUMLAR OLDUĞU VE HALKI DAHA YAKINDAN TANIDIĞI İÇİN, İNSANLARI TANIŞTIRMALI, YALNIZLIKTAN KURTARMALIDIR YANİ EVLENDİRME MERKEZLERİ İHTİYAÇTIR.

SORUN, İHTİYAÇLA KARŞILANDIĞINDA HALLEDİLİR.

Görüldüğü gibi, aile, kültür, din kaybedilmedi, hâlâ önümüzde… Ondan vazgeçildi. 

Kadın som altındır, kıymet bilene…

Kültür habercisi; Deniz Kakanaş