Yaşamı bir menü olarak düşünelim. Sıcak veya soğuk başlangıçlarla servis edilir ve metazori bir şekilde sırasıyla devam eder. İster size hitap etsin, ister etmesin, ister yiyin, ister yemeyin, önemi yok…
Menü denildiğinde akla gelen ilk şey, yemektir.
Menü, yemeğin sıcak ve soğuk başlangıçlarla başlayarak, servis düzenine göre eksiksiz sunulmasıdır. Yemeğin amacı her neyse ona göre zaman seçilir, gün içindeki zamana uygun menü tabak hazırlanır ve kim ile pazarlık yapılacaksa, masaya oturulur. Tabağın içindeki satışa sunulan kaliteli menüyü, benzer ürünlerle değiştirerek yarı fiyatına indirebilirler, her şey istenilen menüyü hazırlayana bağlıdır. Menü seçiminde kullanılan malzemeler herkese hitap etmez dolayısı ile önümüze gelen tabağı kabul etmiş oluruz.
Önümüzdeki tabak, hayatımızı mahfedecek kadar tehlikeli olabilir. Nedeni ise masada oturanlardan biri gut hastası olabilir, (Gut, romatizmal bir hastalıktır. Kırmızı et, yağ, maya içeren ürünleri ve birçok sebze yiyemez veyahutta ölçülü tüketebilir.)
Bir diğerinde çölyak hastasıdır ve glutene karşı hassasiyeti vardır ki, tüm tahıllar gluten içerir.
Bir diğeri vejeteryan olabilir ki bu konuda mutfaklarda etsiz yapılan birçok şeyin içinde et suyu da olabiliyor. Birçok kişinin ise bir takım şeylere alerjisi olabilir gibi çoğaltılabilen bu örneklerden dolayı, yapılan tabağın içindeki her malzeme bilinmeli, ve bu ayrıntıları düşünüp ona göre menü hazırlanmalıdır.
Ziyafetlerde sunum muhteşem olabilir ancak masada oturan kişiler, birbirinden farklı yemek yerler. Kimi çok hızlı yer, tabağını siler süpürür. Kimi, yemeğin içinde damağına uymayan tadı reddeder, geçiştirir. Kimisi de davette olduğu için bozuntuya vermeden sakince yiyormuş gibi yapar ve tabaktaki yemeği zamana yayarak tüketirler ancak ayrıntıları gözden kaçırdıkları için yemek sonunda, sonuçlarına da katlanırlar.
Bazı menüler ise gerçekten kültürdür. Mesela Malatya araştırmalarımızda YOL AÇAN DİYE BİR YEMEK KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRENDİK. Aslen Malatya Akçadağ yöresine ait olduğu söylenen kömbe, geleneksel olarak misafire yapılır ve pişirildikten sonra ortası delinerek, o anda en büyük kişi kimse, ortadan bir dilim alır ve ziyafet başlarmış. Kömbe, Malatya Doğanşehir Polat köyünde-mahallesinde kül kömbesi olarak biliniyor ve eskiden düğünden yedi gün sonra gelinin kendi annesine gidebilmesi için yapılır ve yol aça gidilirmiş. Kül kömbesi, iki adet elde açılmış yufkanın arasına serilen kavurma ile yapılan, kenarları nakış nakış işlenen hamurdan yapılırmış. Odun ateşiyle yakılan ateş, küle dönüşmek üzereyken, üzerine konulan sacın içine, hazırlanan kavurmalı kül kömbesi serilir, üzerine kapatılan diğer sacın üzerine yığılan ateşle pişermiş. Her kömbe, sütlü tepsi-sütlü sini denilen tepsilerde kişilerin ellerine verilir, tek tek giderlermiş. Aynı gün ziyaret yapılıp, ziyafetler bitince, gelin kızı da yanlarına alarak evlerine götürürlermiş. Kız annesinin evinde arzusuna göre bir yada birkaç gün kalarak, kendi evine dönermiş. Artık yol açılır, iki aile arasında gidiş geliş başlarmış.
Diğer bir düğün geleneği ise haftalık ve on beşlikmiş. Malatya yöresinde düğünden bir hafta sonra kız, damat ve ailesiyle anne ve babasının elini öpmeye gelir. Diğer hafta on beş günlük gelin olan kızın evine, bu sefer kız tarafı büyük bir sini içine dizdiği kurabiyeleri kurdale ile bağlar geleneksel olarak gidiş gelişi açarlarmış.
Daha güzeli de var. Yine Malatya yöresinde hayfene denilen paylaşımın en güzel kültürü insanı çocuklaştırıyor. Hayfene, çocukların sokakta oyun oynarken evlerinden aldıkları yiyeceklerle sokak eğlencesiymiş. Akşamdan evden hazır yada pişmemiş malzemeler toplayan çocuklar, sokağın bir köşesinde toplanırlarmış. Eğer pilav gibi bir şey pişirilecekse biri bulgurunu, biri yağını verirmiş ve eksikler tamamlanır, bir bilge kadına yaptırılırmış. Eğlenerek, oynayarak yemek yiyen çocuklar, yemek sonrası oyunlarına kaldıkları devam ederlermiş.
Ana yemek, ara yemek, düğün derken bir yemekte binlerce kültür meydana çıkmaktadır. Ne kadar zengin bir kültüre sahibiz, hepsi ayrı bir menü olur. Masal gibi değil mi. Keşke o masalı şimdide yaşasak. Hepimiz bir malzeme toplayıp, birlikte çocuklaşsak ve beraberlik içinde yemeğimizi yesek…
İşte hayatta yaşadığımız her şey, başlangıç, ana menü, tatlı gibi kaliteli-ucuz farklı menüler sunar bizlere, mutluluğun tadı gibi… Mutluluk, bir adımla başlayabilir.
Başlangıç, kelimesi kulağa ne kadar da hoş geliyor…Başlamak, her şeyin ilki… Saf ve tecrübesizce, ancak heyecanlı dönemlerimiz… İlk deneyimler… İlkler… Zaman zaman hatırlanırlar.. Başlangıçlar, önemli hatıralar ve hatalar içerir. Konuşulmazlar, içimizde yaşarlar ve unutulmazlar…
Başlamanın karşısında bitiş vardır. İlk ve son gibi. Arasındaki zaman en kıymetli olandır.
Sinema görsel bir öğretme sanatıdır. Genellikle senaristler ve kurgucular, izlediğimiz birçok filmin içine, müziğine yada görüntüsüne, normal yoldan öğretemedikleri birçok şeyi işlerler ve farkına varamayacağımız birçok amaçla taa içimize kadar girerler. Jenerik filmin başlangıcıdır. Eğer jenerikte iyi bir kurgu yapılmamışsa, film heyecanını yitirir ve sürükleyici duygu kaybolur, gider. Kurgu, filmi nasıl isterse, öyle göstermek demektir. En kötü görüntüyü bile çok iyi bir kurgu ile muhteşem yapabilirler. Başlangıç her işte aynıdır, yemekte, filmde, bir kitabın ilk sayfasında, yeniliklere adım atarken, hep aynıdır.
Hayatımızdaki bazı süreçler ise kendi kendine başlar ve birileri tarafından devam ettirilir, sonu ne olur!!! Sürecin ne olacağını kimse bilemez.
Her işte başlangıç nasıl olursa, öyle devam eder diye bir tabir vardır. Demek ki ne kadar iyi başlarsak başlayalım, başlangıcı kendi başımıza yaptığımız, ana menüyü de başkaları hazırladığı için, uyum sağlayamıyoruz. Hemen arkasından getirilen tatlı – kahve- çay ise, hatır bıraktığı için, yemeğin tadına kanıyoruz.
Bazen hayatın içine ortasından, bazen de sondan başlayabiliyoruz, her şey insanlar içindir.
Anadolu yöresinde Bat, kalabalık toplantılarda yapılan yöresel bir yemektir, ancak bir ana yemek olduğu halde, başlangıçta servis edilir. Bat, kısaca haşlanmış yeşil mercimekten yapılan sulu salatası gibidir, soğuk yenmektedir. Yeşil mercimek haşlandıktan sonra içine çok az ince bulgur atılır ve bulgurun şişmesi beklenir. İçine ev salçası, bol limon suyu, doğranmış taze yeşil soğan ve dereotu eklenerek kocaman bir kazanda karıştırılır ve tabağa alındıktan sonra, bir parça salamura yaprakla servis edilir. Tabaktaki salçalı suya kalın bir dilim ev ekmeği batırılır. Malatya ağzıyla söyleyelim ki lezzetine lezzet katalım, ağzımız sulansın. Üzüm yani bal teveği denilen asma yaprağından bir tanesini sol elinize açıp içine bir kaşık harçtan, bir lokmada ekmekten koparttıktan sonra, elle büzülür ve tabaktaki suya batırılarak, yenir. İçinde yağ yoktur ancak bat, tabaklara alındıktan sonra bazı yörelerde iri dövülmüş ceviz karıştırılır. Ceviz malzemelerle mercimeğe konulduğunda, bat’ın suyunun kırmızımsı rengini bozmakta ve su içinde şişen cevizler, lezzetsiz olmaktadır. Mercimek bitkisel proteindir ve yöresel yemeklerimiz arasında çok faydalı bir yemektir. Geleneksel bat yöresinde yendiğinde, her şey sofradan alınır ve çok zengin bir kahvaltı sofrası hazırlanır. Kahvaltı ve çay, bat yemeğinin ütüsüymüş. Hazmetmek için mutlaka hazırlanırmış. Yani ister başlangıç ile ister ana yemekle başlayalım, başından sonuna kadar yenen-yapılan her işe temiz bir ütü GEREKİYOR, sindirmek için…
Doğada hergün günle birlikte başlayan ve akşama kadar devam eden döngü, yeni başlangıçlara sebep oluyor. Biri bitiyor, diğeri başlıyor. Hayatımızın içinde farkında olmadan başlayan, başlamadan biten, başlayan ancak yarım kalan, halen devam eden, hiçbir zaman sonuca ulaşmayan binlerce hikaye vardır. Yaptığımız bir çok yanlışlık hata gibi görülse de yeni bir başlangıç olabilir, bilemiyoruz.
Başlattığımız ve bitirdiğimiz her şey aslında bizim asli düşüncelerimizdir. Yaşam koçluğunda bir öğreti vardır. Soru sorarlar, mesela bir konu hakkında fikir isterler. Bu fikri söylediğiniz beş kişinin size söyleyeceği yorumları öğrenmek isterler. Mesela diyelim ki evlilik yapmak istiyorsunuz ve bunu tanıdığımız beş kişiye söylediniz. Biri ailemizden biri olsun. Siz biri var, seviyorum dediğinizde hemen nereli olduğu - işi gücü var mı diye sorarlar. Durumu bir arkadaşınıza açsanız, zengin mi, sizi rahat ettirip ettirmeyeceğini sorar. Başka biri, iyi düşün öyle karar ver,hemen aceleye getirme der. Bir diğeri boş ver dene, mutlu olmazsan ayrılırsın, der. Yakınınızdan biri, her konuda yanınızda olduğunu söyleyerek, arayı çok uzatmadan, dedikoduya sebep olmadan, bir an önce evlenmenizi söyler. Siz ise herkesten “SEVİYOR MUSUN” sorusunu duymak istersiniz ancak onu sadece kalbiniz söyler. Oysa duyduğunuz bunca şey onların değil, sadece KENDİ DÜŞÜNDÜKLERİNİZDİR. Karşınızdaki kişilerin size söyleyecekleri yorumları bildiğinize göre, sormanıza da gerek yoktur. En büyük güç karar verme mekanizmanızı çalıştırmak, hayat menüsünü gösterişli hazırlayarak, doğru bir şekilde sunmaktır. İşte hayat bu kadar kolay ve güzel…
Bir menü, bütün olarak içimize girip mide asidimizle karıştığında, parçalanarak hazım olur. Bazen hemen bazen ise uzun zaman alır, ancak nihayetinde sonuca ulaşır.
Başlayan ve halen sonuçlanmayan sevdalar ise hayatın ortasındaki menü oluşamadığından, değerini kaybeder. Sevda da iki kişi arasındaki menüdür. Ortada malzeme yoktur ancak, girer kalbe yerleşir ve artık aklın hükmü geçmez. Hayal edilen birçok şey, sevda ateşinin üzerinde pişirilir.
Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki; bir bütün olarak içimize sığmaz, sevdiğimiz insana doğru yayılır. Onda kendisini durduran başlangıç noktasına doğru geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur. İşte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür. Bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir. MARCEL PROUST
Fuzuli derki;
Âşiyân-ı murg-ı dil zülf-i perîşânundadur.
Kande olsam ey perî gönlüm senin yanundadur.
Gönül kuşunun yuvası senin dağınık saçlarındadır.
Ey sevgili nerede olsam gönlüm senin yanındadır.
Doğmak bir başlangıçtır hayata. Son ise kaçınılmazdır. Ancak hayatın menüsünü hazırlamak ve sunmak, kendi arzumuza kalmıştır.
Bazen tabaktaki menü insan ilişkilerinin iyi olduğu masada şifa, aynı tabak kişilerin zalimliklerinden zehir olabilir.
Başlangıçlar ve bitişlerin ortasında kaldığımızda ana menüyü hazırlarken herkese hitap eden, bir menü olmalıdır… Tadında… Biri olmadan, diğeri olmamalıdır…
Hani kitabın tam ortasından kopartıp, diğer yarısının her türlü eksik kalması gibi…
Her şey yarımdır, birlikte tamamlanır…
Başlangıcı yapın, ortak menüyü tadın….