Image

Zor ve kolay iki zıt kelime, hayatımızın her alanına önemli yön verirler.

Dünya kuruldu kurulalı zorluklar, birçok zayıf kişiyi pes ettirmiştir. Oysa zorluğun karşısında kolaylık vardır, zoru aşmak için çalışmak yerine, kabullenmiş, çile çekmişiz. Manevi anlamda düşünürsek, zorluk çekmenin bizleri gerçek anlamda olgunlaştırdığına inanırız. Bizler, kolaylık ve zorluklar hakkında çok şey konuşur, tartışır ancak hayatımızda zor’ u kolay’ a çevirme gereği duymadan sorunlarla yaşarız.
Hatta bazen karşımızdaki kişilerin hayatları zorlaştırırız.

İnsan yaşamında zorluklar var ancak zorlaştıranlar daha çok var. Hatta komik ancak, zoru severiz..

Hayatı kolaylaştırmanın yollarından biri, pratik düşünceye sahip olmak  diğeri ise alternatiflerin peşinden giderek, konu üzerinde eğitim almaktır. Bazen de görülüyor ki ne kadar eğitim alırsak alalım ufak tefek kendi sorunlarımızı bile çözmekte güçlük çekiyoruz.

BABALAR GÜNÜNÜ KUTLADIĞIMIZ BU AYDA, BABALARIN EŞ VE ÇOCUKLARIN HAYATINDA, BABADAN ÖTE TAMAMLAYICI BİR ERKEK OLMASINI DİLERİZ çünkü eşler arasındaki anlaşmazlıklarda kadını mağdur eden veyahut kendisinden ayrıldığı için kadının sürünmesi isteyen erkekler, geride bıraktığı aile yaşamını zorlaştırmaktadırlar. Aile yaşamı zorlaştığında, ailesi tarafından yapılan uygunsuz yorumlar, çevrenin aileye kötülük yapmasını kolaylaştırmaktadır. Sevmek, hayata sevgiyle bakmak, oluşan sorunları ilk günkü gibi sevgiyle çözmek, kadınların ve çocukların yaşamında gerçek bir dost olarak var olduğunu hissettirmek, hepimizin hayatını kolaylaştırır.  Sorunları sakince çözmeyi beklemek, bazen dağılan aileleri birleştirmektedir. Şiddet, insan hayatındaki çözümleri nefrete dönüştürdüğü için, zorlaştırmaktadır.

Can Yücel ne güzel söylemiş; Bir insana zorla sevdiremezsin kendini, bana güven diyemezsin. O bunu hissetmiyorsa tek bir şey söyleyebilirsin, sen bilirsin. 

Hayatımızın yükünü alan kişiler – işbirlikçilerimiz, işimizi hafifleten iş ortaklarımız, çalışanlarımız, her şeyimizi emanet ettiğimiz yabancılardır ve yabancılar bizim zorluklarımızı yüklenerek, bazen en yakınlarımızın yapamayacağı kolaylıkları yapacak kadar fedakardırlar.

Bilerek yada bilmeyerek kimlerin hayatını zora soktuğumuzu, kimlerin hayatını kolaylaştırdığımızdan haberdar bile değiliz. Tıpkı ürettiğimiz ürünlerin kimlerin ellinden geçtiğini, hangi amaçlarla, nerede, nasıl kullanıldığını bilmediğimiz gibi…

Birçok meslek için yıllarca okullara gidilir. Birçok konuda tonla para harcanarak araştırmalar yapılır ve bu çalışmaların sonucunda zor ile kolay arasında neden bu kadar açık bir uçurum vardır, bilinmez…

Belli bir mevki isterseniz, kişiye sorumluluk verilir ve şimdiye kadar gelmiş geçmiş yönetimin yapamadığı farklı bir şey yapılması istenir. Düşünürler, düşünürler sonunda kendi şirketlerinin menfaatine, insanların aldatılmasına yol açan bir yenilik koyarlar, önümüze. Zaten amaç, genelde iş verenlerin işlerini kolaylaştırmak, çalışanların işlerini zorlaştırmaktır. İnsanı, insanca düşünen pek çıkmaz. 

Bunlardan en sinir bozucu olanların birkaç tanesini sıralayalım.

-- Bazı insanlar gerçekten şaşırtıcıdırlar. Hurdacılık yaparken birden bire hiç bilmediği bir işe atılarak, çevrenin ilgi odağı olma fantazisi yüzünden, görkemli bir lokanta açıp, birden bire iş adamı olurlar. Oysa kişi hayatını riske atarak zorlaştırmaktadır. İnsanlar hiç yapmadığı işi kolaylaştırmak için en azından çok azda olsa eğitim almalıdır. Bu yüzden birçok işimiz düzgün değildir. Sonrası tabiî ki hüsran. 

--İşletme sahipleri, işletmelerini garanti altına almak, bir batarsa diğeriyle yola devam etmek için başka iş alternatifi ile kendilerine göre tedbir alırlar. Bazı işletmeler ise tutulmadığında hiç bilmediğimiz farklı isimle evimize girerler. Bilhassa okunan dergi-kitaplar bu yolu izlerler. Bu tedbirlerle gerçek işinde de doğru dürüst çalışamayan işletmelerin bir çoğu kendi iş alanında gelişmek yerine farklı işlerle başkalarının önüne geçerler ve bilmeden birçok işletmeciyi mağdur ederler. Bunlardan bir tanesini misal verecek olursak otobüs firmalarıdır. Birçok otobüs firması mola verdiklerinden gıda işine soyunmuş ve dalında da başarılı olamamışlardır. Mesela bir otobüs firması neden zeytin-zeytinyağı satar anlaşılır gibi değildir. Zeytinyağcı zeytinyağı satmalı, otobüs işletmecisi, yolcuları emniyet ve memnuniyetle taşıma işinde iyi olmalıdır. Kendi işlerini de zora sokan bu kişiler başkasının işlerini de zorlaştırmakta hatta haksızlık yaparak birçok kişinin önüne geçmektedirler.

--Seçimlerde oturup kalmadığımız, tanımadığımız kişileri aday gösterilmesi hem doğru bir davranış değildir hem de hepimizin hayatını zorlaştırır. Sırf birilerine yakın diye tanışmadığı kişiyi kabul etmesi düşünülemez. Yöresinde yaşamayan kişiler, halkın sorunları dert gibi dinler, sorunlarla iç içe olmadığından kendi davasına yakın olan kişilerden aktarılan birçok şeyde doğru değildir ve sonuç itibarı ile sorunları tanımayanlara zorluklar, zor gelmektedir. İşin kolayına kaçmak ile bir işte samimi olmamak aynı şeydir. Bu durumun düzelmesi için birgün gelecek, herkes kendi kendini yöneterek ve sorunlarıyla baş etmeyi öğrenecek. En azından beklenti içine girmeden bir adım atarak hayatını kolaylaştıracak, sorunları kendi çözecek. Sokağa çöp atmamak gibi. Kendi çöpünü sokağa atmayan kişi başkalarının hayatını kolaylaştırır.

--Binlerce ev yapılıyor ancak sağlam olmadığı gibi  ileri teknoloji devrinde bile, evlerin dışı ve içi engelli bir vatandaşın kullanımına göre değildir. Gözlerimizi bir hafta bağlayalım ve engelli olduğumuzu düşünerek bir  evin içinde yaşarsak, her şeye uygun kolay kullanımlı evler tasarlar, bu işi kullanışlı yapmayı öğrenebiliriz. Işıklar kesildiğinde bir saat bile dayanamıyoruz, oysa bizim aydınlık olduğunda görme şansımız var, ya! karanlıkta yaşayanlar….

Başımıza kaza, bela gibi bir durum geldiğinde her şeyi sil baştan yapmaya çalışmaktayız. İhtiyaçlar çok lüks değildir, lükse girmez. Mesela mutfak tezgahları, lavabo gibi hayati gerekli her şey,  indirilebilir, kaldırılabilir olmalıdır. Mutfaklar lüzumsuz dolaplarla doludur. Her dakika kullandığımız tabak, bardak, tencere, baharat yada malzemeler göz önünde olmalıdır.

Sadece elleri çalışan bir engelliyi düşündüğümüzde evin her yerine yere ulaşması kolay olmalıdır. Evlerin içlerinde, tutunarak yürüyebileceğimiz demirler olmalıdır. Evlerimize engelli misafir geldiğinde, taşımak yerine kimseye muhtaç olmadan rahatça gelebilmelidir.

Evler o kadar kullanışsız yapılmakta ki, her gün yıkadığımız balkonda, bahçede, merdivenlerde  su çeşmesi bulunmamaktadır. Apartmanda merdiven silenler, kapı kapı su isterler, oysa apartmanın her katında çeşme ile takılı hortum olmalı, herhangi bir afette kullanıma hazır bulunmalıdır.

Balkonlarda fiş takacak bulunmadığından halen çirkin görüntüye sebep olan uzatma kablosu kullanmaktayız. 

Her evin yatak odasında minikte olsa bir duş olmalıdır. Eskiden odalarda yıkanmak için çağ denilen yerler varmış. Sadece bir çeşme, suyun gidebileceği bir delik, yıkanmak için oturak, bir küçük tüp ve üzerinde su ısıtmak için kazan. Kullanım daha pratikmiş. Evde soba varsa, elbette tüpe ihtiyaç yokmuş. Bir güğüm sıcak su, günün her anı bulunurmuş. Birbirimizle yaşama mecburiyeti doğduğunda, yaşam şeklimizin zorlaşmaması için yatak odalarında mutlaka duş olmalıdır. Bir evin yatak odası duşu olduğu için, lüks sayılamaz.

Evlerdeki banyoların yıkanma yeri değil de çamaşır yıkama, kurutma  ve ütüleme ve dağınıklığı toplama  yeri  olarak kullanılması, hayatımızı oldukça kolaylaştırır.

--Çevrecilerin unuttukları en önemli şey ise sigaradır. Çevre için birçok eylemler yapılıyor ancak sokaklar sigara çöpleri ile dolu… Sigara açık alanda içildiği zaman bile, temiz soluk alamadığımız için hayatımızı zorlaştıran, sağlığımızı kolayca elimizden alan en kötü alışkanlıklardan biridir. Üstelik sokakları süpüren kişilere kişisel yüktür. İnsanların ellerindeki çöpleri hafifletmek isteyenler, sigarayı bırakarak, insanların çalışmalarını zorlaştırmamalıdırlar.

--Hayatımızı zorlaştıran en önemli sinir bozucu şey ise, çıkmak bilmeyen etiketlerdir. Etiketler yapıştıkları yerden kolay sökülmediği gibi, çıkartılmaya çalışıldığında kirli bir iz bırakırlar. Şimdiki yapıştırıcılar ise çıkmayan türdendir. Birçok ürün bu yüzden, ya zedelenmekte, yada çöpe atılmaktadır.

--Mutfaklarda kullanılan çöp poşet içleri, bölümlerden oluşmadığı için, kağıt, plastik, cam, sebze, kullanılabilir atık, esas çöp gibi ayrı ayrı bölümlere atılamamaktadır. İnsanı oldukça rahatsız eden bu duruma çözüm bulabilen çıkmamıştır. Evlerdeki atık eğitimleri ne kadar küçükten başlarsa başlasın, çöpü, kullanılmış yağları alacak şirketler yetersizdir.

--Büyük marketler çıktı çıkalı, hayatımız zorlaştığı gibi, hal, hatır sorma kalmadı. Marketlerde birçok ürünü bir arada bulabiliyoruz. Sağlıklı veyahut sağlıksız tartışılabilir. Küçük esnafı bitiren, insan yaşamını kolaylaştırmış gibi görünen marketler, insanlara her şeyi daha ucuz sunuyor, hatta bazen pazardan bile ucuz olabiliyor ancak birçok işletmenin kurnazca yapılan kandırmaca taktiklerini de unutmamak gerekiyor.

Bir markete gidin ve reyonlardaki tüm ürünleri dikkatlice inceleyin.

Hangisi hayati gerekli, hangisi katkı maddesiz yapılmış, hangisi gerçek anlamda gerçek ürün…

Bir çok ürününün asla besleyici değerinin olmadığını ve ülkemizde yeterli herşey olduğu halde yerli firmaların isimleriyle, ithal edilmiş olarak soframıza geldiğini görebiliriz.

Birçok üründe kimseye farkettirmeden yavaş yavaş azaltmalar vardır ve insanlar verdiği paranın karşılığında yeterince besin alamamaktadırlar.

Artık birçok ürün kuş gibi kaldı. Gıda hilecileri yiyecekleri azaltarak kurnazca çalıyorlar ve zekice yapılan bu aldatmacayı bilen birçok işletmeciler yani kocaman kocaman marketler, bu durumu bildiği halde göz yummaktadırlar.

Bir çok ürünün fiyatının değişmediğini ancak ürünlerin içeriğinin kimsenin ruhu duymadan avuç avuç azaldığını takip edebilirsiniz.

Sadece gıdada değil bazı ilaçlarda da aldatmaca, gözle görülür biçimde devam etmektedir.

Mesela ilaç sıra sıra 6 adet diziliyken fark ettirmeden birini alıp 5 tanesini yan yan dizmişlerdi. Bu zekice hazırlanmış bir aldatmacadır.  

Yağları dikkatlice inceleyin hatta daha önceki yılların dökümlarını talep edin, göreceksiniz 2 lt sandığımız yağlar 250 gr daha az vs. vs…

Eskiden aldığınız birçok ürün ile bugünkü her hangi bir ürün arasındaki farkı incelerseniz görebilirsiniz.

Her gün kâse dolduran çekirdek poşetini takibe almıştım. 

Önce 150 gr’dı 1 TL idi. Daha sonra 148, 138, 130 oldu. Sonrasında uzun zaman almaktan vazgeçtiğim için aynı fiyatı duruyordu şimdilerde 75gr.

Kadınlar gününde kendilerini arayarak, çekirdeğin insan psikolojisi üzerinde etkisi olduğunu, yalnızlığa arkadaş olduğunu, kalabalıkların vazgeçilmez sohbet ikramında kullanıldığını, kadınların kalsiyum ihtiyacını karşı aldığını ve her seferinde aynı döktüğümüzde kâseden bir avuç azaldığını fark ettiğimi ve bununda vatandaşın sağlığının cebindeki parayı bilmeden çalarak hırsızlık olduğunu söyledim.

Genelde pasta ölçüleri standart olarak 250 gr’dır ancak şimdilerde artık ürünler 200 gr indiğinden ölçüler zorunlu olarak değişmiştir.

Yani tarifi uygulamak için iki adet aldığınız kremadan 250 gr tamam olması için, diğer kremayı açıp 50 gr aldığınızda, artan krema ziyan olduğundan  israfa neden olmaktadır.

Gelişmişliğin getirdiği yeniliklerden birkaç tanesini sıralayalım. 

---Market içlerindeki bir türlü oturtulamayan sistem her lüzumsuz  kartlarıdır. Kartınız puan toplar, indirimden yararlanırsınız gibi görülür.  Sonrasında birde bakmışsınız ki kazandığınız bir sürü puan, onların belirlediği tarihte kendiliğinden yok olur gider. Bu bir kandırmacadır. Kazanılmış hak bakidir. Alış veriş yapan kişiler yanlarında kart olmadığı zaman kartı başkasından geçirmek zorunda kalıyor ve ve gerçek alış veriş yapan müşteriyi marketler tanımıyor. Çok yakın zamanda kart kalabalığından kurtulmak için yapılan şikayete olumlu cevap geldi ve ufak bir yazılım ile yani telefon numarasını söylediğimizde alışveriş sanal karttan geçerek hayatımızı kolaylaştıran market yanımızda kartı taşımaktan kurtardı. 

---Müşteriyi yormanın yollarından birisi de reyonlardaki ürünlerin yenilikler nedeni ile yerinin değiştirilmesidir. O kadar yorgun haldeyken alacağınız belirli şeyleri alıp çıkmak varken, birde bakıyorsunuz ki fazladan birkaç parça daha almışsınız. Belki de aşırı yorgunluktan ve mutsuzluktan alışveriş kabusa dönüyor.

---Şimdilerde kasalarda, şu indirimde, bu indirimde diye gereksiz şeyleri metazori ile satış yapılıyor. Bir müşteri hayır demekten mutsuz olabilir, bunu düşünmüyorlar. Her seferinde kasada böyle bir şey ile karşılaşmak hoş bir davranış olmuyor.

Para kazanmak uğruna vatandaşın sağlığını hiçe sayan ve gıda sektörünün düzelmeyen çirkin yüzünü desteklememenin en güzel yolu, tepkidir.  Mutfak bizlerin yaşamak için ihtiyaç alanıdır. Elimizden haksız yere besinlerimizi alanlara karşı bilinçli tüketici olmak, hayatımızı güzelleştirir. Tüketici olarak bunları bilmek, hepimizin hakkıdır. Bunları düzeltmenin yolu yoktur. Nereye başvurursanız vurun, herkesin kendine göre haklı bir sebebi, mutlaka vardır. Gıda sektöründe insan sağlığına yapılan hileler ve insan gereksinimlerinden gıdaların eksiltilmesi asla kabul edilemez bir şeydir, affedilmemelidir.

Can Yücel ne güzel söylemiş;
Yormak istemiyorum artık kimseyi, yorgunum zira.
Kelimeleri yan yana getiresim yok kendimi anlatmak için.
Yeni bir alfabe arıyorum konuşabilmek için.
Hiç söylenmemiş sözler duymaya ve yeniden cümleler kurmaya ihtiyacım var.

Yetmiyor bildiklerim...

Hayatı kolaylaştırın, zorlukları aşın.

2014

Kültür habercisi; Deniz Kakanaş