Her şey;
Sağlıklı ve Mutlu Yaşamak İçin...
Sağlıklı yaşam, akıl sağlığı ile oluşur.
İyi düşünceler, doğru beslenme şekli ile, insanı, insan gibi yapılandırır.
Dünyada insanlar için birçok çalışma yapılmış gibi görünse de, sorunlar bilindiği halde, düzelmiyor.
Aynı sorunlar dal budak oluşturuyor.
Sokaklarda yaşayanlar çoğalıyor.
Kimi yaptıklarında utanıyor, kimi dışlanıyor.
Düşenlerin birçoğu istemediği yaşamı sürmek zorunda kalıyor.
Kendiyle de, yapılan kötülüklerle de savaşamıyor.
Oysa insanın başına herşey gelebilir. Bazen isteyerek, bazen istemeyerek...
Bir insan, farkında olmadan birçok felakete bile sebep olabilir.
Düşünceler, eylemler, hareketler, sözler sıradan bir yaşamı, cehenneme çevirebilir.
Sonrasında bu kadar güzel dünyada yaşamak varken, herşey geç olabilir. Geride kalanlara bıraktıklarımız da önemlidir.
Doğa ve insan birbiriyle kaynaşmayı, insanlarda sorunları çözerek yaşamayı öğrenmelidir.
Çözümsel düşünen iki konuşmacıyı hayal edebiliyor muyuz. Ne mutlu bize...
Yaşama sorunsuzca tutunmanın tek yolu, her çaresizliğe kendimizi hazırlamaktır. Koşulların olumsuzlaşması halinde, kimseden korkmadan, utanmadan bir çıkış yolu bulmaktır.
Mutlu yaşam için, öncelikle hayâti birkaç gerekliliğe öncelik vermeliyiz.. Günlük yaşamda dümeni, tecrübe ile çevirmeliyiz.. Eğer dümen kilitlenirse, başka bir alternatifimiz mutlaka olmalıdır. Bunlardan en önemlisi kimseye muhtaç olmadan yaşamak, korunmak, barınmak, doymak ve kendimizi kimseye yük etmeden, taşımaktır.
Hayata öncelikle okuma - yazma öğrenerek başlamak gerekir. Okuduklarımızı anlayacak, hayatımızı kimsenin eline bırakmayacak, hesabımızı, kitabımızı görecek kadar, okuma yazma bilmeliyiz.
Suya düştüğümüzde veya sular her yanımızı sardığında, suda çırpınmak yerine, sudan kurtulmak için, yüze bilmeliyiz.
En büyük kişisel özgürlük araba kullanmaktır ve en azından kendimizi taşıyacak, yolda kalan bir sürücüye yardım edecek kadar, araba kullanmalıyız.
Herhangi bir doğal afet yada felaket halinde aç kalmamak için, ekmek-yemek yapmalıyız.
Bugünün şartlarında bilgisayar kullanabilmek, proje eğitimi almak, işaret dili ve yabancı dil oldukça önem arz etmektedir. Öncelikle öğrenmemiz gereken her şeyi, bizleri eğiten herkesin bilmesi gerekir.
Toplum Geliştirme; Karşılaştığı birçok şeyden oluşmuştur yani her şey olduğu gibi, abartısız... Resimler birçok şey anlatırlar ve yorumladığınız gibidirler. Geçmişi unutturmamak için birçok çalışmayı yayınlar.
Toplum Geliştirme Derneği; İNSAN YAŞAMININ KALİTE STANDARTLARINI YÜKSELTMEK İÇİN HAYATİ GEREKLİLİKLERİ ÖĞRETEREK TOPLUMUN KAPASİTESİNİN GELİŞMESİ VE iSDiHDAM SAĞLAMAK AMACI iLE KURULMUŞ BİR DERNEKTİR. SADECE İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÇALIŞIR.
Yöresel Kültür Sokağı; Ülkemizdeki tüm illeri tanıtacak giyim kuşam, halk oyunları, yöresel yemekler gibi, ilk bakışta görsel olarak akılda kalan işletmelerle bir sokakta kurmayı planlayan, kültürlerin, günlerin önem ve anlamını yaşatacak bir festival yeri olacaktır. Kurulduğu her yerden kültüre katkı sağlayarak, ses getirecektir. Daha sonra tüm illere yayılarak büyüyecektir.
Öğretmensiz Okul; Sizi, siz yapacak tek yoldur. Mutfakla ilgili yemek kültürümüzü gelecek kuşaklara doğru taşımak için, orjinal tarifleri yerinde çalışarak, başından sonuna kadar öğretici tekniği ile arşiv yapar. Zamanı geldiğinde okul olarak kurulacaktır. Türkiye yöresel halk kültürünü ve Dünya mutfaklarındaki teknikleri kendi ülkesine meslek olarak ücretsiz öğretecektir. Öğretmensiz okul, bize kadar kültür değeri koruyan yemekleri sanki kendi icatlarıymış gibi insanlara ücret karşılığında öğreten okulların karşısındadır. Yerli veya yabancı kültürümüze hayran olan ve öğrenmek isteyen herkese kapımız açıktır. Yemeğin çözemediği hiç bir sorun yoktur. Buyurunuz soframıza.
İnsan sağlığı Dünya'da her şeyden önemlidir. Sağlıklı beslenmek ise günlük yaşamımızda en büyük ihtiyaçtır.
Amaç, kendimize daha iyi bakabilmek, ailemizdeki bireyleri daha sağlıklı besleyebilmek, kendi yöremizdeki ürünleri tüketerek, yörelerin kalkınmasını sağlamak, yemek sanatını, meslek olarak yapmak isteyenlere, isdihdam sağlamaktır.
Diyelim ki tanışmıyoruz. Ne fark eder ki!
Aynı Dünyada yaşıyoruz, suyumuz aynı, havamız aynı, çeşit çeşit olabiliriz ancak aynıyız.
Siz ve Biz, KARDEŞiZ...
Belki siz bize, yol açarsınız, belki size, biz yol oluruz, belki de beraber yürürüz :)
Eksikliklerimizi daha çok çalışarak, daha çok araştırarak, beraber yol alarak giderebiliriz.
Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmenin tek yolu, kültürümüzü iyi öğrenmektir.
Türkiye içinde zengin kültür çeşitliliği Dünya´nın hiç bir yerinde yoktur. Her yörenin farklı bir kültür zenginliği vardır.
Farkındalık, farklılıktır yani fark edilmektir.
Gönül isterdi ki;
İnsanlar yüksek bir taş üzerine çıkarak, özgürce ihtiyaçlarını, istediklerini, dileklerini, şikayetlerini düzgün bir uslüp ile söylesin.
Tüm Dünya bilsin ve öğrensin, diye.
İnsanlar gezdikçe, öğrendikçe, konuştukça, beraber yaşadıkça kitaplarda öğretilenlerden daha fazla bilgiye, daha çabuk ulaşır ve daha hızlı çözüme gidebilirler.
Böylece birçok lüzumsuz konu, kimseyi ne yorar, ne meşgul eder. Çözülerek gündemden düşer, gider.
Kim ne yaparsa yapsın ancak kendine ve kimseye zarar vermesin.
Kim ne kadar konuşursa konuşsun ancak hakaret etmeden anlaşılır bir şekilde söylesin.
Kim ne kadar severse sevsin, sevgisini söylemekten utanmasın. Sevgisini yaşayarak, paylaşsın...
Kim ne kadar gezerse gezsin, gördüklerini, yediklerini, karşılaştığı herşeyi mutlaka bir kenara kalıcı bir şekilde, yazsın.
Resim çekmek gibi yaşam; Sadece önümüzü görebiliyoruz...
Yaşam öyle anlaşılmaz bir döngü ki, her yaşanan şey resim karesi gibi, insan belleğinde depolanır ve yaşadıklarıyla birleştirilerek, düşüncelerde filme dönüştürülür.
Resim çekerken aldığımız kare, her zaman görebildiğimiz yerlerdir. Arka planın resmini çekmeye çalışırsak, ön planda görüntü kaybolur, gider.
Sağ tarafımıza bakarak gördüklerimizi fotoğraflar isek, önümüzü göz ucuyla görebiliriz.
Bir yeri fotoğraflamak için dönerken, hem sağımızı, hem solumuzu, hem önümüzü göremeyiz ancak, birçok şeyi hafıza belleğimize kaydederiz.
O yeri terk ettiğimizde aklımızda sadece çektiklerimizin nasıl olduğu kalır.
İçimizdeki güzel fotoğraf çekme duygusu taçlanır ve fotoğraf karesi içinde yaşamaya başlayarak güzel düşünceler oluştururuz.
Bir karesi resim, ağlatır, güldürür, özlemler içinde düşler kurdurur, bağrımıza bastırır, iç çektirir.
İşte o an, bir fotoğraf karesinin içine girip dört mevsimi yaşarsınız zamanı elinizle durdurarak.
Ancak resimlere baktığınızda, istediğiniz gibi çekilmemiş resimler için tüh - keşke dersiniz.
Artık geri dönüş yoktur o ana... Sadece düşüncenizde kalmıştır ve o düşüncenizdeki tabloyu ,sizden başka kimse göremez.
Kimseye anlatamazsınız. Anlatsanız da sizin gördüklerinizi göremezler.
İşte yaşamda da her şey doğaldır, resim gibi... Yaşandığı ile kalır... Bazen net, bazen bulanık, bazen de istemediğimiz bir şekilde...
Fakat gerçek...
Araştıracağız, görmek için arayacağız ve kendimizi tanıyacağız,.
Kendimizi tanıdıktan sonra insanlarla tanışacağız...
Sonrasında beraber yaşayarak yol alacağız.
EĞER KAPINIZI BİRİ ÇALARSA, MUTLAKA AÇIN...
İnsanlar durup dururken kapı çalmazlar. Mutlaka bir sebebi vardır.
Karşınızdaki insanı dinleyin, önemseyin, ilgilenin ve bir kenara not alın. Sonrasında ne olmuş, ne bitmiş, peşinden gidin, olumlu olumsuz cevabınızı bildirin, sorun, soruşturun... Ne kaybedersiniz.
Eğer kapınızı kapatırsanız, anlamadığınız dili çeviren, çevirmenin yorumlarına teslim edersiniz hayatınızı.
Dili çeviren kişi, nasıl yorumlarsa, öyle anlaşılırsınız...
Hayatta neler oluyor, neler doğru, neler yanlış gelişmiş, nelere sebep olmuşsunuz anlayamaz, öğrenemez, tutunamaz ve düşersiniz...
Karşınızda birisi var. Bir şeyler yiyor. Yediği şeylerin tadını biliyorsanız, hafifçe yutkunursunuz. O tadı alırcasına. Oysa ortada yiyecek yoktur ama hissedersiniz.
Karşınızdaki kişi bir şeyler yapmaya çalışıyor. Onun yaptıklarını biliyorsanız, onu anlayabilirsiniz, bilmiyorsanız, merakla bakınır gelişi güzel ileri, geri yorum yaparsınız.
Karşınızdaki kişi size heyecanla aşık olduğunu söylemeye çalışıyor, eğer kalbiniz sevgiye yol almışsa o duyguyu durduramazsınız...
Herkesin bildiği şeyler var. Hatta o kadar çok şey var ki; gayret etmezsek o bilgilere ulaşamayız, dinlemezsek, duyamayız.
Her karış toprağın üzerinde yaşanmışlıklar var ve birçok şeyi görmediğimiz, bilmediğimiz için, o toprakların üzerinde rahatça yürüyebiliyoruz.
Bilsek zaten kafayı yeriz...
Mesela tarihi bir mekân geziyoruz. Dağ başında şatolar var. Karanlık ve sessiz dehlizler var. Oralarda yaşanan kahkahalar, çığlıklar bir zamanlar yankılanmış ve şimdilerde ses kesilmiş… Kırık dökük yaşanmışlıkları anlamamıza imkan yoktur. Duyduklarımızla yetiniriz. Birçok efsaneye de gerçekmiş gibi inanırız.
Gece uyurken üzerimize konuşulan birçok konu var, duymuyoruz.
Milyonlarca can kıpırdıyor, hissetmiyoruz.
Onları duymuyoruz, kimi acı çekiyor, inliyor, kimi ağlıyor, kimi gülüyor, kimi sevişiyor.
Yaşadığımız anda birçok farklı şey oluşuyor, oluşan herşey o an önem arz etse de günün birinde unutulup gidebiliyor, sonra kafamıza vuruyoruz.
Gerçeği söylemek gerekirse, kendimiz oldukça önemliyiz ancak değerimizi bilmiyoruz. Kendi değerimizi bilmediğimiz için karşımızdaki insanlar da değer vermiyor.
Hiç umulmadık zamanda deriz ya hep! Umulduk anlar ne zaman gelir bilmiyoruz…
Düşünceler günleri, haftaları, ayları ve yılları alır, götürür. Yaşam bizleri de sıraya koyarak hikayeleştirir.
Hayatın o evrelerini herkese aynı yaşatır ve bu süreç herkes için aynıdır. Bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik ve sonrası...
Hayatımıza hiç gereği yokken gelenler... Çekip gidenler... Aklımızda kalanlar… Sevgi, nefreti aynı anda yaşatanlar… Özletenler... Zamanın içinde kağıt mendil gibi eriyip giden, kendinden haberi olmayanlar... Sırtını köprü yapmış ancak, kimseyi geçirmeyen, insanlar var. Kelimelerin anlatamadığı ve birçok şeyi, sanal yaşattıkları gibi.
Deli dolu hayatın içinde kendimizi dizginlemek gerçekten zordur.
Neşeliyim dersiniz, içten içe ağlaşırsınız. Hiç bir şeyden korkmam dersiniz, cesaretsizlikle yaşarsınız. Özgürüm dersiniz, içinizdeki tutsak olduğunuz şey, sizi bağlar.
Kimse kimseyi net olarak bilemez. Bilmesi de gerekmez.
Güç savaşı değil yaşamak, çalışıp çabalamak ve her şeye rağmen insan olabilmenin özgürlüğünde, barış içinde kaynaşmaktır.
Hastanelerde bir nefese dünyayı verecek kişiler, yaşamla savaşıyorlar, sağlıklı insanlar ise, hasta olmak için yarışıyorlar.
İnsan hâli kaç türlüdür, anlayan var mı ?
Bugün böyle... Yarın başka...
Çelişkilere sessizlik çökerken, birçok yenilgiyi aydınlatır zaman... İçinde durduğumuz beden, bazen ben değilim diye çıkmak ister, içimizden.
Çığlıklar vardır sessizdir… Sırtlanır yürürsünüz yağmurla birlikte… Her gidişinizde, yeni birisini alırsınız omuzlarınıza. Taşıdıkça ağırlaşır her şey, ucundan tutmaz hiç kimse...
İnsan kendi mevsimini beklerken Dünya'nın başka yerinde mevsimde alaca karanlık yaşanır her şey...
Kelebek ömrü eşliğinde...
Bir varmışız, bir yokmuşuz oluruz...
Yaşamak, meydan okumaktır zaten tüm çaresizliklere boyun eğmeden...
Birlik ve beraberlik içinde...
Çalışmadan,
Öğrenmeden,
Yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı, alışkanlık haline getirmiş milletler;
Evvela haysiyetlerini,
Sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar… Atatürk
Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin:
Hiç kimseyi aldatmayacaksın.
Ülke için gerçek amaç ne ise, onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.
Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin.
Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır.
Kendini büyük değil, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.
Bundan sonra da sana büyük derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin. Mustafa Kemal ATATÜRK
Toplum Geliştirme Derneğinin çalışmalarındandır
2015
Kültür habercisi; Deniz Kakanaş