Söz öyle değerdir ki, bahane kaldırmaz. En azından bir çiçek gibi açtırdığını gören o gözler hiç bir zaman unutmazlar.
Yapamayacağı söz vererek kadının en değerli alanına girip onu değersizleştirmek sadece hüzünlü bir durum değil, ateşin yaktığı köz gibi. Gözde yaş, gönülde yas.
Başlamadan biten güzel her neyse zaman geçtikçe daha da yakacak çünkü belirlenen gün de buluşmayan gelmeyen sen. Bu o kadar zor değil, nasıl güzel umutlu başladıysa, ümitsizlik oluştuğunda bırakınca bitmez ki... Aşk yaşandığında söner gider, yaşanmadığında unutulmaz. Hani bazen ağlıyordum ya gördüğümde karşılaşacağımızı biliyordum. Buna rağmen sonu bekliyordum.
Ey sevgili!
Sen var ya sen, daha dün hiç kimse bana karışamaz derken üç kuruş masrafın olacak diye kadını korkutmaya çalıştın. Herşey gizlilik içinde olmalıymış.
Duyulunca ölürlermiş bir ağaç dibinde.
Bu bu kadar kolay mı?
Neden karşındaki kadını değersizleştirmeye çalışıyorsun sanki sana gelen değerli mi kalacak sanıyorsun.
Evet her şey gizli yürüdüğü için duymazsın.
Sana değer vermekten başka ne yaptı o kadın. Bugün sorun olarak ileri sürdüğün o yaşa geldiğinde bir kütük üzerinde otururken, bugün yaptıklarından utanacaksın. Etrafında koşuşan çocuklar olacak ancak aklında yaptıklarınla yanacaksın. O bana gönderdiğin, hani istediğim çiçeğin dikenleri var ya! batacak her yanına.
Erkekler hep kadınlardan dürüstlük beklerler, beklerler de kendileri dürüstçe hareket etmezler.
Binlerce kilometreden belliydi gelmeyeceğin.
Geldiğimden beri aynı her şey. Bir adım ileriye gidemedim.
Aramadın bile. son gün.
İnsanlar bir ömür birbiriyle yaşayacak diye bir kural yada mecburiyet yoktur fakat yaşananlar içinde hak/haksızlık var. Bir karşılaşmayla helalleşme, teşekkür yada özür dilemek olmalıydı.
Geçiştirmeye çalıştın özellikle düğünden sonra çünkü takılar, mal bölme, sonrasında onlarla fabrika hayalleri gibi çok şey için gözlerin birilerini aradı, buldu da. Değişti o gün herşey.
Hani kına getiriyordun, at çöpe artık onu.
Kınalanmıştı parmaklar.
Hazırlandı valiz, herşey çok özeldi. Kol düğmelerini sordu da cevap bile vermedin.
Denizi harcadın.
Kendine yakışanı yaptın.
Gel dese gidecektin yanına. Ağzınla söyledin bedavaya o zaman sorun yoktu çünkü böylelikle sen mutlu olacak, onu dokunduğunla bırakacaktın ancak Anadolu kadını böyle bir şeye müsaade etmez.
Kendisini hiç bir şekilde kullandırmaz.
Sahip olduğu malı mülkünü tanımadığı insanla paylaşmaz. Zordur şehirli kadınların içlerine girmek çünkü yörenizdeki kadınlar gibi değersiz değillerdir, eve kapatılıp tabular, yalanlar, gizlilikle yaşamazlar.
Allah kelimesiyle verilen sözler tutulmadığında yine ona sığınılır. İlahi adalet denilen şey beklenir, bir gün hak yerini bulur.
30 Ağustos özel bir gündü. Atatürk'ün şarkıları çalıyor şu anda. "Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben hâlime".
İnsan sevdiği, değer verdiği insana kıyamazmış. Sen herşeyin en iyisine kavuş. Herşeyin en iyisi senin olsun.
Bir lokman kısmet olmamış zaten, olmasın da. Şeftali, incir, üzüm yerken bile göz hakkını düşünmedin.
Aç gözlüler hiç doymazlar bunu unutma.
Her şey yalanmış.
Yalanlarla yola gidilmez. Yalancıyla hiç.
Gerek yoktu bunca oyuna.
Bir büyük tavsiyesi, sen de çocuk değilsin ama.
Yapamayacağın işe bir daha kalkışma.
Kalpleri kırma.
Umutlandırıp bir boşluğa bırakma.
Yaralı kuş gibi kıvrandırma.
Ah alma.
Yoktun ki, varlığını hissedeyim.
Uzaktan adamlık yapmak tam sana göre.
Nokta.
..............
Oysa bizim eren-veliler söylemiş.
Yunus, Hacı Bektaş, Mevlana, Buda, Rinzai gibi dev insanlar bu hiçlik duygusunu yakalayıp gerçek özgürlüğü yaşadılar. Sen Yunus’u, Mevlana’yı, Buda’yı ölümle korkutamazsın. Hatta korkuyla korkutamazsın. Çünkü özgür insan korku duygusunu kaybetmiştir.
(Esas korkak sensin)
Şu kocaman kainat içinde bir toz zerresi bile değilsin. Tribin kime, cakan kime, havan kime? Sen kocaman bir hiçsin, ama egon sana bu gerçeği göstermez. Ego “Küçük dağları sen yarattın” der. “Sen mükemmelsin, sen gençsin, sen bir başkasın” der.
Hiç olmadan gerçek özgürlüğü bulamazsın.
Seni korku esir alır, açlık köle eder, susuzluk bıktırır.
Para hırsı kollarına kelepçe takar. Ama hiç birisine de sahip olamadan bu dünyadan göçüp gidersin.
Oysa mutluluk ne güzel şey, o herşeye değer.
Özgür olarak doğarsın, köle olarak yaşar ve köle olarak da ölürsün.
Sen egonu dinledikçe gerçek özgürlükten uzaklaşırsın.
Ama egoyu yok edersen;
Yunus misali
“Ete kemiğe büründüm.
Yunus diye göründüm” dersin.
...............
Son söz olarak hayatımıza giren ana, bacı, çocuk yada eş çok önemlidir.
Bir söz vardır;
Kadın vardır adamı deli, deliyi adam eder.
Kadın vardır bereketlidir, çerden çöpten aş eder.
Kadın vardır boğazından geçeni taş eder yani nasıl hazmedersek edelim durumu, ne söylesek de yaşananlar hüzünlü.