Bazı insanlar için 30 Ağustos gibi milli bayramlar kutlamadır ancak bizim gibi Türkiye için çalışan insanlar için milli bayramlar sıradan günler değildir.
Yola çıkarken ilk yaptığımız şey valize yada çantaya ay yıldızı kırmızı bayrağımızı almaktır.
Tüm Türkiye ve birçok ülkeyi benimle birlikte gezen bayrağımı en son Antakya Samandağ Uzunbağ beldesinde askere yolcularken tamirci Mehmet'e vermiştim. Bayrağım Antakya depreminde evleriyle birlikte enkaz altında kaldı.
Vatan evimiz, kültür işimiz, halksa ailemizdir.
Yerimiz yurdumuz sadece toprak, yastığımız taş, ne önemi var.
Ev, eşya ile işimiz yok artık.
Yapabilirsek değerli bilgileri toplayıp gelecek kuşağa en doğru şekilde taşımak, onları kötülüklerden korumaktır.
Bazen bayrağın değeri milli bayramlarda anlaşılır çünkü ara sıra da olsa kutlamalar insana manevi güç verir.
Bayrak yanındayken hata yapma lüksün yoktur.
İşle ilgili yada yuva kurana bayrak ve kuranı kerim hediye edilir sebebiyse doğruluktan ayrılma, yalana başvurma diye.
İnsan elbette yanlış işlerle, kişilerle, yanıltıcı hatalarla karşılaşabilir ancak karşımızdaki kişiye zarar verecek herşeyden vazgeçmek insanlık ötesinde bir şeydir.
Huzur ve mutluluk ancak böyle elde edilebilir. susmak ve saygı duymakla.
Bazı annelerin en çok üzüldüğü şey evladı şehit olunca bayrak asacak yuvasının olmamasıdır, işte bu durum gerçekten bizim gibi bekar annelerin en derin ancak bilinmeyen hüzünlü tarafıdır.
Önemsiz gibi görülen ancak çok önemli bir çok şey sadece dayanışma ile çözülür, fazlalıklarsa çöptür. Sadece çöp, gereksiz bilgi, iş yada kişi.
Düşüncenin doğru olması iyi niyetli kişilere ve işlere yönlendirir her zaman. Aksine bozulan, yıkılan yada dağılan her neyse sadece sarılalım bayrağa.
Bu bayrak için bu güne kadar canını, cananı veren o mertebe her neyse, kavuştursun Allah sevgilileri.