Image

Öyle bir akım var ki hiç kimse yerinde duramıyor artık şehirdeki kalabalıktan bıkmış yaban hayatı bilmeden göçüp konuyor, köydekiler dedikodulardan bıkmış akrabalardan kurtulacak kucak arıyor, bazıları da her şeyden ve herkesten bıkmış yasal yada kaçak ülkeyi terk ediyor yani insanlar bir şeyi arıyorlar da o aradığı huzuru, mutluluğu bulamıyorlar.
İnsanlar neden mutlu olamıyor, kavuştukça daha fazlasını istiyor, Neden?
Öncelikle kabul etmek gerekirse doyumsuzluk bir hastalıktır.
Manevi doyuma ulaşamayan maddi olarak doymuyor, ne verirsen daha fazlasını, değişiklik istiyor.
İnsanlar o kadar çok yüzlü ki, hepimiz öyleyiz birbirimizden farkımız yok.
Hareketli insanlar yerinde duramaz bir şeyler yapmak isterler. Bazen gidilen yol yanlış bazen şans kapısı açıktır gitmeden bilinemez yani hayat tamamen tecrübeden ibarettir.
Şehirde yaşayan kişi gerçekten her konuda özgürdür ancak küçük bir yerde yaşayana gözler hareket bile ettirmiyorlar.
Köylerin çoğunda iş baharda başlıyor belli aydan sonra duraklıyor. erkekler çoğunlukla kahvede, kadınlar televizyon başındalar.
Herhangi bir aktiviteleri yoksa ve komşuculuk yaparken birde konuşmayı seven biri varsa hiç yoktan insanın hakkında konuşa konuşa bir adım ileriye götürmüyorlar.
Öyle çok dedikodu, dedikoducu var ki insan kendi hakkında söyleneni, söyleyeni duyduğunda gerçekten pes diyor yani hiç mi seveni, hiç mi dostu olmaz, söyleyeni susturmaz bu insanlar. Hayır.
Kadın programlarının bir çoğu da bir nevi aşikar dedikodulardır.
İnsanlar tanıdıkları kişilerin ileriye gitmesini asla istemiyor. Sebebiyse tamamen kıskançlık.
Yabancılar ise yaşadığı hayatta sadece kendilerine saygılı kişileri seçerek şekle, yaşa bakmıyor işlerine bakıyorlar. Çok yabancı dedikodu nedir bilmez. İşinde gücündedir. Sosyal faaliyetlere elinden geldiğince katılır. Para biriktirmez yer, içer. En iyi yerlerde tatilini yapar, anları yaşar yani.
Yaşlandıkça spora yönelir ve çoğu çocuk istemez çünkü genellikle yabancılar yalnızlığı daha çok severler. Eşi varsa sadece eşi olur o kadar. aile ilişkileri çok kuvvetli değildir.
Bizim ülkemizde aileyse tam olarak çocuğunu eğitemez, yetiştiremez hep kendi istediği gibi olsun, yanı başından ayrılmasın, kazandığını olduğu gibi versin, yaşlanınca ona baksın ister.
İşte Türkiye'nin bireysel olabilmiş özgür insanları çok az olduğu için kişiler tabularından çıkamadıkları için oldukları gibi kalırlar.
Küçük bir yöreden şehre gelmiş çok kişi öncelikle özgürlüğü ele almışken inanılmaz şeyler yapar mesela alkollü mekanların çoğu böyle insanlarla doludur. Şehir hayatı, kadını, özgürlük bazılarını bozar. Kumar, alkol de eklenirse böyle yaşama artık geri dönülmez bir hal alır. Bir şehirliyi yanlış bir yere götüremezsiniz çünkü gözlerinin önünde yaşanan yanlış hayatları zaten görüyordur ancak hiç şehir hayatını görmemiş, renkli ışıkların göz kamaştırdığı yerler böyle insanları sömürmek için beklerler.
Yaşam ne köyde, ne şehirde kolay değildir. adapte olmak için insanın sakin kalması, çevre edinmeden biraz olsun kültürel uyum çok önemlidir.
Şehirdeki insanlar sakinliği severdi ancak iş için kalabalıklaştıkça durum bozuldu. Köydekiler de çoğu tarladan, zamlardan, çocukların çekip gitmesinden yakınır durular.
İşte okumak için çekip gitmeselerdi hiç bir şey olamazlardı diye düşünmek yanlış çünkü bir önceki kuşak köyünde kalarak doymuş, çocuklarını doyurmuş, büyütmüştür.
Şehirde ise hayat pahalı, para biriktirmek imkansız, hava kirli, su bile parayla satın alınır.

Ve böylelikle hayat herkese farklı yaşam sunar, kimse kimseyi beğenmez.

Fotoğrafta görülen yavru keçi Ankara Yukarı Çavundur köyünde arkadaşımızındı. Annesini kaybetmiş, yavrusu olan başka bir anne keçi onu istemiyordu.
İşte bu güzel bir  yazılanlara.
Aynı ahırda başka birisinin yavrusuna bile bakmıyor. Sebebiyse genetik bağlardan. Kokusunu almadığı yavruyu istemiyor.
doğduğunda kendi doğurmuş gibi kandırmaca yapılsaydı işte o zaman kendi yavrusu sanabilirdi.
Hayatta böyle işte, bir öylesin bir böyle.
Savurup atıyor insanı.