Image

Yaşam bir boşluk... Öyle bir boşluk ki, dipsiz kuyu gibi dar ve çıkmaz... 

Aynı şiirdeki gibi;
Bir dünya kurulmuş üzerimize... 
Hangi yol dar ve çıkmaz..
Hangi yoldan dönülmez geri... 
Bilinmiyor.

Hani nehirler vardır,  bir yerlerde buluşur deniz oluştururlar ve hiç durmadan akarlar… 

Bu nehir akıntılarına karşı yüzmek, suların birleştiği noktada kaynaşıp yol almak oldukça zordur. 

Bazı yaşanmışlılar suyun sürüklediği taşa benzerler, aşınarak her damlada bir deniz olmak için okyanuslara doğru suyun yol verdiği yöne yuvarlanır giderler. 

Dünya, hava, su, ateşten ibaret değil sadece. Toprak ve yaprağın güneşle paslaşması, oksijeni solumak, doğanın sunduğu bin bir çeşit gıdayı yiyip içmek fiziksel ihtiyaçlar dışında  zamanı geldiğinde her şeyi tek tek yaşatıyor, Yani yaşanmamış hiçbir şey bırakmadan, toprak bizleri geri almıyor. 

Tekâmül her seferinde bir başka olgunlaştırıyor.

BEN;

Göklere kadar boy atan çınar ağacının gölgesinde uyuyan aşkların, sessiz hüznü gibiyim... Bir ben, bir sen birde baltalanan bir sürü özlem. 

Yıkılan hayaller… 

BOŞ YERE KAYBEDİLEN YILLAR... 
Uçurumun kenarında elde kalanlar... 
Sebepsiz sebepler...
Şans yada sanssızlık... Hep aynı, herşey... 
Kalabalık içinde kimsesizlik .
Çok seslilikteki sessizlik…
Aranan ancak hiçbir zaman bulunamayan  oysa içimizde var olan sevginin yerine yerleştirdiğimiz sevgisizlik... 
SEVGİ ve BİZ, birde beceremediklerimiz...
Cennet gibi dünyada kendimize uyguladığımız sürgün hayatı... 
İnsanın insana yapamayacağı kadar acımaz ve kişiliksiz davranışlar. 
Zulüm... Zalimce hem de  zulmederek çektiklerimiz ve çektirdiklerimiz.
Genlerden kaynaklanan kökten sökülüp atılamayan kötü hislerimiz.
Yaşanacak güzellikleri perdeleyen ne varsa herşey. 
Ne kadar ibadetgâh varsa açılan eller. 
Sabahın seher vaktinden, gecenin içine kadar uzanan zamandaki yakarışlar. 
İçten haykırışlar.. 
Göklerde duaların yıllarca buluşamaması…  

İçsel dünyadaki sessiz konuşmalar o kadar fazla ki, yaşanmışlıklar ile yaşanacaklar birbirine çarpışarak şimşekler oluştururlar ve yıldırımların nereye düştüğü, kimi yaktığı, kimin kazandığı ve kaybettiği belirsiz bir dünya…

Her gün aynı şeyler.  

Gün doğumları ve gün batımlarındaki kızılımsı duyguların yakamozda kayboluşları. 
Kimsenin anlayamayacağı kadar zor hâller... 
Anlaşılamayacak kadar ağır  bedensel gizemler…
Beklenen anları getirmeyen günler, aylar ve yıllar.. 
Gelmeyişler ve iç çekişler...
Kalpte dinmeyen bir ağrı... 
Gidilemeyecek kadar karanlık bir yol... 
Çizgi çekilemeyecek kadar aydınlık bir gerçek... 
Hayatın taaaa kendisi işte...  
Yaşam, yılların verdiği gitgellerin yorgunluğuyla öyle yada böyle devam eder. 

Ben kimin, kim ? 
Kimin nesi/fesiyim...
Kalbimdeki sevgiler dal budak sarmaşık olmuşken, dökülmüş  solgun yaprakların içinde ne işim var... 
Karşımdakiler kim ? 
Benimle ilgileri ne?... 
Yanımda vasıfları ne?... 
Bu kadar gerekliler mi ? 
Neden karşımdalar ve anlaşılmazlar?... 
Benim kişiliğimle uzlaşmaya mı çalışıyorlar, yoksa beni benle yok etmeye mi ? Çözmek akıl kârı değil... 
Yada gerçeklerden kaçamadıklarından sığındıkları barınak mıyım. Ben, 
Kendilerini bulmak için, geçit miyim ? 
Neyim ben ? 
Vasfım ne ? 
Hep bu ağırlığı taşıyan sorumlu köprü ben mi, olmalıyım ? 
Kalbim kırık, kimin kapısını çalayım?


Sevgiyi bulduğumda zaman durur sanmıştım... 
Sinelerindeki sevgiye sığınmıştım. 
Dur! demiştim kendime ve demir almıştım kendilerinde. 
Yine mi yanıldım...
Derin bir uykudan uyanmış gibiyim. 
Şu neyin neresindeyim bilmiyorum... 
Ne yapmam gerektiğini de... 
Üzerimdeki içine girdiğim elbiseler eski, kullanılmış ve yırtık... 
Beni yıllarca aç ve açıkta bırakmışlar sanırım... 
Ekmek vermemişler, evlerine almamışlar, koruyamamışlar, aç kurtların önüne bırakmışlar gibi hissediyorum.. 
Üşüyorum... 
Dünyanın tam ortasında bir yerlerde yine tek başınayım.

Nereden geldiğimi bilmiyorum... Kim olduğumu da... Kimin olduğumu da... İçimdeki sevgi beni kör eylemiş, kendimi bulamıyorum... 

Sanıyorum çok uzun zamandır bu yolda yürüyorum...
 Birleşme yolunda... Paylaşma yolunda... Kaynaşma yolunda… 
Sevginin pençesindeki bu eller hep bilgiyi kazıdı tırnaklarıyla. 
Bir avuç undan bereket dolu ekmekler yaptı... Hem doydu, hem doyurdu yıllarca... 
Kürek çekti iyiliğe ve güzelliğe... 
Yazdı, yazdı, yazdı... 
Yazarken yaşadı.. Gözlerindeki yaşlarını sildi parmak uçları ile yıllarca, birilerini beklerken,, umutlu/suzca…

Gitmek istediğim bir bahçe var... Evet, evet her boşlukta girdiğim bir bahçe bu... O kadar ihtiyaç duyuyorum ki şu an  Gözlerimi kapıyorum,  arıyorum… Mis gibi kokular duyuyorum... Bu koku ya limon yada portakal bahçeleri... İğde ve ıhlamur ağacı da olabilir çünkü beni mest ediyor şu an… 

Koşmak, çiçekler  toplamak ,o ağaçların altında içimdeki vefasızla uyumak istiyorum... Hayaline dolanmak... Sevgimi yorgan yapıp üzerine örtmek istiyorum... 

Çocukça gülmek, kahkahalarla gülmek istiyorum... 

Oturuyorum bir ağaç dibinde... Ağaçların dibine dökülen papatyalardan ördüğüm tacı saçıma takıp yürüyorum. Papatyalarla geliyor, gelmiyor-seviyor, sevmiyor diye oyunlar oynarken, son yaprakta gerçekle karşılaşıyorum. Uyumak ve uyanmamak istiyorum. 

Hani onu sevdikçe yaşayacaktım.. Hani sevgim/lim kolum kanadımdı ve hem dayanağımdı... 
İnanmıştım fakat çekilinde yıkıldım, enkaza döndüm... 
Ağır hasarlıyım. 
Tekrar nasıl toparlarım, bilmiyorum.
Tek çarem o gibi hissediyorum… 
Sanki yürüyorum, yürüyorum, hep aynı yerde sayıyorum.. İleri gidiş yok bazı kalplerle anlıyorum. 
Yazmak lazım bir kenara bunları... Yada yaşananları kara kalemle karalamak... 
Sevgiyi nasıl yeşertmeliyim?
Başka yolu var mı sevmenin, mutlu olmayı beklemenin!
Bilmedikleri birşey daha var, onu da yaşarken öğrenecekler...

Gökyüzünde her dolunayı gördüklerinde günleri tek tek saydığımı, her denizi gördüklerinde kalplerinin içinde can çekişerek kulaç attığımı, yastığa her uzandıklarında vicdanlarındaki dalgalarımın heybetini durduramadıklarını, her kahve kokusunda, çikolata tadında,  zaman zaman “yeter artık deniz”! diye bağıracaklar. Boynu bükük bıraktıkları her şeye isyan ederek içlerindeki beni, silgiyle silmek isteyecekler, silemeyecekler ve kadeh kaldıracaklar, öksüz yaşanmamışlıklara, ağlayamayacaklar.
belki de gülerken ağlayacaklar.

SEN;

Işıkları söndürdün... 
Perdeleri kapattın...
İkimizi de karanlıkta bıraktın... Yazık değil mi emek verilmiş sevgiye.. 
Çocukça işte bu hikaye.. Çocukluk... Bir kız çocuğunun çocukça tutkusu. Yine çocukça silgi ile silmek istiyorum seni. 
Hesaplarla mutluluk oyunu oynanmaz. 
Sevgi içinde yabancılar yaşamaz, yaşayamaz... 
Sevgisizse yaşanmaz...  
Beş taş oynamalıyız kazanmak için fakat sihirli cümle kalmadı artık.
Terk eden ben değilim .
Kimsesiz gitmeliyim... Yarımlıktan tüme varış.. Kendimden kurtuluş... 

Yeşile boyanmak kolay... Yeşili siyaha boyamak daha da kolay. Ancak yeşile tekrar dönüş için araya kat be kat, beyaz astarlar çekmek gerekiyor...O yaptırdığın ocak senin ağlama duvarın olacak fakat sesini kimse duymayacak.

HAYATIN ÖNCESİ ve SONRASINI AYRIŞTIRAN YER, İŞTE BURASI…  DEĞİŞİM GEÇİREN BEN DEĞİLİM, DEĞİŞTİREN SEBEPLER… 

İÇİMDEKİ BEN, TOPLUMSAL BİR SİSTEM HATASI…

Yaşamak her insan için gerçekten büyük bir şans... Sevgiyle buluşmayı beklemek hep gözde yaş.. Sağlık ise, en büyük zenginlik... 

Hayata bakınıyorum da... 
Kalbime gelen giden misafirlere... Sahip olamadıklarıma... Sahibim olamayanlara...  
Kazanmak için alınmamış bilet gibiler... 
Sahte herşey... 
Çıkar üzerine kurulmuş tüm düzenler… 
Her aldığının karşılığını ödemek diye bir sistem var gizemde.
Almadan vermek yok bu düzende..
Kim kazanıyor, kim kaybediyor meçhul... 
Sevgiyi nefretle yıkamak kimin haddine... 
Sevginin neresinde durmak gerekir, neresinden devam edilir, belirsiz... 
Karışık herşey... 

İstersem;
Zamanı durdurabilirim... 
Yapılan haksızlıklara yumruk yumruğa kavga edebilirim... 
Zincirleri kırabilirim... 
Vazgeçebilirim…
İçimdekilerle baş edebilirim hatta sevenken, ardıma bile bakmadan gidebilirim... 
Kalbimin şifonunu çekebilirim... 
Herşeyi olduğu gibi saf ve temiz bırakabilirim... 
Olması gerekn de bu...
Herkes için herşey yada bir hiç olabilirim… 
Yokluğunda acı çekebilirim...
Yokluğumda acı verebilirim… 
Unutamayabilirim... 
Bu ben değilim, benlikten çıkamıyorum.
Çıkış noktası karşımda işte... 
Merdivenler var basamak basamak önümde... 
Düşe kalka tırmanacağım… 
Sadece bir adım atacağım…
Düştüğüm yerden yeniden başlayacağım.. 

GELSEN DE GELMESEN DE HAYATIM DEĞİŞECEKTİ ZATEN

Yığın, yığın herşey;
Bense enkaz altında...
Neye yarasa...

FOTO-UZAKDOĞU KOH PHAN-GAN ADASI
2012

Kültür habercisi; Deniz Kakanaş