Eğer bir ambulans, itfaiye ya da polis arabası gördüğümüzde ister sireni çalsın, ister çalmasın tamamen arabamızı tamamen sağa çekerek yol açalım. Bu arabalara ve kullananlara en büyük saygıyı duyarak yardımcı olalım çünkü bu üç araba, mutlaka önemli bir şey için yoldan geçer. BİZİM İÇİN…
İMDAAAAAT… ÇABUK AMBULANS ÇAĞIR…
ÇIĞLIK, OLAĞANÜSTÜ DURUM DEMEKTİR, İNSANCA TEPKİDİR.
AMBULANS: .112 Acil servis
LÜTFEN İTFAİYEYİ ARAYIN, YANIYORUZ… 110 İtfaiye.
POLİS YOK MU? POLİS!… 155 Polis
Tüm çağrılar için sadece 112 çevirmek yeterli.
Uluslararası yardım çağrı kodu 911' bile çevirseniz 122'ye bağlar.
Eskiden çağrı merkezleri ayrıydı şimdi hepsi bir numarada toplandı. Tüm .ağrılar 112 çağrı merkezine yönlendirilmektedir.
Sorunlarımızı yazarken sorumluluklarımızla birlikte, eksiklerimizi en kısa zamanda tamamlanmalı ve çözümsel çalışmalıyız.
Başımıza bir felaket geldiğinde “İÇİNİZDE DOKTOR VAR MI” diye soranları duyarız değil mi?
O anda hayati gerekli olan ilkyardımların hiç biri aklımıza gelmez çünkü şok yaşarız ya da ilkyardımı bilmediğimiz için birçok yanlış bilgi, hayatımızı karartır.
İLKYARDIM ÖĞRENMELİYİZ.
7’den 70’e hepimiz ilkyardım öğrenmeliyiz. Ayrıca gelecek kuşağın hayati gerekliliklerde daha bilinçli olması için okuma yazma harflerini öğrendikten hemen sonra karşılaşacağı olumsuzluklara karşı hayatta kalmayı öğrenmelidir.
Bazı felaketler doğa olayları olduğu için artık taş binalardan çıkarak doğayla yaşamayı, toprağa basmayı, ekmeyi, biçmeyi, mutlu olmayı öğrenmeliyiz çünkü nihayetinde dönüşümüz ebedi istirahatgâhımız topraktır.
Yaşamla ölüm arasındaki zamanda can bedenden çıkmadan doymalıyız dünyaya. Sağlıklı olmalı hiç kimseye yük olmamalıyız. Bizi sağlıksız yapan her şeyi bırakmalı, mutsuz eden kişileri de hayatımızdan çıkarmalıyız.
Bazı felaketlerse filmi geriye sardığımızda sebepler zinciriyle bulunabilir yani tek suçlu aramamak gerekiyor.
Şöyle düşünelim yeni ehliyet alarak trafiğe çıkmış bir kişi bir felakete sebep olduğunda sadece kendisi mi suçlu sizce? Elbette, hayır. Ona ehliyeti veren kurstan hocaya, araba üreticisinden, lastik tamircisine, benzin kalitesinden diğer araba kullanan kişilere kadar herkes suçludur.
Eğer bir sürücü yetiştiriyorsak insan gibi yetiştirmemiz gerekiyor. Arabasında çoluk çocuk taşıyacak belki de siz hastaneye yetiştirecek. Kimbilir…
Sürücü kursları fazla benzin masrafı gidiyor, yokuşta durunca araba debriyaj yiyor diye eğitimi yarım veremez. Arabanın lastiğini değiştirmesini iyi öğrenmezse saatlerce yolda kalır kişi. Tamirci yetiştirin demiyoruz fakat ufak tefek arızalarını gideren, arabasının bakımını yaptırmadan yola çıkmamalı kişi.
Herkesin algılama ve öğrenme yeteneği ayrıdır kimisi bir kez gördüğünde kimisi de aylar sonra öğrenebilir. Niyetimiz topluma ve kurallara uyan doğru dürüst sürücü yetiştirmekse, ne ceza yer kişi ne de kaza yapar. Artık bilinçli, dikkatli ve saygılı yetişmeli kişi.
Binlerce can kaybı sadece geride bıraktığımız sorunların zamansız önümüze gelmesiyle oluşur.
Zaten hayat budur. Ansızın çalar kapı fakat biz ne kadar hazırız onu bilmeliyiz.
Çok az kişi öğrenme zorluğu çeker onlar da, engeli bulunanlar değil zekasını verimli kullanamayanlardır yani bazı işler araba kullanmak gibidir. Önünüze bakarken aynı anda arkayı, yanları görmek, ayakları hissetmektir.
Eğer hayatı araba gibi aynasız kullanırsak bir taraftan bir şeylerin gelmesi kaçınılmazdır.
İşte burada refleksi olmayan kişinin trafiğe salınmasıyla, küçük bir çocuğun eline silah verilmesinin arasında fark yoktur, ikisi de aynı durumdadır. Tehlike içerir. Hangi vicdan masum görünen felaketi örterek yastığa başını koyabilir tabi ki, insan olmayan.
Böyle kişiler kanuna karşı da hazırlıklılardır. ne yaparsak yapalım karşılığında mutlak bir kıvrak tarafları bulunur, denetlemek imkânsızdır.
Vergi vermek istemeyen kişinin rakamlar üzerinde zarar gösterirken çöpe atmadığı ürünleri zaten kendisi de biliyor. Eğer bir sahte gıda varsa laboratuvara giderken onu test ettirseniz ne olacak, sahteliği çıkmasın diye karşı çalışmaları zaten vardır bunu engellemek mümkün değildir.
Birçok şeyi yapan varsa bir de yaptıran var. Bir gün yapan yani siz-biz ya da ben gibi aracılar bulamadıklarında, çok kısa olan hayatın içinde böyle şeylere gerek olmadığını, bedelini ödesek bile tek bir nefesi satın alamadığımızı anlayacaklar… işte o zaman her şey düzelecek..
İŞTE NEFES ALMAKTA BİLE GÜÇLÜK ÇEKTİĞİMİZ BU ZOR ANDA ELİMİZ AYAĞIMIZ BİRBİRİNE DOLAŞTIĞI İÇİN BİRKAÇ DAKİKALIK ŞANSA İHTİYAÇ VARDIR. ŞANSIMIZI SADECE TEDBİR ALIRSAK YÜKSELTEBİLİRİZ.
İlk önce evin görünen yerine önemli numaraları yazıp asalım ayrıca telefon hafızasına basarak tek bir tuşla ulaşacağımız ambulansı kaydedelim. 112 Acil servis-Ambulans.
AMBULANS ÇAĞIRMA;
Diyelim ki durup dururken fenalaştık veya bize gelen bir misafir hastalandı veyahutta biz bir yerde misafiriz fark etmez. O an ambulans çağırmak için numarası aklımıza gelmediği için sağı solu ararız ve karşımızdaki kişinin dalga geçen sözleriyle karşılaşırız. “ Ne yapacaksın ambulansı”
Hayatla ölüm arasında vakit, böyle geçer.
Hemen acil durum numarasının yerine bakalım ve soğukkanlı bir şekilde çok kısa durum ve adres gibi aydınlatıcı bilgi verdikten sonra evde yalnızsak, hemen daire kapısını açalım ve düşmemek için dikkatlice çömelip düz bir yere yatarak mümkünse ayakları yukarıya doğru kaldırarak kanı beyne gönderelim ve bekleyelim.
Kapının hemen dibinde bir ecza dolabımız olmalıdır.
Eğer bir yerimiz kesilmişse hemen ecza dolabından tülbent gibi bez parçasıyla kanı durdurmak için sıkıca bir şey saralım. Böyle durumlar için süs şeklinde kullandığımız fakat gerektiğinde hayat kurtaran bağcıklar her odada çekip almamız için asılı durmalıdır.
Düşme, kırık gibi durumlardan hiçbir şekilde korkmayalım çünkü kırık, çıkık gibi durumlarda sadece gerekli olan şey kıpırdamadan beklemektir. Saatlerce de bekleseniz, korkmayın.
EVİMİZDE MUTLAKA ÇOK ZOR DURUMDA KALMAMAK İÇİN VE İÇİNDE İSİM, ADRES VE KAN GRUBU VE GEÇİRMİŞ OLDUĞU HASTALIKLARI AÇIKLAYICI YAZAN NOTLA BİRLİKTE HERKESE GÖRE DEĞİŞEN İHTİYACA GÖRE HAZIR OLDA BEKLEYEN ÇANTALARIMIZ OLMALIDIR. ÇOCUKLARIMIZIN ÇANTALARI DA AYRI OLMALIDIR..
Seyahat çantası; İçinde isal ilacı, ağrı kesici, yara bandı, krem, şişen boyun yastığı, göz bandı, gürültü için kulak tıkayıcısı, boyuna asılan bir düdük, yağmur geçirmeyen çok cepli yağmurluk , sırt çantası, pasaportlar ve para koymak için gizli iç çantası, bazı ülkelerde mağdur olmamak için çok amaçlı bir piriz, defter, kalem, eşofman takımı, spor ayakkabısı, terlik, yıkanabilen yastık örtüsü, örtünmek için hafif bir polar, uyku tulumu, atıştırmalık bir şeyler yani yer kaplamayan, taşınması basit ve yıkaması kolay olan giysiler gibi.
Deprem çantası; Çadır, kilim, polar türü battaniye, yeterince su, şişen yastık, radyo, yedek pil ve gerekli ihtiyaçlar.
Hastane çantası; İçinde yedeği olan bir gecelik takımı, birkaç adet iç çamaşırı, çorap, yastık kılıfı ya da örtüsü, kolonya, peçete-ıslak mendil, terlik, defter, kalem, su, pipet, tabak, bardak, çatal ve kaşık, ev anahtarı, yedek şarj aleti, sabun, şampuan gibi.
EVDEN ÇIKARKEN HASTANE ÇANTASINI ALMAYI UNUTMAYALIM YOKSA ÇEVREMİZDEKİ İNSANLARI BOŞUNA YORARIZ VE KALİTESİZ ÜRÜNLERİ PAHALIYA ALMIŞ OLURUZ.
HASTANEYE GİDİŞ.
İşte burada en çok önemli olan ve bir çok hastanın boşu boşuna hayatını kaybetmesine sebep olan en önemli ihtiyaç, hastanın gideceği hastanedir.. Şimdiden çevremizi gezerek hangi hastanede hangi bölümler var bilmeliyiz. Mesela birçok hastanede yanık bölümü yoktur veya ilk müdahalede aletler yetersizdir. Bazı yörelerde dev gibi hastane var içinde doktorların branşları ya da yoğun bakımları yetersizdir..
Bazı ilçeler kendi ilinde bulamadığı yeterli müdahaleyi yakın illere sevk ederek çözüyor fakat bu da hasta için vakit kaybı ya da bir nefes kadar yakınızda duran hayat için çok geç olabilir.
KAN;
Etrafımıza bakıp acaba lazım olduğunda başvuracağımız hangi grup’u kan kimde var, bilmeliyiz. Mesela 0 grubu kanlardan özellikle negatif kanı bulmak imkânsız gibi bir şey.
Sağlıklı olan herkesin en az yılda bir kez bunu yaparak hastalandığında almak üzere kan vermesi gerekir. Bu mutlaka KAN HASTANESİ kurularak ve kişi isimleriyle kayıt altına yapılmalıdır.
Organ içinde aynı durum söz konusudur. Dikkat ederseniz organı hastalanan kişi, sonrasında bağış konusuna dikkat çekmek için sivil toplum çalışması yapıyor, bu yeterli değildir.
Beden tanıma, arızalanma ve bağış, zamanında, bilinçli ve insanca olmalıdır.
HASTANEYE ACİL SERVİSTEN GİRİŞ YAPMAK GEREKİYOR.
Acil servisten giren hasta ister devlet ister özel hangi hastaneye giderse gitsin hiçbir sigortası olmasa bile, hiçbir ücret ödemez. Bu son yılların devrim gibi bir çalışmasıdır.
Kişinin yanında kimliği yoksa kim olması önemli değil, o anda film çekimleri, vücut taramaları, tahliller yapılır, dikiş atılacaksa atılır yani gereken yapılır ve çeker gidersiniz.
Bazı hastanelerin acil servisleri yoktur çünkü onlar poliklinik tarzı yerlerdir.
HASTANIN ACİL SERVİSTEN YOĞUN BAKIMA ALINMA DURUMU.
Eğer devlet veya özel yine fark etmez hasta acilden yoğun bakıma alınırsa kaç gün kalırsa kalsın yine ücret ödemez fakat özel hastanede sadece kullanılan ilaçlar için çok cüz-i para alınıyor.
Hasta yoğun bakımdan çıkarılıp tedbir amaçlı servise alındığında işte burada özel hastaneler para basıyor. Günlük yatak, yemek, tahlil ya da her yapılan şey için ayrı kayıt tutularak hesaba yazılıyor. Hayati tehlike atlatıldıktan ve ilk müdahale yapıldıktan sonra hemen kendinizi en yakın bir devlet hastanesinin acil servisine sevk ettirmeniz gerekiyor.
Yoğun bakımdaki en büyük sorun; Hastaya uygun olmayan yemekler.
Çözümsel öneri; Yoğun bakım dendiğinde hayati riski var demektir.
Bir hasta yoğun bakımda normal yemek yiyemez, kemikli tavuk budu yada kıvırcık salatası gibi.
Böyle bir menü gördüğümüz kadarıyla direk çöpe gidiyor, yazık değil mi bir sürü israf..
Genelde lokanta tarzı yapılan kaç çeşit çorba, pilav, yemek çeşidimiz var ki.
Hasta hangi yemeği yemek istiyorsa tercihe göre yemek yapılmalıdır.
Bizim kültürümüzde hasta hiç olmadık şeyler ister ve milletçe askılara asılan üzüm gibi yiyecekler birinin canı çeker diye saklanır.
Hastanelerde yazdan soğuk hava depolarına çeşitli meyve odaları yapılmalı ve hastalar artık sevmediği yemeklerden kurtulmalıdır.
Hastaneler toplu yemek yerine haftalık menüyle kişisel yemek çıkarmalıdır.
Hiç yemek yemeyen veya canı istemediği halde yiyemeyen özellikle yaşlı hastalar, bebekken yaptığımız gibi sabah kahvaltı öncesi ve akşam yemeği sonrasında bağırsakları çalışsın diye suyla yada sütle açılan nişasta kaynatılarak sulu bir şekilde çay şeklinde verilerek içirilmelidir, çünkü yaşlılara bebek bakıyor gibi bakmalıyız.
0-18 YAŞ ARASI ve 18 YAŞ SONRASI HAKLARIMIZ.
Son yıllarda değişen kanunlardan dolayı 0-18 yaş arası herkes ücretsiz muayene olmaktadır ve bazı anlaşmalı hastaneler de küçük büyük fark etmiyor bir miktar devlet desteği aldıkları için indirimli muayene eden özel hastaneler var. Bu bir tercihtir yani hasta ve hastane arasındaki pazarlığa bağlıdır.
Hiçbir sosyal güvencesi olmayan kişi devlet hastanesindeki acilden girmiş ve normal kata alınmışsa ilk müdahale yine yapılır ve tedavi devam eder fakat hastane hastayı borçlandırmaya başlar.
Eğer tedavi uzun sürecekse, sağlık ödemelerini toplu yatıran kişi artık aylık olarak çok cüz-i olan sigorta parasını düzenli bir şekilde yatırması gerekir ve kanser dahil tüm hizmetlerden yararlanmaktadırlar fakat belki farklı durumlar için durum aynı olmayabilir.
Yeni sisteme göre kanun çıktıktan sonra 18 yaşını geçmiş ve öğrenciliği bitmiş kişiler sigorta kurumuna borçlanmaya başlar. Birikmiş toplu borcu olanlar faizleriyle öderlerse ya da hiçbir geliri yoksa Kaymakamlığa başvurarak yoksulluğu belgelenir ve geliri yoktur evrakını alırsa hastanın mağduriyeti gideriliyor.
HASTA - DOKTOR ve TEDAVİ.
Hastane hiç kimsenin sevmediği fakat hayatımız için en çok ihtiyaç duyduğumuz yerdir.
Bir doktorun her gün karşılaştığı farklı kişilerle, bir hastanın karşılaştığı tek bir doktor arasında oldukça büyük fark olduğundan hastaya ilk gülümsemeyi doktorun yapması çok daha iyi bir motivasyon olacaktır ve hastanın acıları biraz olsun dinecektir. Karşılıklı anlayışla tedavi kolaylaşır ve çabuklaşır.
HASTA YAKINLARININ BİTMEYEN ÇİLESİ
Hastalık sürecinde toplumsal dayanışmaya ihtiyaç duyan hasta yakınları, evinden farklı yerde kalmanın ve kiralanan yerlerdeki masrafları çekilmez bir çiledir. Çok uzun süre kalan hasta ve yakınları hastane bahçelerinde, arabalarda, onlara tahsis edilen yerlerde kalıyorlar fakat büyükşehirlerdeki tedavi için şehre akın eden binlerce insandan dolayı yer oldukça yetersizdir ya da bırakıp giden kişinin bedava verilen yeri kirli bırakmasından dolayı kalmak istemeyenler birçok hasta çoğunluktadır.
Ayrıca genellikle hastanın yemeğini paylaşan hasta yakınları da, oldukça sağlıksız beslenmektedir.
Uzun süren tedavilerde hastane ve ev arasında bilhassa ağır veya yatalak hastanın getirilme götürülme aşamasında zor durumda olan hasta yakınları için büyükşehirlerde randevulu ambulans sistemi vardır. Hastanızın raporuyla ambulansa başvurarak gideceğiniz günü belirtiyorsunuz, ambulans gelip sizi hastaneye veya uçak gibi ihtiyaç olan yere götürüyor.
HASTA ve YAKINLARINA PSİKOLOJİK DESTEK
Talepler karşılandıkça ihtiyaçların fazlalaşmasından dolayı giderilemeyen mağduriyetler hem hastanın hem de yakınlarının psikolojilerini bozmaktadır.
Aynı hastanenin içinde bir doktorun hastayla konuşması yerine bir sosyal ortam oluşturulması ve sinema, okul gibi akşama kadar sadece acılarını dinleyen hasta için en büyük mutluluktur.
Hasta özellikle farklı kişilerle aynı odayı paylaştığında da psikolojisi bozulmaktadır.
Artık bu devirde hastaneler tek kişilik odalar halinde yapılmalı, hastalıklar organlara göre ayrılmalıdır.
Hasta ve yakınları için sadece psikiyatrik desteği yetmez mutlaka dışarıdan da gönüllü kişilerden destek alınmalıdır. Ufak tefek ihtiyaçlar misafirperver ülkemizden dolayı yavaş yavaş giderilebilir.
Hastane ev gibi olmalı, çay kahve servisleri sınırsız olmalıdır.
HASTA YAKINLARININ VİRÜS KAPMA ve BULAŞTIRMA DURUMUNA KARŞI KAN TESTLERİ.
Hasta yanında kalan aile bireyleri de en azından ayda bir kez kontrolden geçirilmeli, hastane, hastalık riskleri göz ardı edilmemelidir çünkü kanla, tükürükle veya açık yarayla geçen birçok hastalık, birçok insanın hayatını karartmaktadır.
Önlem alındıktan sonra hastalıktan korkmadan kişinin taşıma ya da bulaştırma durumu uyarıcı niteliğinde bilinmelidir.
Özellikle parayla tutulan refakatçilerin aylık olarak sağlık raporu almaları şart koşulmalıdır. Hem hastaneye hem de hastaya virüs bulaştırabildikleri gibi hastanın hayatı kim olduğu belli olmayan kişilerin eline teslim edilmemelidir.
BİRGÜN O veya BU ŞEKİLDE HAYAT DALIMIZ KIRILACAK.
Her canlı gibi bir gün hepimiz öleceğiz fakat ne zaman ne şekilde belli değil.
İnsanın bozulan bedeninde hastalıktan korkması oldukça yanlış, kişisel motivasyonla kendimizi tedavi edercesine sağlıklı kahkaha attığımız günlerimizi hatırlayalım eğer çok sevdiğimiz biri hastaysa en güzel günlerini, bilhassa çocukluklarını hatırlayalım çünkü insan ne düşünürse başına o gelir. Negatif düşünerek kötülükleri üzerimize çekmeyelim.
Durumu kabul eder, çaresine bakmaya çalışırsak daha çabuk toparlanırız. Umut bir insan hayatı için çok önemlidir. Umudumuzu hiçbir şekilde kaybetmeyelim. Hayat bizi her zaman yarı yolda bıraksa bile, biz bir şekilde içimizdeki umudu yeşertip, hayata asılmaya çalışmamız lazım.
Ancak çaresiz hastalığa yakalanan herkes büyük acılar çektiği için onlar için ne desek boş.
Sağlığımıza kavuşmak için stresten uzaklaşmalıyız. Moralden ve sağlıklı beslenmekten başka hiçbir şey ama hiç bir şey insanı kurtaramaz. İnsanoğlu öyle inanılmaz bir döngüde yaşıyor ki dünyanın türlü türlü çileleriyle karşılaşıyor ve büyük acılara katlanmak zorunda kalıyor. Doğduğumuz günden son anımıza kadar kader hep bilmediğimiz ağları örüyor ve ölüm hiç beklenmedik bir anda kapımızı çalıyor.
VASİYET;
Bazı kişiler vasiyetle mallarını devlete bağışlıyor ve bağışlanan yer 10 yıl süreyle hiç kullanılmadığı ve bakım yapılmadığı için birçok tarihi ev yıkılmaya yüz tutuyor. Başka bir sorunumuzsa bağışlanan yer yıllar sonra özel sektöre geçerek amacından ayrılmaktadır. Evsiz yurtsuz insanlara bu evler belli bir denetimle korunması , bakılması için kullanıma açılmalıdır. Mesela Vakıf Gureba hastanesi zamanında Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yoksulların tedavi olması için yaptırılmış ve birçok üzüm bağlarının gelirlerini de oraya bağlanmıştı fakat sonradan o bağlar ne oldu bilmiyoruz. Şu anda üniversite olarak amaca hizmet etmiyor.
Geçmişimize sahip çıkmak ve yaşayan kişiye saygı göstergesi olarak aradan yüzyıllar geçse ile bize bırakılan emaneti bozulmadan korumalıyız.
Herkes mutlaka bir vasiyet yazıp bırakmalıdır fakat vasiyet herkes tarafından bilinmeli ve gerçekleştirilmelidir.
ÖLÜM;
Ölüm, kalbimizin durmasından sonra damarlara pompalanamayan kan devir daim yapamadığından insan hayatı son bulur. Yani can, kan dolaşımı olmadığında çıkar gider.
Eğer kişinin nabzı atmıyorsa beden ruhunu teslim etmiştir ve vücut hemen katılaşmaya başlar onun için vefat eden kişiyi evdeyse odanın bir köşesine alarak yapılması gereken önemli birkaç şey vardır.
Ayrıca ölmüş insandan lütfen korkmayalım, bize ne yapabilir ki… Ölüden değil diriden korkmak gerekiyor.
Önce gözleri açıksa elle severcesine kapatılmalıdır ve çenesi bir tülbentle bağlanmalıdır. Sonra beden dışarıya gevşeyen organlardan herhangi bir şey bırakmasın diye temiz bir çarşafla kalça sıkıca sarılarak oluşacak görüntüyü önlemek gerekiyor. Ayrıca iki ayak baş parmak da bacaklar ayrık kalmasın diye yakınlaştırılıp bağlanıyor.
Böyle durumda en azından bir kişi soğukkanlı olmalıdır çünkü sadece ölmekle iş bitmiyor cenaze işlemlerinde belli bir süreç takip edilmesi gerekiyor.
HEMEN 188 CENAZE HİZMETLERİ ARANMASI GEREKİYOR.
Cenaze hizmetleri çok kısa zamanda günün yoğunluğuna göre geliyor ve ölen kişiyi muayene ettikten sonra herhangi bir olağan durum yoksa ölüm raporunu verilerek vefat eden kişiyi alıp morga götürüyor, arzuya bağlı olarak yakınları nasıl isterse öyle oluyor, yani evde de kalabiliyor.
Vefat hastanedeyse, yine morga götürülerek imama teslim ediliyor.
Morgda imam vefat eden kişinin sadece kimliğini isteyerek ölüm raporunu çok kısa zamanda hazırlıyor ve ölüm raporu 4 nüsha olarak hazırlanıyor.
1.’inci nüshayı hastane alıyor diğeri cenaze arabasına veriliyor.
Diğer bir ölüm raporu miras işlemleri için kullanılıyor yani mirasçılardan bir kişi notere veya tapuya verdiğinde, kaç mirasçısı varsa mallar otomatik olarak üzerlerine geçiyor.
HANGİ İLÇE OLURSA OLSUN VEFAT EDEN KİŞİNİN DEFİN İŞLEMLERİ ÜCRETSİZ YAPIYOR
Kişi şehir dışından gelmiş ve ölmüşse veya bizler bir başka şehirde vefat etmişsek cenaze transfer işlemlerini büyükşehir belediyeleri yapıyor ancak bir ilçeye bağlı yerde ikamet ediyorsak her şeyi ilçe belediyesi yapıyor. Cenaze işlemleri sırasında bilhassa yabancıların Büyükşehir Belediyesine gitmesi oldukça zor ve gereksiz bir durum. Bu zorluk hastaneyle belediye arasındaki online işlemlerle yapılması gerekir.
Eğer vefat eden yabancı kişi olduğu yerde yıkanıp hazırlanması talep edilirse kefen gibi masraflarla birlikte yıkama, ücretli yapıyor fakat kişi kendi ilçesine götürüldüğünde hem cenaze arabasıyla karşılama hem de tüm işlemler ilçe belediyesi tarafından ücretsiz yapıyor.
DEFİN;
Nerede olursa olsun cenaze, defin yeri hazır olmadan alınamıyor. Tamamen yer konusu karşılıklı yazışmalarla giderildikten sonra ilçe belediyesi tarafından mevta alınıyor ve cenaze namazı kılınacak musalla denilen yere ya da namazı kılınacak camiye getiriliyor.
Farklı inançtaki kişiler de kendi ibadethanelerinde götürerek cenazeyi defnediyorlar.
ÖLÜ YIKAYICILARI;
Burada çok önemli iki ayrıntıya dikkat çekmek gerekiyor bu konuda hastanelerde kadrolu çalışan kişiler var mı bilmiyorum fakat kimin elinde nasıl yıkanıyor biraz karışık.
Bir miktar para karşılında ya da fakirse ücretsiz yıkanıyor ancak yıkayan kişi vefat etmiş kişinin herhangi bir bulaşıcı hastalığı olup olmadığı açıklamalı bir şekilde bilinmediğinden, eldivensiz ölü yıkayanlar bile var. Bu duruma çok acil bir önlem alınması gerekir.
FARKLI ŞEHiRE CENAZE NAKLETMEK.
Cenaze teslimatında kapalı tabuta mutlaka bakmak gerekiyor çünkü bazen karışıklık olabiliyor.
Eğer kişi ikametgâh ettiği yerden farklı bir şehre gidecekse, ilçe belediyesi hastaneden cenazeyi bir yakınıyla aldırıp uçakla istediği yere gönderiyorlar.
Cenaze şehirde yabancıysa ikametgâhı farklı ildeyse transfer bu sefer büyükşehir belediyesiyle yapılıyor. Bu işler için hem ilçede hem il’de gece gündüz çalışan cenaze işleri yerleri var.
Eğer gidilecek yerde havaalanı yoksa cenaze karayoluyla naklediliyor.
Bazen yakını cenazeyle gitmek istediğinde uçakta yer bulamayabiliyor veya bilet çok pahalı oluyor o zaman hastaneden cenaze alınarak cenaze arabasıyla havalimanındaki kargo bölümünde soğuk hava deposuna teslim ediliyor.
Karşı taraftan kimin ismi verilmişse ilçe belediyesinin gönderdiği Cenaze arabasıyla kişi emanetini teslim alıyor.
Bu durum birçok belediyeye göre değişiyor olabilir gönderilen kişinin durumuna göre bekli de yanında gidecek yakınlarının da uçak masraflarını karşılanıyordur. Bunlar hayır işleri olduğunda belediyelere durumunuzu izah ettiğinizde ellerinden geleni yapıyorlar. Hatta eğer hiç kimse yoksa hastaneden alınarak uçak kargosuna cenaze gitmesi için teslim ediliyor.
Bütün işlemlerden sonra en zor günümüzde acımızı paylaşan ve işimizi kolaylaştıran birçok yere teşekkür etmek insanlık görevimiz.
BAŞSAĞLIĞI GELENEĞİ ve GEREKSİZ İKRAMLAR
Bu arada ölüm birçok kişiyi yasa boğduğu için başsağlığı geleneği başlıyor.
Son yıllarda birçok belediye ölüm olduğu andan itibaren her şeyle ilgileniyor, üstelikte bir de üzerine eve yada taziye yerine pide – lahmacun - ayran gibi ikram gönderip, cenaze çıkan evini destekliyor fakat, bu biraz değil çok abartıldı galiba..
Eski geleneklerimizde bir evde yas varsa 3-5 veya 7 gün boyunca evde yemek pişmez sadece evdekiler yesin diye komşular yemek getirirlerdi. Cenaze çıkan evde ocak yakılmasını iyi saymazlardı.
Son zamanlarda şahit olduğumuz bazı definlerde önce cenaze alınması için kadın yada erkek toplu halde hastane morguna gidiliyor, dışarıdan bu işleri yapan ve ne verirsen alan ölü yıkayıcıları tutuluyor, kefenleniyor ve mevta cenaze arabasına alındıktan sonra kadınlar eve, erkekler defin için mezarlığa gidiyor.
Eve giden kadınlar sokaklara kadar taşan masalar hazırlayıp geleni gideni, mezarlıktan gelenleri ağırlıyorlar. Öyle bir telaş ki helvalar kavruluyor, semaverler yakılıyor birkaç gün bilhassa bazı yörelerde daha fazla gün, gelen giden ağırlanıyor. Yas evi gelen gidenin getirdiği birçok şeyle dolup taşıyor, yeme içme saçma sohbetlere ve şenliğe dönüşüyor.
Bu artık öyle bir hâl almış ki bazı yörelerde evden bir ölüm çıktığında bu ikramı belediyenin gönderdiği ikram la karşılayamadığı için kırkı çıkana kadar taziye çadırında ikramda bulunuyorlar.Hem de bankadan çekilen krediyle alınan borçla..
Neden yemekçi oldum çünkü bakıyorum da yaşarken diriden ölünce de ölüden para kazanılıyor.
Ölü diri hiç kimsenin ve hiç bir önemi yok, çok kişi yemeğe koşuyor.
ikramların ayarı kaçtığı için kaybettiğimiz sevdiğimiz insanın toprakla buluşmasını düşünen kalmamış.
Ölüm bir kaybediştir, tamamen dünyadan gidiştir.
Bir insanı hiçbir zaman göremeyeceğimiz şekilde yitiriyoruz ve bu saçma sapan durumlar yüzünden yas tutamıyoruz.Eskiden mezarlıkta defin gerçekleştikten sonra hoca herkesi dağıttır ve ölen insana telkin verirdi, bunun manevi bir anlamı vardır.
Daha ötesine gidersek daha ruh bedenden çıktığı gibi miras kavgası başlıyor.
Hatta kıyıda köşede parası veya altını, incisi var mı diye bakılıyor, ne acı…
Onun için sağken bütün serveti yemek, yoksul olan kişilere zamanında hayır yapmak ve barınacak kadar yerde yaşamak gerekiyor veya belki de yüzyıl boyunca bir insanın yediği, içtiği, ağladığı, doğduğu, doğurduğu ve çocuklarını büyütürken birçok yaşanmışlığın yok edilmesine engel olacak çalışmalar yapmak gerekiyor.
Yaşadığımız evleri lütfen bozmayın, sizleri yetiştirdiğimiz hatıralara saygı duyun.
Ya da zamanında her şeyini gizli saklı yürüten birçok aile büyükleri, arkalarında bir sürü soruyla çekip gidiyorlar.
İNSANCA DOĞMAYA, YAŞAMAYA ve ÖLMEYE HAKKIMIZ VAR..
HASTANE ve HASTALIK;
İç hastalıkları dendiğinde zaten tüm organlar içimizde olduğu için bu genel terimden artık kurtularak daha farklı olmalıyız.
Bir insan olarak kaç tane organımız var, tanımalıyız. Her insanın kişisel karakteri gibi kişisel beden yapısı da farklıdır. Genel bir taramadan sonra her organın ayrı bir hastanesi olması gerekir.
Her öğrenci öğretmen tercihinde bulunabileceği gibi her hasta da doktor ve hastane değiştirme hakkına sahip olmalıdır.
Her hasta tek başına tedavi görmelidir. Horlayan ve gürültü yapan veya inleyen bir hastayla aynı odada kalması mümkün değildir. Hasta psikolojisi tedaviden daha önemlidir. Mutsuzluk hastalığı tanımlanmamış bir hastalıktır.
Gıda, bir insanı mutlu da edebilir, hasta da.. Tanımlanamayan birçok hastalıkla uğraşmak yerine daha belirgin konular üzerinden gitmeli, her insanın nelere karşı alerjisi var bilmeye hakkımız var.
Birçok kişi alerjisi olan ürünleri tükettiği için hastalandığından habersizdir.
Hastanelerde mutlaka ihtiyaç evleri olmalı, çamaşır, ütü gibi işler sağlıksız bir şekilde odalarda yapılmamalıdır.
Büyük bir sosyal ağ üzerinden hastaneye gelen herkesi nasıl bir hastalığa sahipse sosyal ortamda tanıştırılmalı ve hastaların gelişleriyle verilen birçok hizmet, gidişleriyle unutulmamalıdır.
Nasıl evi ocağı bırakırken su saatlerinin donmasını önlemek için önlem alıyorsak hastalıkta aynıdır, önlem alınamazsa büyür, gider. Eğer zamanında ihtiyaç duyduğumuz hayat için daha iyi yatırım yaparak daha iyi imkânlara kavuşmak isteseydik bu mümkündü fakat halen vakit geçmiş değil.
El birliğiyle her şey değişebilir.
BİZİMLE TANIŞIN, SAĞLIĞINILA BARIŞIN…
Hastaneler,
Doktorlar,
Hastalar
Hastalıklar,
İlaçlar,
Tedaviler,
Denemeler,
Yanılmalar,
Yığın yığın…
Neye yarar ki; ŞANS OLMAYINCA…
18.01.2018