Anne denince aklımıza vefakar, cefakar, çileli büyüklerimiz gelir. Öyle anneler vardır ki, tabir yerindeyse çocuklarına, çocuğu kadar sevdiklerine hiçbir karşılık beklemeden saçını süpürge yapmıştır. Öyle büyüklerimiz de vardır ki neredeyse 100 yaşına merdiven dayadığı halde, hiç kimseye muhtaç değildir, her işini kendisi yapar Artvin’de yaşayan herkesin Anneannesi Hatice Yelkenci, buna en güzel örnektir. Konuşması, yüzünün gülmesi, ayaklarıyla gidemediği yere eliyle tırmanması, kar kış demeden kendi başına istediği yere gitmesi, kendi bahçesindeki toprağı ekmesi, kendine olan öz güveninden kaynaklanmaktadır. Hani annelerin annesi derler ya, kan bağınız olmasa da sarılır, sarmalar, dizinde geçmişi anlatmasını masal gibi tatlı uykuyla dinlemek istersiniz, işte öyle eli öpülesi bir annedir kendisi.
Büyüklerimizin ellerinden öper, tüm annelerin, başka çocuklara annelik yapan annelerin, engelli çocukları olan annelerin ve anne adaylarının anneler gününü kutlarız.
Sağlıklı çocuğa annelik yapmak kolay oysa eli öpülesi anneler, engelli yada zihinsel engelli çocukların anneleridir. Büyük zahmet ve çile içinde olan o annelerin, olmayan hayatları, kadınlıkları, ömür boyu sürecek annelik vazifeleriyle ağır yüklerini gözümüze batırırcasına önümüze sererler ancak bizler pek aldırmayız. Toplum olarak zor durumda olan engelli çocuk annelerini destekleyerek, biraz nefes almalarını sağlamalı ve bazen evlerinde kalarak, bazen evimize davet ederek yardım etmeliyiz.
KADINLARIN ANNELİĞİNİ ELİNDEN ALAN BİRÇOK ÖRNEK VARDIR.
Bazen zorla, bazen kendi kararlarıyla çocuklarından vazgeçerler. Çocukların ezilmesine, sömürülmesine, dövülmesine, dilendirilmesine, küçük yaşta büyük sorumluluklar verilmesine, hangi anne göz yumarsa, o kadın, anne olamaz. Her kadın doğurabilir ancak anne olamaz. Yine de bir çocuğu annesinden ayırmak en büyük vicdansızlıktır. Bir şekilde destek verip anneyi çocukla büyütmek gerekir. Bir kuş bile doğduğunda sadece annesinin gagasından yedikleri ile beslenir. Yavru kuşlar ölmeyi tercih eder, annesinden başka hiç kimseden bir şey yemez. Doğanın kanunu böyledir. Çocukları annelerinden koparan her neyse bedelini ağır öderler. Bir anneyi ayrılık ve boşanma sürecinde özel hayatıyla rencide ederek toplumdan dışlayan kişiler, toplumun içinde minicik yavruların yalnız büyümesine sebep olurlar. Annelik başka bir durumdur, doğurursunuz ve o can parçası ona aittir. Kadınlık başka bir durumdur, insanın kendi kişisel ihtiyaçları ile karıştırılmamalıdır. Büyükler derdi ki, bir çocuk annesiz kaldığında, yetim ve öksüz kalır, bu oldukça doğru bir sözdür.
ANNE GİTTİ Mİ HER ŞEY BİTER.
Bazı anneler çocuklarının gözlerindeki yaşa aldırmadan çekip gitmiş, kendi keyfi için evlenmiştir. Çocuğuna bakacağını söylese de, başka çocuklara sahip olmuş, geride bıraktığı yavrusu gözden uzak olduğu için gönülden de uzak olmuştur. Anne çocuk bağı asla yoktur.
Bazı anneler ise dul olarak ortada kaldığında çevre baskısı ile evlendirilmiş, çocukları eski kocasının ailesinde bırakılmıştır. Gittiği kocanın çocuklarına annelik yapmış, kendi çocuklarına annelik yapamamış bir çok kadın, ömrü boyunca çektiği ızdırap yüzünden, kahırdan ölüp gitmiştir. Gittiği kapıya da mutluluk vermemiştir. Böyle durumlarda vicdanlı olmak gerekir.
Bazı kadınlar ise doğurmadıkları çocuklara annelik yaparlar, çünkü her çocuğa anne olabilirler, öyle hissederler.
Kadın ve annelik neredeyse özleşmiş kavramlardır. Kadın denince akla ilk gelen şey aşk’ tır. Gerçekten kadınsız bir dünya düşünülemez. Anne olmadan önce kadın olmak, insanca bir haktır. Belki de Dünyada mutsuzluğun ana sebeplerinden biri, yaşama tesadüflerin peşinden giderek başlamak, ilkleri yaşarken, kadının kendisini istemediği gebelikten koruyamamak, planlamadığı yükteki sırtlanarak, zorlukları kabul etmektir. Kim bilir…
Önce kadın olmalı, kadınlığı yaşamalı, eşimizle kadın erkek ilişkisini geliştirip, özleşmeliyiz. Küçük yaşta yada evliliğin ilk günlerinde hemen anne olmak, hem kadına hem evliliğe görünmez bir gölge bırakır. Birçok evliliğin ayrılık sebebi budur. Kadının evliliği, cinselliği anlamadan hamile kalması, ileriki devrelerde depresyona sebep vermektedir. Oysaki hayat o kadar güzel ki, kendimizi keşfedip bize lütuf edilen güzellikleri yaşamayı bilirsek. Kendini hazır hissetmeden çocuk doğuran bir kadın, kendini oldukça yorgun hayatın içinde bulur. Bedensel değişime uğrayan kadın kendini çok zor toparlar. Çocuk, bakım isteyen, vakit isteyen, ilgi isteyen yavrudur. Oldukça çok sevgi ister. Sevgi bölünür derler ya, işte o söz, bu aşamada doğrudur.
Bir kadın, çocuğuna tek başına bakmayı göze alabiliyorsa, ailesinden anneden destek alabilecek yada kendisi çocuğuna rahatlıkla bakabilecek ise çocuk sahibi olmalıdır. Çünkü çocuklar annelerinin hem göbek bağı, hem ayak bağıdırlar. Tek başına çocuğa bakmak oldukça zordur. Tek başına çocuğa bakmak zorunda kalan kadınların çocukları, emniyette değildirler. Muhtaç olan anne ve çocuğa her türlü kötülük gelebileceği gibi, aile yapısını bilmediğimiz eğitimsiz kişilerin ellerinde büyüyen çocuklarımız, anne sevgisinden yoksun kalmaktadır. Beslenmeyi bilmeyen kişilerin ellerinde, sağlıklı çocuk yetiştirmek mümkün değildir.
Aşk bebeği en güzel karardır. Sevdiğiniz adamdan aklı, zeka düzeyi ,karakter yapısı benzeyeceğini unutmadan akıllı kararlar vermelisiniz... Sevgi içinde yapılan her şeyin meyvesi güzel olur. Çevreden söylenen, kimse açlıktan ölmemiş, doğan çocuk öyle de büyür, böyle de, felsefesine inanarak asla yola çıkmayınız. Hayatınızı planlayarak, düzenleyerek, kilo sorununuz varsa bedensel ve ruhsal hazırlanarak anneliğe karar veriniz. AİLENİZDE GENETİK BİR HASTALIK VARSA, ÇOCUĞA GEÇEBİLECEĞİNİ BİLMELİSİNİZ. HAYATINIZ BOYUNCA KENDİSİNE ve SİZE YÜK OLACAK YARIM BİR ÇOCUĞU DÜNYA’YA GETİRMEYE, HİÇBİR ANNE - BABANIN HAKKI YOKTUR. ÖNCE TEDBİR, SONRA TAKDİR…
Çocuk dünyaya geldikten sonra büyümesini kurtuluş olarak görenler yanılırlar. Oysa çocuk büyüdükçe yanlarında bizlere daha fazla ihtiyaç duyarlar. Eğer bir kızınız varsa, evlendiğinde damatla iki çocuk demektir. Eğer bir oğlunuz varsa, gelin kızla iki çocuk demektir. TOPLUMDA KOMİK BİR DEYİŞ VARDIR. EVLENSE DE KURTULSAK SÖZÜ, TRAJI KOMİKTİR VE EVDEN BİR GİDEN 5-10 KİŞİ OLARAK GERİ GELEBİLİR …
Kadının en büyük vazifesi, analıktır. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
ANNELİK… Hayatı bebeğiyle öğrenme çabasıdır. Kadınlığın olgunluk ve gelişim sürecidir. Sevmeyi, özlemeyi, beklemeyi, gülmeyi, ağlamayı, hayıflanmayı, hasret çekmeyi, annelik ile öğreniriz.
Bebeklerimizi kucağımıza aldığımızda yemez yedirir, onlar için her şeyi yapar, her şeyi öğretmeye çalışır, her şeyi göze alırız. Anne kucağında bir çocuğun sevgi içinde büyümesi, anne evinde geri dönecek yeri olması, çocuklarımızın hayata güvenle başlamasının tek yoludur.
Çocuklarımız her ne olursa olsun bizim parçalarımızdır. Doğumlarından ölümlerine kadar sorumluluklarımızdır. Başlarına ne gelirse gelsin kabullenmeli, onları bırakmamalı, desteklemeli, çare aramalıyız. Hiç bir şey yapamıyorsak bulunduğumuz yeri terk ederek yaşama yeniden başlamasını sağlamalıyız. Aslında çocuklarımı bizim genlerimizi taşırlar, sevmediğimiz huylarını bile bizlerden almışlardır. Yani yaptıklarında bizimde payımız var. Çocukların yaptığı her şeye ortağız, iyiye de kötüye de…
Anne olmak özel bir duygudur, büyük sevgidir, fedakarlıktır, çıkarsız, karşılıksız hizmettir. Çocuk yetiştirmek çok büyük sabır ve sevgi dokunuşları ister. Onların seviyesine inebiliriz ve bazen onların fikirleriyle yükselebiliriz. Çocuklarla olan ilişkilerimiz yardımlaşmayla devam etmelidir, onlara yük olmakla değil.
Bebek anne karnına düştüğünde anne ne kadar az stresli ise bebek o kadar mutlu doğar. Anne ne kadar sağlıklı besleniyorsa, bebek o kadar sağlıklı düşünür. Bir bebeğin aylarca anne karnında ağır kusmalarla taşınması, doğum acıları, bebek doğduğunda tüm acılar unutulur.
Zor bir meslektir annelik. Annenin mutlu olması, olumsuz herşeyden kaçınması gerekmektedir. Annelik eğitimle, ancak en önemlisi bilinçli bir aileyle ve zaman içindeki yaşanan süreç ile öğrenilebilir. Annelikteki amaç hem çoğalmak hem gelecek nesillere sağlıklı bireyler yetiştirmek demektir. Bir nevi sorumluluktur.
Sevgi şarkılarıyla büyüyen çocuklar gelecek hayatlarında kaygısız ve korkusuzca mutlu olurlar. Mutsuz ve suç işlemiş insanlarla konuştuğumuzda genellikle birçoğu çocukken travma yaşayanlardır. Bir çocuğun travma yaşaması ailenin, anne babanın ve toplumun suçudur.
Bir çocuğun nasıl bir suçu olabilir ki. Nihayetinde çocuktur. Bir çocuğun sağlıklı bir yaşam hakkı, eğitim hakkı, korunma hakkı, ailede büyüme hakkı vardır.
SAĞLIKLI ANNE, SAĞLIKLI ÇOCUK DEMEKTİR, SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI VE MUTLU GELECEKTİR.
Çocuklar, karşılarında asla güçsüz ve sorunlu anne- baba istememektedirler. Onlara davranışlarımız ve saygımızla kendimizi olduğumuzdan çok daha mükemmel göstermeliyiz ki güçlü olayı öğrenebilsinler.
Çocukların hatırlayabilecekleri en güzel şeyler, aile içinde yaşananlardır ve gelecek o kadar çabuk gelecek ki, çocuklar büyürken bizleri de büyütecekler.
Çocukların pembe dünyalarında kavgaların, sorunların ne işi var. Çocuklarımızı zaten koşuşturmalı bir hayat bekliyor. Annelik her ne olursa olsun çocuğunun gülümsemesinin kesilmemesidir...
Ancak anneliğe cahillik ve eğitimsizlik eklendiğinde, SONUÇ ASİL BİR VATANSEVER DEĞİL DE ASİ BİR VATAN TEPER YETİŞİR. Kendine güveni olmadan yetişen çocuk, sadece anneyi, aileyi değil toplumsal olarak hepimizi yorar.
DÜŞÜNDÜREN GERÇEĞİ görmek için huzur evlerinde terk edilmiş anneleri ziyaret edebiliriz. Mağdur olan annelerin birçoğunun sosyal hakkı bulunmamaktadır. Hani çocuklarına saçını süpürge yapmış, ev temizlemiş, merdiven silmiş, dilenmiş, aç kalmış ancak bulduğu ekmeği çocuklarına yedirmiş, çöpten yiyecek toplamış, anneler var ya! işte o anneler kendi hayatlarını hiçe sayarak çocuklarını düşündüklerinden, şimdi dışarıda kalmışlar.
Annelerin sosyal güvencesi, maaşı, evi olmuş olsaydı durumları böyle olmazdı tabi… Güç herkes tarafından takdir gören şeydir. Demek ki bir kadın önce kendine iyi bakmalı ki, çocuğuna iyi bakabilsin ve çocuğu tarafından takdir görsün. Kendine iyi bir gelecek hazırlasın ve daha iyi bakabilsin ki, çocuklar onları dışarı atmasın. Çocuklar kendilerini zorlukla büyüten annelerini maalesef gençlikten dolayı anlayamıyorlar. Onlar için çekilmiş çilelerin bir önemi olmuyor. Annesinin sayesinde belli mevkiye gelmiş kişiler bile yapılan fedakarlıkları görmemezlikten geliyor. Olan elbette ki kendi başına kalmış annelere oluyor.
Huzur evlerine anneler günü gittiğimizde oturduğu yerden ikide bir kapıya bakan annelerin bekleyen bakışları hepimizin yüreğini sızlatıyor ancak belli etmemeye çalışıyorlar. Sabah uyanamamıştır diye kendilerini teselli ederek umutlarını ta gün akşam olana kadar sürdürüyorlar. Uçaklarda bile olumsuz bir durumda önce anneye oksijen maskesi takmamız söylenir. Sebebi ise kendimize bakamaz isek başkasına bakmak için gücümüz kuvvetimiz kalmaz. Bunlar ders almamız gereken önemli gerçeklerdir. Kadın olarak, anne olsak bile orta ayarı kaçırmamak gerekiyor.
Kadın sığınma evlerine düşen kadınların çocukları ise toplumumuzun başka bir sorunu. Etraf dedikodusundan korkarak annesinin yanında olmayan bu çocuklar, evi terk eden annelerine kin duyuyorlar ve görüşmek istemiyorlar. Anneleri ise kurtulmak istediği sorunlardan dolayı çocuklarına yalan söyleyebiliyor. Mesela içki içen ve eziyet eden kocasından kaçan ve kadın sığınma evine yerleşen beş çocuklu bir kadın, çocuklarının büyük oldukları halde eve kendisini anlamadıklarını, dönmesini ve aynı çileyi çekmesini istediklerini ve bu yüzden kendisiyle konuşmadıklarını söylemişti. Yıllar sonra bir düğünden dolayı anneyle karşılaşan çocuklar hala eve dönmesi için kadına baskı yapıyorlardı. Kadın ise kurtuluşu yalan söylemekte bulmuştu ve evli olmadığı halde evlendiğini söylemişti. Bu durum çocuklar tarafından kabul edilmediği için durum daha karışık bir hal almıştı. Hayatın tiyatrosunda karmakarışık oyunu oynayan bu gibi aileler için toplumsal destek vermemiz gerekir. Kişiye özel durumlarda anne veya çocuk olarak hakların öğretilerek kabul edilmesi sağlanmalıdır.
Kırlardan bir demet papatya güzelliğinde olmalı her şey… anlamı var en azından. Biri doğuran, diğeri doğurulan.
Kendimize çok iyi bakmalıyız ki gelecekte çocuklarımızla daha fazla zaman geçirelim, vazgeçilmez olalım, onlara yük olmayalım, ihtiyaç oluştuğunda anne-çocuk paslaşalım. Hayatımızın her döneminde çocuklaşalım…Çocuklarla coşalım.
Sevgiyle… Elele… Ömür boyu birlikte… Beraber, güzel günlere
11.05.2014 anneler günü için 10.05.2014 yazılan yazıdır.