Image

Su, tüm canlılar için yaşamsal ihtiyaçtır. Denizi, deresi olan yerlere kıymet biçilemez.  Gök, yeşilin rengiyle birleşir ve su olan yerler uzaktan belli olur çünkü, yeşildir. Kar ve yağmur suları diğer sularla birleşir ve büyüyerek heybetli bir şekilde kendine yol bularak akmaya başlarlar. Akarsular, dereler  muhteşem güzellikleriyle canlılara hayat vermek için, önüne ne gelirse yıkar, yutar ve bizimle bir şekilde buluşurlar. Suyun fazlası birikerek denizler, okyanuslar oluşturur. Denizler bizi besler, yüzdürür ve yakamozlarıyla görsel gün doğum –gün batımları yaşatırlar ancak derin sular rüzgârla birleştiğinde, şiddetli fırtınalar oluştururlar. 

İşte yüzyıllar önce Yavuz Sultan Selimin annesi İstanbul’dan Trabzon’a deniz yoluyla seyahat ederken fırtınaya yakalanır. Gülbahar Hatun, eski ismiyle Büyük Liman Kasabası şimdiki ismi Vakfıkebir olan yöremize adım atar atmaz, kurtuluşun adağını güzellik ve iyilikle taçlandırarak, bastığı toprakları vakfeder ve Trabzon’a Hatuniye Vakfını kurar. Vakfedilen Büyük Liman Kasabası topraklarından dolayı “Vakfıkebir –Büyük Vakıf” ismini alır. VAKFETMEK, BİR MALI VEYA BİRŞEYİ BİR İŞE BAĞLAYIP O YOLDA DEVAMLI KILMAK DEMEKTİR.

Sizinle ilk kez buluşurken DÜNYANIN KUTLADIĞI KADINLAR GÜNÜNDE GÜLBAHAR ANNEMİZİN ŞEFKATLİ İYİLİĞİNİ ANMADAN GEÇMEK OLMAZDI. Belki de eşi Fatih Sultan Mehmet Han, Gülbahar Hatun aşkıyla “İmkanın sınırını görmek için, imkansızı denemek lazım diyerek” İstanbul’u Fethetti, Kim bilir… 

Vakfedilen toprağın çocukları olarak Atalarımızdan bu güne gelen geleneklerin farkına henüz varıyoruz.  Bize bırakılan emaneti gelecek kuşağa doğru taşımak için öğrenmeli, korumalı ve yaşatmalıyız. 

Nasıl doğa can suyuyla yaşıyorsa İNSANLAR DA SUYA HASRET TOPRAK GİBİDİR, her yeniliğe balıklama atlamak ister ancak suyun içinde doğru kulaç atmasını bilmeyen, yılana sarılabilir. Yani eski Yunancada, İroni “Söylenenin tam tersinin kastedildiği ifade” anlamak için güzel bir örnektir. Görünürde dilimiz yöre kültüründen bahsederken, elimiz hammaddeler içindeyse, farkına varmadan yerli kültür yabancı kültürle yer değiştirir. Görmek için etrafımıza, satın aldıklarımıza, üzerimize başımıza, soframıza bakmak yeterlidir.  Milli kültürümüzden bizleri ayıran ve yok etmesine sebep olan ilk şey, katkı maddeleri, diğeri de, hiledir. Değişikliğe uğrayan her şey yenilik gibi görülse de, değerleri silip süpürdüğü gibi bilhassa gıda işinde kimyasala ve hileye örnek kanser çocuklardır. Daha okula bile gidemeden kemoterapiyle tanışan çocuklar, gelecekte sevemeyecekler, evlenemeyecekler, üreyemeyecekler vs, vs…

Trabzon’nun ilçesi olan VAKFIKEBİR deniz kıyısında Karadenizin kültürünü taşyan bir yöredir. Genellikle balıkçı barınaklarına ev sahipliği yapan ilçe, karayele kapalı büyük bir liman olduğundan, denizciler için demir atılacak güvenli bir sığınaktır.

Genellikle Karadeniz izleri taşıyan Vakfıkebir yöresi, kültürüne has kilim dokuma ve dırmaç tezgahları, sepet örmeciliği, giyim, kuşam, kuşak, peştamal, mevlütlerde takılan yaşmaklar, kara lastikler, şive, horonlar, türküler, Hıdrellez kutlamaları, ay eskisi, ay yenisi,(Ayın13.günü ay yeni olduğundan ekin ekilmez) yeni doğan bebekli lohusaların kırk basar inancıyla birbirine gitmemesi, loğusa kadının kırklanma geleneği, kurban bayramında etin bebeği basmasıyla loğusa kadının ayağa kalması, ikindiden sonra bebeğin çamaşırlarının dışarıda asılı kalmaması, loğusa kadının kırklanana kadar bebeğiyle dışarı çıkmaması, cenaze geçerken yeni gelinin ayağa kalması, mısır soyma mecilerinde  atılan atma türküler ile gençlerimizin eğlence gelenekleri halen sürmektedir.

Vakfıkebir düğün kültüründeyse düğünlerde pullu kıyafet giymek bir gelenektir. Kız istemeye gidilirken kıyafetler ters giyilir, erkek tarafı çatal kaşık aşırır, damat olacak erkeğin ayakkabısı saklanır, damadın kahvesine tuz atılır, gelin almalarda arabalara havlu bağlanır, gelinin erkek kardeşi tarafından kapı kapatılır ve bahşiş alınır,orta merasimde herkes tarafından tanınan bir kadın ortayı yapar, düğüne davet eden kişi ekmek veya özel hediyeyle, zenginler ise daha özel hediyelerle düğüne çağırılırdı, gelin ve damat büyük küçük herkesin elini öper kucaklaşır, düğünde ilk oyunu köyün en güzel kızı başlatır. Daha eskiye gidersek düğünlerde kocaman sinilerde biskuvi dağıtılırdı,

Vakfıkebir düğünlerinde genellikle birçok çeşit yemek yapılır ve yemekler özel tutulan aşçılar tarafından pişirilir. Bakır tencereleriyle gelen aşçı, su böreği, saruğu burma tatlısı, kara lahana sarması, kavrulmuş mısır yarmasıyla et pişirerek ikram edilir.

Tüm Karadeniz’de olduğu gibi  birbiriyle benzeşen yemek kültüründe Vakfıkebir, havası, suyu, dereleri, doğanın eşsiz bitkileri, sebzeleri, yaz kış eksik olmayan evlerin gelini tabir edilen kara lahanası, vazgeçilmez lezzetiyle yağlı hamsisi, bileki içinde sıcak kokusuyla sofraya gelen mısır ekmeği ve yanında yoğurdu veya pazı kavurmasıyla gelen misafire ikram edilmesi, tahta yayıkta vurulan yoğurtun taze ayranın bakır kazanda kesilen çökeleği, evlerde yapılan yoğurt kaymağından tereyağı, kültürel serender kilerleri-evleri, ucu bucağı görünmeyen çay tarlaları, lezzetli taze,  kuru ve renkli-kırmızı fasulyesi, sünen peynirin tereyağında uyuması, tasarım isteyen hamsili pilavı, zeytinyağlı içle kat kat dizilen istifli kara lahanası, taze soğanın mısır unu ile birleşmesindeki lezzet  saranbula, değirmende çekilen unla yapılan purşundanın  şurupla şerbetlenmesi,  Lokman Hekimin şifa kaynağı ısırgan otu eşsiz bir şifadır. Taze fasulye, salatalık  ve  pazı sapı gibi birçok sebze ve meyveden yapılan turşular ve geleneksel olarak yapılan turşu kavurmaları. Herle çorbası  gibi çorbalar. Ayran çorbalarında taze renkli-kırmızı kuru fasulyenin  ve mısırın en çok kullanıldığı yöre, Karadeniz’dir.

Ayrıca sadece Karadeniz yöresine özgü Taflan-Karayemiş, tadına doyulmaz bir yemiştir. Fırınlarda kurtulması gelenektir. Eski geleneklerde armut ocaklarında elma, armut, taflan kurutularak saklanır ve kışa hazırlık yapılırdı.

Tarihten bu yana bu tatları reddeden duyulmamıştır Tat insanı peşinden koşturan en iyi reklamdır, Ayrıca son zamanlarda Vakfıkebir, yapılan ekmek festivalleriyle ses getirmeye devam ediyor.

Bir yanda limanı, bir yanda deresi aslında VAKFIKEBİR’in değeri, sudur. 

Özlem içerir koyun keleği-zil sesi birde kaval nağmeleri…

Gürül gürül akan Fol Deresi, türküler yakar kemençe eşliğinde,  En dereye dereye, al dereden taşları… 

Sevgiden yürümek isteyenleri bekleriz 14 Şubat Kurtuluş gününde, VAKFIKEBİRE…

Vakfıkebir kültür elçileri adına ithafen Anneler gününe özel Toplum Geliştirme Derneği işbirliği öncülüğünde hazırlanmış çalışmadır