Image

Sevmek bir büyü gibidir. Düşüncelerimizde neyi tespih eylersek onu kendimize çekeriz. Aynı şeklin tersiyle de düşüncelerin bozukluğuyla sevgiliyi iteriz.

Bazı insanlar çok iyi niyetli olduğu halde hiçbir zaman başı belâdan kurtulmaz. Neden ? Çünkü söyleye söyleye kötülükleri üzerlerine çekerler.

Demek ki sevmekle istemek, aynı şey. Bizim için hayırlı mı hayırsız mı hiç düşünmeden peşinden gittiğimiz çok şey, hayatımızı altüst etmeye yeter.

Her insan güzel şeylerin peşinden koşar. Hiç bir zaman yükü taşıyanı kimse görmez, sadece yüktedir herkesin gözü.  Demek ki insanın çevresinde görünen bir güzellik veya zenginlik varsa gözler üzerine çevriliyor ve gözü kalan insanların birçoğu onu alana kadar ellerinden gelen her kötülüğü yapıyor.

Ülkelerarası savaşlarda da işte böyle bir sahip olma duygusuyla bir bağlantısı var.

Eğer ortada bir güzellik varsa herkes oraya doğru elini uzatıyor ve pay kapmaya çalışıyor.

Hiç kimsenin  kaşının gözünün güzelliğine bakmıyorlar, güçlü olan kazanıyor.

Dünyadaki tüm kavgalar önce sevgiyle başlar çünkü sevgi tüm kapıları birer birer açar.

İşte dünya bir zamanlar büyük sevgiler yaşamış ve kaybettiğinde kendisini evine kapamış kişilerle dolu. Hastalıkların birçoğu giden sevgilinin arkasından  dökülen yaşlarla geliyor.

İnsanoğlu hiçbir zaman hak ettiğini yaşamıyor ki çünkü hak ettiklerini almayı bilmiyor ve takıntılı yaşama boyun eğiyor ve kendisini hiçbir zaman bu sevda ateşinden kurtaramıyor.

Bırakıp gidenler de bu durumdan kurtulamıyor.

Baktıkları her köşede geçmişleriyle yüzleşiyorlar sanki biri onları gözetliyor gibi haller, hareketler, gülüşler ağlayışlar hep karşılarına çıkıyor. 

Belki de her adımlarında geçmiş toz gibi üzerlerine siniyor  fakat silkelenmeye cesaretleri yok.

İçlerindeki sesi ölene kadar durduramıyorlar fakat yinede kendileriyle inatlaşıp mütevazi olamıyorlar ve sevgi için hiçbir şey yapmıyorlar.

Sevgiyse öyle güçlü  bir duygu ki kapıların kapanması onu tersine çevirip anlaşılmaz bir tutuma sokuyor.

Kıskançlık başlıyor.

Severken nefret etmeyi öğreniyor ve kaybetmeyi hazmedemiyor.

İşin en acı tarafıysa her iki tarafta çok büyük acılar çekmesine ve büyük bedeller ödemelerine rağmen kapıların kapanması herkesi yakıyor fakat, geri dönüş olmuyor.

Olan gözyaşlarıyla bekleyene oluyor.

Ne zaman ki sevgi artık büyüsünü yitirir işte o zaman insanlar içten içe kaynamaya başlar.

Sevmek nasıl yükseklere uçuşsa, düşmekte bir boşluktur.

Bu boşlukta bir müddet insan hayatını cehenneme çevirir ve kaybetmenin verdiği üzüntü kişiye ağır hasar verir. 

Artık içindeki iyilik odaları kapanmıştır enkaza dönen gönül hiçbir kapıyı açamaz.

Gücünü yitirmiştir. Böyle bir kişiye yapılan her hareket ters teper ve bunun tek çaresi belli bir zaman geçmesi ve kişinin kendisini farklı bir uğraşlarla  tedavi etmesidir.

İnsan psikolojisinde hep kazanmak vardır, kaybetmek yoktur ancak hayati ihtiyaç olan sevgiyi aramak, bulmak ve yaşamak dünyanın en zor işidir.

Sabretmekse ilahi aşkın yoluna düşüştür.

Şems-i Tebrîzî şöyle söyler.
İiçinden çıkamadığımız bir durum varsa;

Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, iki ağzın ve bir kulağın olurdu. Onun için az konuşup, çok dinlemek daha faydalı. Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur. Zira sükutta hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.

Sığ suları, en hafif rüzgarlar bile coşturabilir, derin denizleri ise ancak derin sevdalar coşturur. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susar. Anladım ki susan her şey, derin ve heybetlidir.

Sessizlik en güzel sestir anlayana. Biraz da sessizliğim konuşsun, harfsiz bir dil bulalım içimizde, yalnız ikimizin anladığı bir hüzün olsun içinde. Sus gönlüm, çok dile getirme. Sen dile getirdikçe, gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm, çok laf etme. Az söyle ki, işimiz olgunlaşsın, az söyle ki, Hak' ka karşı yanlış kelam çıkmasın.

Sus gönlüm, bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara, dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen, görünmeyen dalgaların kıyıya vurmaktan başka çare olsaydı, seni durdurmazdım inan bana, ama yok başka çare. Unutma ki, ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz.

Sus gönlüm, bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece, gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar, yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından, ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus.

Sus gönlüm, seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar. Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar, ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus.

Sus gönlüm, onun geleceğini görünceye kadar. Acının bala dönüştüğünü fark edinceye kadar. Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.

Sus gönlüm, sebepler var edilinceye kadar, bahaneler oluşuncaya, birbirimizin nasibi oluncaya kadar. 

Sus gönlüm, bütün bu susmalarına karşılık, her şeyin hayırlısının olacağına inanarak.

Sus gönlüm. Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun, sabrın olsun. Her susuşun, dua'n olsun, içten yakarışının adı olsun. Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun, susuşun.

Tuz basıp yaralarıma, ne kadar susulacaksa o kadar sustum.
Bir çığlık kanıyor en derininde yüreğimin.
Açmadım kimselere yüreğimi hançeri sadece kendime sapladım ve sustum.

Susmak; kimi zaman ateşe su, kimi zaman da ateşe rüzgar olmuştur.
14.Şubat. 2018 Sevgililer günü yazısıdır.