Image

Yaşam zorlaşmaya başladığında yada “yeter artık” diyerek bağırdığımızda,  ÇEKİ DÜZEN TEMİZLİĞİ HAYATIMIZA ,GÜNEŞ GİBİ DOĞMALI…

Çeki – düzen, insan karakterince uygulanmak istenen metezori kararlardır.  Kararlar, insan yaşamında çok fazla uzun ömürlü olamazlar. Zamanla kararlar, değişime -  dönüşüme yol alır, giderler…

Hani hep söyleriz ya!  İÇİMİZ DIŞIMIZ BİR diye… Aslında böyle birşey yoktur, hiçbir zaman olmamıştır. Asla olamaz da… Bazı anlarda iç ve dış dünyamız  aynıdır ancak daha sonrasında düşünceler, içten içe sorgulanır, durur…

İnsanların genellikle görüntüsü, düşüncesi , yaptıkları, yaşadıkları, istekleri  farklıdır. Yani farklılık insan geninde vardır. Genellikle farklı yaşam, gizlilik getirir. Herkesten gizli yaptığımız şeyler mutlaka toplumda kabul görmeyen hatalardır. Gizlilik belki bazı durumlar için gerekebilir ancak gizlilikte yapılanlar diğer insanları etkiliyor – zarar veriyor ise, yol yakınken, ailemizdeki insanları utandırmadan, yanlış yoldan geri dönülmelidir. Hani bazı durumlar hata kaldırmaz ya, öyle… 

İnsanlar gerçek düşüncelerini hiçbir zaman söyleyemezler. Mutsuz bir evlilikleri vardır ömür boyu sürdürürler. Oysaki hiç kimse, hiç birşeye mecbur değildir. Mağduriyet giderildiği takdirde mutsuz yaşam sonlandırılıp, mutlu yaşam kurulabilir. İnsanlar hayal ettiklerini çoğu zaman yapmaktan çekinirler. Oysaki herşey ümit ve bir adımla başlar. Bir adım atsalar kendilerinin nasıl yol aldıklarını görecekler. Birçok insan göstermelik yaptığı birçok şeyden vazgeçmez. Gösteriş bir hastalıktır , çaresi ise insanın kendini terbiye etmesiyle biter. Bu terbiye müzik-musiki- tasavvuf yada bendir- kudum-ney gibi müzik aletlerini çalmaktır. 

İnsanoğlu değişen - değişmeyen, bazen gelişen, bazen de tekrar eskiye dönen anlaşılmaz bir varlıktır.

BURADA SORGULAMAK İSTEDİĞİMİZ ÖNEMLİ ŞEY,  NORMAL DÜZEN DEĞİLDİR. İnsanlar tercih ettikleri hayatları yaşarlar ancak yanlışlarımızın getirdiği düzensizlikler  bizi yıkmadan, doğruların içinde, özgürce bir şekilde, düzeni hak ettiğimiz yaşamalıyız.

Özel yaşam alanlarımız vardır. Özel denildiği zaman yaşam kişiselleşir . Hayatımıza bakarsak,  eksilerimizin artı olmasından, artılarımızın eksi  olması yaşamımızdaki düzen görülebilir.

Zaman zaman düşünür, söyleniriz. Kimin için çalışıyoruz… Nasıl, ne için yaşıyoruz…  Bir şeyler yaparken kimlerle savaşıyoruz…  Habersizce kimleri,  nerelere getiriyoruz… Kimleri yok ediyoruz… Nelere – kimlere  inandığımızda yıkılıyoruz. Kimlere fayda, kimlere zarar veriyoruz. Bilerek yaptığımız hatalarımıza, kimleri ortak ediyoruz… Nelere sebep oluyoruz… Sorumsuzca peşinden koştuğumuz  hangi saçmalıklar yüzünden, hangi cesaretle hayatımızı şansa bırakıyoruz. Şansa bırakılan yaşamlar kendi ellerimizle yaptığımız sabun üzerinde yürümeye benzer. Ya bir gün, yürüdüğümüz sabun üzerine yağmur yağarsa!

Sorumsuzca yaşadığımız şeyler insan için şans değildir, risktir. Herşeyi çözüm odaklı düşünmek gerekir. Hata yaparken işimize gelirse kader kısmet diyoruz, işimize gelmez ise herşeyi bile bile inkar ediyoruz. Bazen çevremizdeki insanların yaptıkları şeyleri ustaca inkar ettiklerini görürüz. Derin düşündüğümüzde sırtlandıkları yükleri nasıl taşıdıkları - taşıyamadıklarını bildiklerini, yüzlerindeki mimik anlatımlarından kolayca anlayabiliriz. Yani birçoğumuz yalanların içinde dans ediyoruz. Hiçbirşeyden, hiç kimseden korkmuyoruz.

Etrafımıza bakındığımızda, insanların birbirinden nasıl şikayet ettiklerini, bu bıkkınlığın yaptırdığı hatalardan - yalanlardan hiçbir şekilde kurtulamadıklarını görürüz. İnsanlarımız maalesef istemedikleri bir işi, birlik beraberlik içinde konuşmak -düzeltmek için uğraşmıyor. Düzenli – düzgün bir yaşamda yaşamak herkesin hakkıdır ancak neden bilinmez herkes  herkesi kandırmaya – aldatmaya devam ederek  saçma boş şeyler ömrünü tüketerek kalbini durdurmaya baş aktörlük yapıyor.


BİZ- YETİŞTİRDİKLERİMİZ ve ÇOCUKLARIMIZIN HAYATLARI… 

İYİLİK, DOĞRULUK, GÜZELLİK HEP SÖYLENİR FAKAT YAŞAM ALANLARIMIZA FAZLA GİRMEZ…

Çocuklarımız bebek iken, sağlıklı olması için büyük kaygılar duyarız. Yemez, yedirir, giymez giydiririz.  Özel okullarda yetiştiririz. Herşeyin en iyisi onların olsun isteriz. Nedeni ise herkesten daha iyi, daha önde olmasını isteriz..  Çocukları yetiştirirken SEN DAHA İYİ OLMALISIN mantığı yanlıştır. Öğrenemeden yaşamdan düşen umutsuz çocuklarımız, okumuş çocuklarımıza ne kadar iyi eğitim alırsa alsın, zarar vermektedirler.

Birde buna zaman bulup ailelerin çocuklarıyla beraber vakit geçirmemesi, çocukları karşılarına alıp sorunları  konuşmamaları, sevgiden, ilgiden yoksun yetişen çocuklarımızı teslim ettiğimiz eğitim almamış bakıcı kişiler eklendiğinde, ortaya vahim sonuçlara gebe bir kuşak çıkmakta ve herşeyi hazır bulan çocuklarımız, HAZIR ÇOCUK OLMAKTADIRLAR.

Sağlıktan, huzurdan, düzenli olmaktan, mutluluktan bahsetmeden önce kendimiz güzel düşüncelerle donanmalıyız. Bazen insanlar doğal hayatın içinde, sağlıklı yaşadıklarını düşünürler ancak  uyku düzenleri, yedikleri içtiklerine bakarak yaşam düzenlerini görebiliriz.

Kahvaltı kültürü olmayan bir ailede,  çocukların kahvaltı yapması beklenemez. 

Arkadaşlarıyla marka, model yarışına sokulmuş bir çocuktan, gelecekte tasarruf beklemek hayaldir.

Aile bireylerinin kavgaları arasında büyüyen çocuklardan savaşsız bir yaşam beklenemez.

Yarın ÖĞRETMENLER GÜNÜ… Buradan öğrencilerine el uzatan öğretmenlerin, öğretmenler gününü kutluyoruz. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerimize her zamanki gibi güveniyoruz…


PEKİ, KENDİMİZE NASIL ÇEKİ DÜZEN VERMELİYİZ?

İnsanların  yaşam kurarken nelerin peşinde koştuklarına bir bakalım. Yeni iş kurmak - yuva kurmak birçok insanın özlediği şeydir. Yeni evlenecek kişiler, olmayan paraları ile çok şeyin tam olmasını isteyen ailelerden dolayı  iğneden ipliğe herşeyi almak isterler. Eşya eksiklerini tamamlamak için kaldıramayacakları kadar borca girerler. Destekçileri aileleri değil de bankalar olunca kaçınılmaz sonlar gelir. İnsanlar kendi başına ev -ocak-iş sahibi olurken yaşama tutunamazlar. Ailece yardımlaşmadan herşeyi tam yapma isteği ağır bedeller ödetmektedir.

Hayata tek başına tutunmaya çalışan, normal bir işte ekmeğini kazanmaya çalışan gariban insanlar toplumda yer edinmek ve insan içine adam gibi çıkmak için hesabını kitabını doğru dürüst yapamadan gösterişten dolayı ipin ucunu kaçırmaktadır. Zaten borç vermek için çeşit çeşit dalavereler hazırlayan birçok reklam mazlum insanların hayatlarını  çalmaktadırlar. Akıllı insanlar, ayağını yorganına göre uzatır, yapacaklarını ortak karar alarak bildirir, kabul görmediğinde ise geri çekilir yada hazır olduğunda tekrar dener. İnsanlara bedavaymış gibi gelen borç tuzaklarına asla düşmezler.

Oysa bir çocuğu dünyaya getiren aile, çocuktan beklenti yerine çocuğunun yaşama hazırlanmasında yardım ederek yükünü hafifletmelidir. Bu mecburidir. Çocuk büyüsün, çalışsın, kazansın, bize baksın mantığı, çocuğu çocukluktan çıkartır ve sırtına yük bindirir. Mutsuz çocuk geleceğe umutla sarılamaz.

Çocuklarımız kendi hayatlarını kurmak istediklerinde, aileler devreye girerek SEVGİYLE EVLENMEK YERİNE, EŞYALARLA EVLENDİRİLİYORLAR…

Bugün başka bir şehre tayinle giden insanların yaşamlarına bir bakın, eşyalar onlara sadece ağır yüktür. Almak bir sorun, taşınmak ise başka bir sorundur. 

Ayrılık zamanında geldiğinde sorun olan eşyalar, çeşitli kavgalara sebep olmaktadır.

Aşırı yorgunluk, saçma şeylerle uğraşmak evin huzurunu bozmaktadır . Evdeki huzursuzluktan kaçan erkek dışarıya gitmektedir. Kopukluk yaşayan aileler farklı yaşam içine girmektedirler. 

Parlak yaşamı cehenneme çeviren insanların dünyası karanlıktır ve kendi kendilerine hayatlarını mahfeden insanlar gelecekte görecekler ki çok boş şeylerle uğraşmışlar ve gençliklerini sevişerek değil saçma şeylerle savaşarak geçirmişler.

Sevgi öyle asil bir duygudur ki  düşünmek, düşünülmek, hissetmek, sahip olmak, gezmek, tozmak, yemek içmek, paylaşmaktır. Sağlıklı ve huzurlu yaşamak, olağan üstü mutluluk vericidir. Bir çok kişi kendi düzenini kurmaktan acizdir.

Bir bebek  düşünün kimlerin eline, kimlerin  evine, hangi aileye, nasıl bir düzene doğuyor, bilmiyoruz ancak nasıl bir yaşamı olacağını kestirmek aileye bakarak mümkündür. Maalesef birçok anne - baba adayı, bilinçli aile bireyi olmaya hazır değildir.

Hayatın en pembe dünyasını yaşamadan, iş güç sahibi olmadan evlendirilen gençlerimiz, hayatın ağır yükünü bilinçsizce sırtlanmaktadır. Evliliğin ilk ayında, kadınlığı, erkekliği yaşayamadan bilinçsizce annelik- babalık  adaylığına adım atmaktadırlar. Oysa ki evliliğin ilk yılları tanışma, koklaşma, aşk yapma yani cicim aylarıdır. Kadın ve erkek birbirleriyle fazlaca vakit geçirerek, birbirlerini tamamlarlar. Henüz hazır olmadıkları küçük anne – küçük babalar aile bireyi olma  vasfı taşıyıp taşımadıklarını bile bilmezler.  Belki kadın anne olmaya hazır değildir, belki de erkek, bir çocuğa babalık yapabilecek kapasiteye sahip değildir.  Tanışan çiftler ,evliliği çocukça oyun zannetmektedirler.  Bir kadın kendisine eş olacak erkeği iyi seçmelidir. Eğer erkek okumuş ise çocuğu da okur, eğer erkek safça ise çocuğu da saf olur, eğer ailede genetik bir hastalık varsa çocukta risktedir. Hazır olmadan çoğalma duygusu yanlış bir düşüncedir. Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı olmayan bir çocuğu Dünya’ya getirmeye kimsenin hakkı yoktur.

EVLENMEK HAYAT BOYU MUTLULUK DEĞİLDİR, SADECE SORUMLULUKTUR.BAŞLAMASI ÖNEMLİ DEĞİL SONUCA ULAŞMAK, SÜRDÜREBİLİRLİĞİ SAĞLAMAK ÖNEMLİDİR

Bir bebek doğmadan önce anne – babası olacak kişiler ne kadar okumuş olursa olsunlar, etraflarında doğru rehber olacak kimse yoksa, onların çocukları da DENEME TAHTASI GİBİ, KADERİNE TESLİM EDİLMEKTEDİR. Doğumun verdiği acı, ızdırap bebeğin gelmesi ile ne kadar mutluluğa dönüşmüş görünse de annede bedensel  ve ruhsal yorgunluğuna yol açmaktadır. Birçok anne adayında görüldüğü gibi ileriki yıllarda psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çok kısa zaman sonra yeni anne -baba olmuş çiftlere, gece uykusuzluğu kabus gibi çöktüğünden, davranışlar yerini saygısızlığa ve bıkkınlığa bırakmaya başlar. Yeni evlenmiş çiftlerimiz ,evliliğin cilvelerini yaşamadan, neyin ne olduğunu anlamadan bu yola girince bir çocuğa bakma sorumluluğunu kaldıramamaktadırlar. Hatta kendilerine bakmaktan bile acizdirler. Sonrasında malum… ayrılıklar, kavgalar…  Hüsran…

KARŞILAŞACAĞIMIZ ŞEYLERİ ÖĞRENMEK, DOĞUMA HAZIRLANIRKEN, DOĞUM YAPMAYI BEKLEMEK GİBİDİR.  DOĞUMUN NASIL YAPILACAĞINI ÖĞRENMEK OKUMAKLA, ANLATILANI DİNLEMEKLE OLMAZ. DOĞURMAKLA ÖĞRENİLİR. 

Yaşama yeni başlayan küçük anne- babaların ellerinden tutmak tecrübeli insanların yardımları ile olur. Annenin sağlığı, ruhsal durumu ve yeni yaşam kurarlarken, evlenirken, evlendiğinde yeni aileye uyum sağlarken, doğum sonrasında anne ve bebeğe bakım, insan yaşamına yapılacak en büyük iyiliktir. Çiftleri boş şeylerle hırpalanmak, fikir yürütmek, beklenti içinde olmak, gençliklerini harcamaktır.

BURADA SORUMLU KİMDİR ELBETTE HERKES.

Doğu görevi olan bir uzman çavuş 2013 yılı itibarı ile 4000 TL’ye yakın maaş almaktadır. Bekar olan uzman çavuşlar yada eşleri yanlarında olmayanlara kaldıkları şehirlerde ev verilmemektedir. Kadın veya erkeğin aşk olarak birbirlerine en çok ihtiyaç duydukları yaşlarda, para biriktirmek uğruna çıktıkları yolda bedensel ihtiyaçlar farklı kişilerde görülmektedir. Bazen bu durum öyle bir hal almaktadır ki, birçok kişi evlilik öncesi alıştığı veya hayal ettiği fantaziler evlilik sonrası köyünden getirdiği gelin hanımda bulamamaktadır.  Birkaç yıl içinde cahilane şekilde hemen yapılan bir- iki çocuktan sonra, onca masrafla alınan bir sürü eşyayla birlikte genç kadın  aile büyüklerinin yanına- yakınlarına gönderilip tekrar kaldığı yerden hayatlarına devam eden birçok cahil erkek orda burada, onla bunla, kendinden büyük yada küçük kadınlarla düşüp kalkmaktadırlar. Daha büyük tehlike ise Türkiye şartlarında uzaklarda tek başına oldukça iyi maaş alan kişiler, ailesizliğin verdiği boşlukla şans oyunlarına dalıp zamanlarını, paralarını - heba etmektedirler. Dikkat ederseniz böyle yetişen – gelişen kişilerde kitap, gazete okuma alışkanlığı asla yoktur. Zaten okuma alışkanlığı olmayan kişiler yük olarak gördükleri ailelerini, görevde olma yalanlarıyla başlarından defetmekte ve kendi kültürüne uygunsuz bir şekilde devrilip, devrilip  doğrulmaktadırlar. Oysa evlilik, birlik beraberliktir. İki kişiliktir. Çok özel durumlar hariç eşten ayrı kalınmamalıdır. Görev için sağa sola giden erkekler, masumca bekleyen eşlerini hiçe sayabiliyorlar ve ailelerindeki masum insanları da ateşe atıyorlar.

Kadın ve erkek için birliktelik , ihtiyaçtır ancak hayatımızdaki değerleri hatırlayıp, kendimize çeki düzen vermeliyiz. 

Artvin Kadın Girişimciler Turizm Geliştirme ve İşletme Kooperatifi Dayanışma mutfağında her yaştan insanların özverileri ile çalışması önemli bir örnektir. Her yaştan kadınlar ortak karar alarak kurdukları mutfaklarında bomboş oturmak yerine  üretiyorlar. Yıllardır içlerinde kalan çalışma özlemiyle, birlik beraberlikle nelerin yapılacağını gösteriyorlar. Ne için ? Elbette kendi yaşamlarındaki eksik gördükleri düzensizlikleri, düzene sokmak için.  Hayallerini gerçekleştirmek için…

Görüyorsunuz insanların hayatında düzenin hangi yaşta, nasıl bir durumda geleceği belli olmuyor. Önemli olan düzenin, herkese kendi doğrularını getirmesidir. Yaşam doğrulukla düzene girerse, o zaman iyiliklerden güzellik doğar…

Düzensizlikle savaşın, düzenle yaşayın…

Yazar; Gezgin, Kültür Araştırmacısı ve Habercisi, Deniz Kakanaş

Haberciden, İyilik, Güzellik ve Doğruluk haberciliği