Kahvaltı insanoğlunun güne mutlu başlaması için ilk öğündür.
Sabah krallar gibi sabah kahvaltı yapmak insan sağlığı için çok önemlidir fakat bu cümle çalışanlarla evde kalanlar arasında görecelidir.
Atıştırarak veya tek başına gelişi güzel kahvaltı yapmak insan mutluluğunu tehlikeye sokar yani yıllar içinde mutsuzluk hastalığını getirir fakat evde oturanlar için kahvaltı biraz daha geç yapılması gerekir çünkü hareketsizlik karşılığında öğünler azaltılmalı, beden gücü kullanıldığında besin takviyesi artırılmalıdır yani insan acıkmadan yememeli yada hak ettiği kadar yemelidir.
Kahvaltı belli bir düzen içinde paylaşılarak yapılmalıdır ve kaybedilmeye yüz tutmuş aile değerleri korunmalıdır.
Sabah uyandığımızda sadece bizler gözlerimizi açmıyoruz tüm Dünya uyanıyor. Hayvanlar, böcekler, topraklar, çiçekler… Herşey ama her şey uyanıyor… Gece olduğunda da hepimiz birlikte uyuyoruz…
Gecenin örtüsü doğaya serildiğinde herkesin başını rahatça koyabileceği temiz bir yastık olması insana verilmiş en büyük nimettir ve huzur içinde bir uyku, derinlemesine dinlenmektir.
Gecenin o bilinmez derin sessizliğinde sokaklarda yaşayan insanlar kendilerine sığınacak kuytu bir yer ararlar. Genellikle otogarlar, havalimanı gibi bekleme yerlerinde yada yıkık bir harabenin köşedir evleri. Toprak yastığı, kartonlar yatağı, gazeteler yorganlarıdır.
Uyumak için yer bulurlar ancak gecenin getirebileceği bilinmez kötülüklerden kendilerini koruyamadıklarından uykuları derin değildir. Genellikle gece uyumaktan korkan insanlar kendilerini daha huzurlu hissettiklerinden sabah insanların kalabalık olduğu yerlerde parkları, bankları kullanırlar ve bu diğer ülkelerde de böyledir.
İlk öğün her canlı için aynı gereksinimdir. Evsizler sabah uyandıklarında her canlı gibi kahvaltıya iç geçirirler çünkü yeme içme ihtiyacı duyarlar. Aile özlemi, ev özlemi, çoluk çocuk özlemi ve sıcak bir çorba yada bir bardak demlenmiş çay onlar için bulunmaz bir nimettir.
Bir gazete kağıdı yayarak yedikleri kuru birkaç lokma ekmeği ya dilenerek yardım istemek suretiyle elde ederler veyahutta çöplerden beslenirler. Çöpten beslenen insanları sakın küçümsemeyelim çünkü onlar görmediğimiz-göremediğimiz büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Bu sebeptendir ki çöpe attığımız kullanılabilir yada yenilebilir her şeyi, sokaktaki insanları düşünerek iyice paketledikten sonra atmalıyız. Bize lazım olmayan birçok şey başkalarına lazım olabilir.
Birçok şehirde mutfak sektörünün çöpleri özel olarak gece alınır nedeni ise çöp oldukça çoktur ve insan sağlığı için tehlike içerir. Bu çöpler işletme sahipleri tarafından açılıp görülmüş olsaydı birçok kişi işten atılırdı oysa işletme çöplerindeki büyük israf, çöpten beslenen insanlar için geçim kapısıdır. Bu insanları görmek için çöp dökülen yerlerdeki çöp toplayan insanların hayatlarını gözlemleyin. Çöpü sadece yemiyorlar neredeyse ailece çöplük etrafında yaşıyorlar.
Başımızın üzerinde çatı, başımızın altında temiz bir yastık, kapımız kapalı, kafamız rahat ve ne kadar şanslıyız değimli şükürler olsun…
Ev dünya hayatı içinde en çok talep edilen ve dualarla istenen eşyadır. Evsizlik ise bedbahtlıktır. Evsizliği anlamak için birkaç gün dışarıda yaşamak gerekir.
Ev demek aile demektir. Ev yoksa aile yoktur.
Aile birlik beraberlik demektir. Aile yoksa birlik beraberlikte yok olmuştur.
Dünyanın her yerinde ve tüm kutsal dinlerde aile çok önemlidir. Aile sorumlu olanlardır.
Ancak bir sorgulama yapmamız gerekiyor ise her evdeki topluluk aile midir? Asla değildir.
Aile olmak demek; sürdürülebilir bir düzeni sorumlu olduğu insanları ezmeden, çiğnemeden, kendi işlerinde bencilce kullanmadan, yapılan yanlışlarla yargılamadan, sevgi içinde düzeni sağlamaktır. Tabiî ki burada büyüklerin küçükleri anlayışla kucaklaması ve sevmesi yani saygı duyarak dinlemesi, küçüklerin de büyüklere saygılı olması, hızla gelişen zamana ayak uydurabilmeleri için öğrendiğimiz yenilikleri paylaşmak ile olabilir.
Sonrasındaki birlik beraberlik günün ilk öğünü kahvaltı sofrasında başlar.
Eski ile yeni toplum arasındaki birkaç farkı düşünerek yola çıkabiliriz.
Eskiden evet saygı vardı, birlik beraberlik vardı ancak bunun yanında insanlarda korkuda vardı.
Şimdi ise ne var belli değil ama olan şey belli… Kimsesizlik!
Şimdilerde tek başına yaşamı seçen ve borç yükü altında ezilen bir sürü insan hayatı var.
Gelecek neyi getirecek sizce ! MUTSUZLUK HASTALIĞINI GETİRECEK ELBETTE.
Mutsuzluk hastalığından sonra gelecek olan şey ise daha vahimdir. Aileye, topluma, devlete ve insanın kendisine içinden çıkılmaz yükler getirir.
Neden artık birlik beraberlik kalmadı ? Artık kahvaltı sofraları hayal oldu, yılda birkez bile insanlar bir araya gelemiyor. Oysa ki şimdi herkes daha rahat ve tek başına saray gibi evlerde yaşıyor.
Eskiden daha çok yokluk vardı. Sobalar ezanla birlikte tüterdi, sabahın seher vaktinde ekmekler yoğrulup fırına verilmiş olurdu ve çaydanlık fokurdamaya başlardı . Allah ne verdiyse yenir içilir, şükürler edilir ve büyüklerin dualarıyla güne başlanırdı.
Herkesin evinin önünü süpürülmüş olurdu ki kahvaltı yapılmış sabah işinin bittiği anlaşılsın diye.
Kahvaltı sofralarında ailesiyle buluşamayan insanların sokakta kimsesiz insanlardan ne farkı var ki! Son yine hüzünlü bir yalnızlık her iki taraf içinde…
Sokaktaki insanlara dönersek onlar toplum için gerçekten büyük tehlikedirler nedeni ise basittir. Ev yok başı rahat değil, uğraşacak çoluk çocuk yok bomboşlar.. Her türlü tehlikeli düşünce akıllarına gelebilirler. Kadınsa erkek, erkekse kadın yok yani aşk yok sevgisiz daha saldırgan olabiliyorlar. Huzur içinde kahvaltı yok, doğru dürüst sıcak bir tabak yemek yok. Tabi ki iki çift laf edecek kimsede yok. Sonrasında insanlıktan çıkabiliyorlar ve herkese her türlü zararı verebiliyorlar ancak sokakta da yaşasalar umutları var ve azda olsa geçmişlerindeki yaşanmışlık onları hayata bağlıyor.
İnsanın içinde isyanlar vardır elbette ve insanın yaşama karşı tepki vermesi de gayet doğaldır ancak insanın kendi ailesini bir kalemde silip terk ettiren, bu insanları sokaklara düşüren ve geri döndürmeyen nedir acaba?
Sebebi bir araya gelip sofradaki bereketi paylaşmamak sorunları konuşmamak olabilir mi ?
Neden her şeyi aile ile paylaşıp yükümüzü hafifletebileceğimiz birçok şeyden kolay vazgeçtik ve neden tek başımıza zor yaşamlara yelken açtık. Neyimiz eksik ki. Özgürlük için. Özgürüz işte!
O zamandan bu zamana kadar birçok şey kolaylaştığı halde işlemiz zorlaştı.
Aslında özgürlükle bizler kendi işlerimizi zorlaştırdık desek daha doğru olur.
Yediklerimizin içinde başka insan haklarımı varda her şey bu kadar mutsuzluk verici oldu…Hani bir Yunan atasözü vardır “Hak yenilebilir ancak sindirilemez” diye…
Eğer bir şeyi sorguluyorsak bu işin içinde her şey ve herkes olmalıdır.
Hatta yediklerimiz bile bizim içimize kin ve nefret ekiyor olabilir.
Dünyada ne değişti ki her gün, yeni güne kimseye günaydın demeden atıştırarak başlıyoruz.
Ayak üstü atıştırmak kısa zamana sığdırılmış yiyeceklerdir ve ayakta paylaşmadan yenen yemekler mutsuzluk hastalığını da beraber getirir.
Sabah uyanın. Şafak sökerken havanın aydınlanmasına bir bakın neler oluyor. Gökyüzündeki o muhteşem görsellikteki gün doğumunun güzelliğini seyrederek içinize hapsedin ve yanınızdaki sahip olduklarınıza bir bakın…
Gün ağarırken çiçekler nasıl güne doğru dönüyor . Çiçeklere bir kez olsun kalbinizle bakın.
Kediler, köpekler, kuşlar, çiçekler, sokaktaki aç minnacık kimsesiz çocuklar, kimsesiz yaşlılar, sabaha kadar acı içinde kıvranan hastalar da güne sizinle birlikte uyanıyorlar.
Açlar, susuzlar söyleyemiyorlar… Sizin söylemek isteyip de söyleyemediğiniz birçok şey gibi…
Aslında birçok aile büyüğü hatalı davranışlardan dolayı ailesini parçalara ayırdı ve şu anda buluşma noktaları belirsiz hale geldi. Aile kavramını bir bütün olarak korumak önce büyükler sayesinde olmalıdır ancak artık her şey birbirine karıştığından artık büyükler ve küçükler birbirini anlamakta güçlük çekmektedirler.
Bir ana yeri geldiğinde tek başına on tane çocuğunu seviyor, sarıyor, büyütüyor. Çocuklar büyüdükten sonra herkes mesleğini alarak evleniyor ve çoluk çocuğa karışıyorlar. Yani anneler sevgi ekiyorlar çocuklar bir yerlere dağılarak anneyi tek başına bırakıyorlar. Anne tek başına kendi kendine günleri sayıyor, konuşuyor, kapıları gözlüyor, gözyaşlarını gizliyor, hep bekliyor ama gelen ölüm oluyor.
Anne gidiyor her şey bitiyor.
Hiç dikkat ettiniz mi artık kimsenin kimseden haberi yok artık.
Eski Türk toplumlarındaki iç dayanışma aile içinde önemliydi ve yine aynı değerde önemlidir.
İş yüzünden şehirden ayrılan kişiler başka şehirlerde kendi başlarına omuzlarına aldıkları yükle yaşarken anne baba ocağında kocaman kocaman evler bomboş kalıyor ve zamanla kullanılmayan evler harabeye dönüyor, yıkılıyor.
Mesleklerini ellerine aldıktan sonra kendi doğdukları yerlere yakın olarak aile büyükleri ile iç içe yaşasalar ne kadar güzel olurdu değil mi ? Kimse kimseye özlem duymazdı. Eski dost ve akrabalık ilişkileri daha verimli olurdu.
Atalarımız yani büyüklerimiz birçok yoksulluklarla bizleri bu günlere kadar getirdi ve her şey artık bu zamanda daha kolaylaştı ve gelecekte de daha güzel olacaktır. Tabi ki gayret eder aile birlik beraberlik kültürümüzü korumayı başarırsak.
Haydi mutlu ve sağlıklı bir aile formülünün hikayesi yazalım birlikte..
Bir ev olsa büyükçe bir bahçe içinde.
Hanımeli çiçekleri sarılmış kapıdan bahçeye girsek…
Patika taşlarla döşenmiş yoldan ilerlesek ve sağımız solumuz rengarenk çiçeklerle dolu adımlarla eve ulaşsak..
En alt katta aile büyüklerimiz otursa, anne baba yada anneanne, babaanne, dede. Her gün eve gelince ve evden giderken hayır dualarını alsak…
Diğer katlarda ise diğer aile bireyleri otursa…
Aile büyüklerinin evine el birliği ile ortaklaşa bir yardımcı hanım tutulsa ve sigortalı çalışsa.
Yeme içme dahil her şey anne baba evinde yense ve daha sonra herkes kendi evine çekilse.
Düşünsenize bahçeye ektiğiniz ağaçların bir gün büyüyerek iğde, ıhlamur açan çiçek kokularını. Zamanı geldiğinde nasılda mutlu olabileceğimiz yiyecekleri veriyorlar. İşte bu aile kültürü yatırımda birgün gelecek bizlere meyvelerini verecek… El birliği ile yapılan her şeyde bereket vardır. İnsanın kendi bahçesinden ceviz toplaması, çarşaf gererek dut döktürmesi, evdeki kadınların imece usulü kışlık hazırlıkları için açtıkları yufkalrı, mevsiminde yapılan konserveler, dizmesi bir zevk haşlaması bir zevk samura yapraklar, kışlık kavurmalar, sucuklar, pastırmalar ve evde yapılan ekmeklerin unutulan kokuları mutluluğun anahtarıdır. Gerçek zenginlik sahip olduklarımız ve gelecek kuşaklara bıraktığımız kültürlerdir.
Çocukların ağaçlara tırmanarak yedikleri meyvelerin mutluluğu hangi dille yazılabilir yada bu çocukluk anılarını sonradan kim tüttürebilir. Çocukların çığlıkları, ağlayışları, ağaçlar arasında güle oynaya bindikleri salıncakları ve her düşüşlerinde kalkmaları, bir kavga edip bir barışmaları..
Çocukların büyüklerin dizlerine yaslanarak kahvaltılarda dinledikleri masalları ve amca, dayı, yenge, teyze, hala, enişte ile büyük bir aileyle hayata tutunmaları…
Hele bayram sabahlarında büyüklerin peşine takılıp bayram namazına gittikten sonra el öperek topladıkları paraları…
Herkes bir havuzda topladığı para ile hem ailece yaşamın keyfini daha rahat çıkartır hem ortak harcamalar ile yaşamları daha ucuzlar ve kolaylaşır ve hem de artırdıkları paralar ile yılda en az birkaç kez tatil yaparlar ve kendileri ile baş başa dinlenirler. Çocuklar ise sevgi dolu aile bireyleri arasında büyüdüğünden sosyal yaşamlarında daha paylaşımcı olurlar.
Nasıl bir hikaye ama!
Hepimiz içlerine girip bir anda olsun yaşadık ve bir çoğumuzun okurken gözleri doldu değil mi?
Biraz düşünmeye değer bir yaşam değil mi ? Güne sevdiklerimiz ile kahvaltıyla başlamak için.
Hani ailece kahvaltılar vardır ve bazı aileler geleneksel olarak haftada bir kez de olsa büyüklerine giderek kahvaltı sofrasında buluşurlar.
Geniş, aydınlık ve havalandırılmış, yeşile bakan temiz bir yerde bir Türk kahvaltısını düşünün.
Ne kadar mutluluk vericidir. Saygı değer büyüklerimiz yani atalarımız sofranın en baş köşesinde yerlerini alırlar.
Sofrada bol çeşitlilik vardır… Mevsimine uygun taze sebze, meyve ve otlar. Taze tereyağı ve kaymak. Bin bir çeşit peynir ve zeytin. Zeytinin zeytinyağı, limon, kekik ve kırmızı pul biberle sunulması vazgeçilmez bir lezzettir. Domates ve biberle yapılan melemen, Sucuklu, pastırmalı, kavurmalı yumurtalar.. Yumurta salatası. Peynir sündürmeleri kuymaklar minziler. Sac üzerinde hamuru açarak yapılan bin bir çeşit katmer ve gözlemeler. Sobanın üzerinde kızarmış ve tereyağı ile yağlanarak üst üste dizilmiş mist gibi kokan ekmek dilimleri. Bin bir çeşit börekler içlerinden böreklerin kraliçesi su böreği.. Yöresel çörekler… Cevizli yada unlu keteler… Patates, biber kızartmaları.. Çeşit çeşit ev reçelleri.. Tahin pekmez, tereyağı bal karışımları, şimdilerde bilinmeyen bal ile tereyağı karışımı. Evde yada tandırda yapılmış lavaşlar, ekmekler, yufkalar. Yağda kızartılan lokmalar bişiler. Bayat ekmekle yapılan yumurtalı ekmekler, tiritler. Peksimetlerin çaya batırılarak yenmesi… Eskiden bahçeden toplanarak yapılan biber, patates kızartmalarının üzerine dökülen domates soslarına ekmek bandırarak yemek ne kadar tatlı ve lezzetliydi. Çeşit çeşit mıhlamalarında kahvaltıda yeri vardır ve Osmanlı saraylarında yapılan soğanlı yumurta ve çılbır ise tadılması gereken bir numaralı lezzettir. Kahvaltıdan sonra içilen ince belli bardaklardaki kıtlama çayı da unutmamak gerekir.
Sağlıklı kahvaltı ise protein ve karbonhidrat ağırlıklı olmalıdır ki gün içerisinde zinde ve enerji dolu olmak için.
…Ve daha adını sayamadığımız Türkiye içinde mozayik olmuş binlerce zengin çeşitlilik…
Kahvaltı o kadar önemli bir jettir ki aşkı büyütmek için yatağa yetirilen bir tepsi kahvaltı kadınları mest eder. Yada hafta sonları erkekler kahvaltıyı hazırlayarak eşine, bazen çocuklar o minik elleri ile kahvaltı hazırlayarak anne ve babalarına sürpriz yaparlar… Bazen de hoş sohbetler için arkadaşlar kahvaltıda buluşurlar.
O kalabalığı ve telaşı hayal etsenize tostlar yanar, ocakta süt taşar…
O kahvaltı sofralarındaki bereketi, mutluluğu birlik beraberlik içinde hergün yaşamak insan için en sağlıklı yoldur. O mutluluğu bir güne sığdırmak yerine çaba göstererek kahvaltı ile her gün yaşamak mutlulukların en güzelidir.
Çocuklarımıza hatırlayabilecekleri bir aile kültürü bırakmak için sabah biraz daha erken uyanıp bu geleneksel kahvaltı kültürümüzü devam ettirmek ve gelecek kuşakların aile ortamı içindeki çoğul sevgiyle büyümeleri, hayati gerekliliktir.
Kahvaltı kültürümüzün ne kadar zengin bir kültür olduğunu diğer ülkelere kıyasladığımızda görebiliriz.
Türk mutfağında kahvaltı kültürü çok zengin bir coğrafi yapıya sahip olduğu için çeşitlilik oldukça çoktur ancak her ülkede yada yörede kahvaltı birçok farklılıklar göstermektedir.
Türk kahvaltısı denince akla ilk gelen şey taze demleme mist gibi çay ve simittir. Simit genellikle gençlikteki ilk aşkla, deniz kıyılarında, vapurlarda, yürürken ve atıştırılarak yenir. Simit yerken susam kırıntılarını toplamak için kuşlar peşinizi bırakmaz..Simitin mist gibi kokmasının sebebi karamelize şekerimsi yanmadır. Simit hamurunun pekmeze batırılması gerekirken birçok işletme sağlık için çok tehlikeli olan yakılmış ve sulandırılmış şekere batırılarak yaparlar ancak pekmezle yapıldığını söylerler. Pastanedeki simit hamurları ise suya batırılıp susamlandığından çok fazla kokmazlar.
Günümüzde işletmelerde kahvaltı açık büfe, self servis, oda kahvaltı, her şey dahil sistemiyle işlemektedir ve birçok işletmede güzelim zeytinimiz zeytinyağı yerine bitkisel yağlarla sunulmakta ve tatlımsı tadı olan tost ekmekleri ile tadım yapılmaktadır. Bu yanlış uygulama ile turizme darbe vurulmaktadır.
Artvin’de kahvaltı kaymaktan yapılan kuymak, koroğa ekşisi ile yapılan çılbır ve güzine sobasında pişen mısır-cadi ekmeği ile kaymaklı gevreğin tadına doyulmaz olmaz.
Antakya’da kahvaltı susamsız ve büyükçe yapılan simit, tuzla karıştırılmış kimyona batırılarak yenir ve geleneksel olarak simidin yanında ayran içilir. Sokak başlarında simit ayran kahvaltısı, simitçinin başında yapılır. Antakya yöresinde kahvaltı çeşitliliği sürk peyniri ve tuzlu yoğurt ile çok zengindir.
Gaziantep’te yöresel kahvaltı demek kaymaklı katmer demektir. İşletmelerde tahta üzerinde yağlanmış hamur bezesinden büyükçe açılan yufkanın içine kaymak, yeşil fıstık ve şeker serpilerek katmer şeklinde fırında pişirilir. Şimdilerde birçok işletme kaymaklı katmeri sahte yapmaktadırlar ve kaymak maliyeti artırdığı bahanesi ile kaymak dedikleri şey baklavacılıkta şöbiyet ve gelin bohçasının içine konulan süt-irmikle pişirilen kaymağı koymaktadırlar. Kültürümüzü yanlış öğrenmenin yoludur.
Adıyaman Besni’de kahvaltı kara fırına tepsi içinde gönderilen dörde bölünmüş yeşil biber, soğan ve domatestir. Geleneksel olarak kara fırıncılar tüm yemekleri ücretsiz pişirirler ancak fırından tırnak pide alınır. Yere serilen sofrada ayranla yenen domates, biber, soğan közlerinin lezzetini tahmin bile edemezsiniz.
Van’da yöresel kahvaltı meşhurdur. Tadına doyulmaz sirmo otu-yabani sarımsaktan altı ay kadar toprakta ters bekleyen otlu peyniri, kavut unu ile tereyağında kavrularak yapılan ve reçel, bal, pekmezle yenen Kavut, tereyağında unu kavurduktan sonra içine yumurta kırılan Murtuğa vazgeçilmezdir. Ancak şimdilerde kahvaltı salonlarında kültürümüzde olmayan çeşitlikte eklenmiştir.
Siirt yöresindeki kahvaltı ise tamamen ete dayalıdır. Tandır kuyusunda pişen kuzu etinden yapılan büryan kebabı uzun tırnak pide üzerinde fırında ısıtılarak sıcak sıcak servis edilir.
Birçok yörede yolcu kahvaltısı lokantalarda günün çorbası olan mercimek yada paça çorbalarıdır. Mercimek çorbalarındaki muhteşem lezzet bol yağda kavrulmuş un meyanesinden gelir.
Otobüs yolculuklarında verilen kahvaltı katkı dolu hazır keklerdir. Otobüs molalarındaki kahvaltılar ise genellikle hazır yufkadan yapılan gözlemelerdir.
Tarlada kahvaltı karpuz peynir, üzüm peynir yada domates peynir ve ekmektir. Kültürümüzün tadıdır.
Semt pazarlarında kahvaltı ise genellikle domates, salatalık ve biber söğüşüdür.
Dışarıda yani sokakta yani ayakta kahvaltı demek açma ve poğaçadır. Her açma ve poğaçada neredeyse bir avuç dolusu tanımadığımız margarinsel yağlar vardır. Poğaça ve açma tüketmek sağlık açısından oldukça tehlikelidir ve hiçbir faydası olmayan yiyecektir, direk şişmanlatır.
Büfe kahvaltı çeşitleri ise kaşarlı tost ve Türk usülü sandviçtir. en çok tüketilen kahvaltı çeşidi tosttur.
İşyerlerinde en sağlıklı kahvaltı süte veya yoğurda doğranmış bir adet elma gibi meyvelerdir. Çekmecede bir kavanoz susam, arasıra su içine atabileceğimiz kuru meyveler, evden getirilmiş ekmek arası herhangi birşey öğünü savuşturur.
Bazı ülkelerde ise kahvaltı çeşitliliği yoktur ve ilk içtikleri şey kahvedir.
Yabancı ülkelerdeki kahvaltılarda bolca salam, sosis, jambon, Bacon-domuz pastırması, pankek, bagel, donat-donut, kruvasan, kek oldukça çok tüketilmektedir.
Yabancı ülke mutfaklarındaki kahvaltı kültürüne bakarsak Uzakdoğu mutfağında kahvaltı diye bir şey yoktur ve tüm öğünler yemek şeklinde yenir. Hatta çok ileri giderek oralarda aylarca yaşamış biri olarak genellikle evlerinde mutfak delinen yer yoktur ve sabah uyandıklarında gecelikleri ile çoluk çocuk sokağa dökülerek yollarda gezici kahvaltı satan motorlu araçlardan poşetler içinde yiyeceklerini satın alırlar ve poşet içinde yemeklerini tüketirler. Demlikte taze demlenmiş fokurdayan çayı ve ekmeği de asla bilmezler.
Tayland gibi Uzakdoğu mutfaklarında kahvaltı buharda yağsız pişmiş pilav, hamurdan yada pirinçten yapılan noodle-nadıldır ve yanında mutlaka gıda boyası ile pişmiş tavuk yada domuz eti vardır. Bıldırcın yumurtasına soya dökerek tüketirler. Gün içinde yedikleri pilav ve nadılları ve hatta her yemeği kızartılmış yumurta ile yaparlar.
Japonya mutfağında kahvaltı somon ve uskumru balıkları, buharda pilav ve soya çorbasıdır. Süt, peynir gibi ürünleri yemezler ancak soyadan yapılan tofu da onlara göre çok sağlıklı bir peynirdir ancak peynirle ilgisi asla yoktur hatta tofu pişirirken genellikle renkli boya ile boyarlar. Tüm uzak doğu balık ve eti de sarı yada kırmızıya boyayarak pişirirler. Japonyada kahvaltıda yeşil çay olamazsa olmazdır.
Çin mutfağında kahvaltı da hemen hemen aynıdır ancak genellikle buharda haşlanmış bir kâse pirince, biraz toz şeker bir kepçe su, haşlanmış mısır ekleyerek karıştırır ve kulplu tabakları ile iki ellerinden tutarak direk içerler yada yine buharda pilavlı türleri tüketirler.
Irak mutfağında kahvaltı Uzakdoğu kahvaltısı gibi değildir ekmeği sofradan eksik etmezler. Bol kaymak çeşidi, bal, tadına doyulamayacak kadar alüminyum kaplarda mayalanmış kaymaklı keçi yoğurdu, Irak İran'ın komşusu olduğu için Suriye' den gelen göçle ayaklı kahvaltı kültürü oluşmuş durumdadır. Irak' ın tek tek yapılan küçük kulaklı ekmek içine haşlanmış nohut veya bir adet kızartılmış patlıcan dilimi, nohuttan kızartılan mücver. Şimdilerde Suriyelilerin çok yerde oluşturdukları basit atıştırmalıklardan döner veya kıymalı tiritle geçiştirme.
Kırgız mutfağında kahvaltı ise sütle pişirilmiş irmik tatlısına ekmek ile bandırarak yerler ve yeşil çay içerler.
Rusya’ da kahvaltı ise lakerda balığı ve havyar ile başlarlar. Lakerdalı ekmekleri de dünyaca ünlüdür. Çay yerine sofrada içki tüketirler.
Gürcistan’da kahvaltı hamur işleri ve votkadır. Güne votka, meyve suyu ile başlarlar ve akşama kadar ara vermeden içerler. Meze olarak yedikleri üzüm yada diğer meyveler, meyve suları ve domuz pastırması ile hamur işlerini bolca tüketirler.
Fransa’da kahvaltı tereyağlı yada reçelli kruvasan yani buz gibi soğuk ortamda mayalı ancak pişerken mayalandırılarak bol yağ ile yapılan hamurdur işidir.Krep dökerek reçel yada çikolata ile kahvaltı yaparlar. Fransız tostu ise Türk usulü bayat ekmekten yapılan yumurtalı ekmeklerdir. Tatlı reçel gibi ürünlerle tüketilmektedir. Fransa çeşit çeşit peynirlerle sahip iken peyniri kahvaltıda tüketmezler. Peynir şarap yanında yenilen bir aparatiftir.
Alman kahvaltısı. Almanların tilsit peyniri yoğun kremalı inek peyniri, patates kızartması, yumurta, kaz ciğeri tüketirler. Dünyaca ünlü yulaflı tahıllı Alman ekmeğini de unutmamak lazımdır. Almanya’da süt gerçekten tüketilmeye değerdir. Almanya’nın bavyera bölgesinde ise şarap ile kahvaltı yaparlar.
İngilizler kahvaltısı en önemli öğündür. Bir İngiliz , öğlen ve akşam yemeğinden vazgeçebilir ama kahvaltısından asla vazgeçmez. Şimdilerde Türkiye’de birçok işletmede moda olan brunch kültürü İngilizlere aittir. Sosis, Bacon-domuz pastırması, kızartılmış her şey yani yumurta, ekmek, domates, kuru fasulye gibi her şeyi kızartarak tüketirler ancak tatlı olarak yanlarında mutlaka portakal marmeladı bulunur. İngilizler çayı süt yada krema ile içerler ve sağlıklıdır.
Amerikan kahvaltısında ise mısır gevreği ve corn fleksler vardır. Bacon, kızarmış sosis, waffle kekin tost makinası arasında şekilli pişmesidir. Pancakeleri ise kekin kaşıkla dökülerek yağsız tavada pişirilmesidir. Waffle ve pancake genellikle çikolatalı sos yada meyve çeşitleri ile servis edilir. Amerikalılar kahvaltı yanında filitre kahve tüketirler.
Pakistan kahvaltısı sofrasında eşit derecede et ve sebze vardır ancak köri baharatı en çok sevdikleri baharattır. Süt ve ayranı sofralarından eksik etmezler. Türk dünyalarındaki mutfaklar gibi ayranları nanelidir. Pakistan gibi ülkeler baharatı çok sevdikleri için ayranın içine kimyon eklerler.
Haitililer ise kahvaltıyı tropik meyvelerle yaparlar. Papaya, yoğurt peynir ile yaptıkları kahvaltıda taze meyve suları içerler ve çok sağlıklı kahvaltı yaparlar. Uzun süre tropik meyve yiyenler basur hastalığından kendiliğinden kurtulabilirler.
Şimdilerde Ankara Büyükşehir Belediyesinin şehrin belli noktalarında araba içinde sundukları taze sıkılmış meyve suları örnek çalışmasıdır. Çünkü vitaminlerin yani taze sıkılmış katkısız meyve ve sebze sularının kanseri önlediği bilimsel çalışmalarla bilinmektedir.
Kahvaltıda yada diğer zamanlarda taze sıkılmış, hijyen ürünlere ulaşması insanların en doğal hakkıdır ve tüm illere yayılması gerekir. Ankara’da meyve suları ile kahvaltı yapmak yada öğle aralarında bolca vitamin ve mineral dolu katkısız meyve sularını tüketmek artık moda olmuştur.
Sabahın seher vaktinde bir bardak sıcak çay, süt yada taze sıkılmış meyve suyu ile ailenizin gönlünü fethederek sevginizi yoğurun ve muhabbetinizi kahvaltı sofralarının bereketiyle koyulaştırın. …Ve akşama sağ salim kavuşmayı dileyin…
Tabi yerken içerken kimsesizleri de unutmayalım ve zengin kahvaltı sofralarımızda onlara da yer açalım.
Hayal dünyasında düşlere demir atmışız gibi görünse de kahvaltı kültürümüzü ailece yaşatmak için büyük küçük hepimize görevler düşmektedir.
Zaman hızla geçer.. Bir gün gelir o kahvaltıların içlerindeki neşeli sesleri ve yeme içme telaşını anımsarsınız ve buğulu gözlerle sisten bir tablo oluşturursunuz.
O fotoğraf tablolarından hangisinin içinde olmak isterdiniz ?
Etrafındaki insanları huzursuz ederek kaçıran insanlar bir gün tamamen yalnız kalırlar atasözündeki gibi ;
İnsanlar köprü kuracakları yerde duvar ördükleri için yalnız kalırlar. J.Newton
Kahvaltı, kahve altıdır yani çok erken kahvaltı yapmak yerine acıktığımızda veya kaybettiğimiz enerjiye göre orantı çok önemlidir.