Bir insanın yaşamı o kadar çok parçadan oluşuyor ki, ne kadar tamamlamaya çalışsa da, olmuyor.
Her zaman bir parçamız eksik yaşıyor...
Biz insanlar etten kemikten ibaretiz...
İçi başka, dışı başka...
Hiç bir zaman çözülemeyen...
Değişken...
Hep umudun peşinde koşan...
Seven...
Nefret eden...
Bekleyen...
Özleyen...
Ağlayan...
Gülen...
Uyuyan...
Sevişgen...
Milyarlarca isimsiz karakterlerden biri.
Nota gibi basamak basamak çıkışları ve inişleri olan…
Her türlü yıkımlara rağmen, ayağa kalkmaya çalışan ve en sonunda çargah perdesindeki “Do” sesi gibi, kendi başının çaresine bakan...
Dünya öyle gizemli bir yer ki, dönüşümün muhteşem, bir o kadar da acımasız olduğunu görebiliriz...
Yaşamın her anı mucizelerle dolu…
Çözmek mümkün olmadığı gibi, neredeyse canlılara yaşatmadığını bırakmıyor.
İnsanlık artık kendini özgürce ifade edemediği için, içindeki sesle konuşuyor...
FAKAT;
BİR MİLLETİ MİLLET YAPAN, MİLLİ KÜLTÜRDÜR. KÜLTÜRÜ UNUTULAN MİLLET YOK OLMAYA MAHKUMDUR.
Ülkeler, bölgeler, şehirler, köyler, iklimler, mevsimler, halklar, diller, inançlar, giyimler, müzikler, oyunlar, kutlamalar, yemekler, sanatlar, mimariler gibi, toplulukların içinde oluşan kültürel birikimler, ülkelerin milli kültürlerini oluştururlar.
Zaman içinde ihtiyaçlar, gelenek göreneklerle şekillenerek, kültürlerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir ancak varlığından bile haberdar olmadığımız birçok kültür, meşhur olduğu halde yaşatılamadığı ve kuşaklar arası taşınamadığı için, yok olup gitmiştir.
Dünya haritasını önünüze alın ve biraz inceleyin;
Dünyada en verimli yer, topraktır.
Bir avuç toprak, milyonlarca yıl da, çeşitli karışımlardan oluşmaktadır.
Bu toprakların çalışkan insanları, geçmişte birçok şeyi öğrenmek için çok büyük zorluklar çektiler.
Birçok şey denediler.
Kültürel farklılıklar binlerce kez değişerek, bize kadar geldiler.
Gelenek görenek demek, bir emaneti başka birisine, doğru teslim etmektir.
Eğer yöresel gelenek, gelecek kuşaklara doğru teslim edilemiyorsa, keşfedilen kişi tarafından yanlış geliştirebilir ve kültür kendi başına keşfedilmeyle yenilik gibi görülse de, değerini kaybedebilir.
Düşündüren gerçekse, yenilikçi düşünceler ham maddeleri övdükçe, geleneksellik, yabancı kültürle yer değiştirmektedir.
Toplum Geliştirme Derneği 5. Yılını kutlarken yıllardır Türkiye içinde ve dışında yaptığı araştırmalardan sonra okullaşmaya adımını atmış ve bu Toplum Geliştirme Akademisi açıldıktan sonra ecdadımızdan bugünlere kadar gelen değerleri sıradan değil sıra dışı bir şekilde kurarak Öğretmensiz Okul sayesinde herkesin kalbine doğru yol kuracağız. Zamanında doğru bilgiye ulaşamamış veya herhangi bir sebepten kendisini geliştirememiş kişilerin aracısız ulaşmasını sağlayarak önce kendisini sonra işini ve dolayısıyla ülkesini daha ileriye taşımasını sağlayarak kültürel değerler tamamlanana kadar araştırmalar, geliştirmeler ve arşivlemeler devam ederken diğer yandan da önce model çalışması için bir il'e daha sonra birçok ülkeye Yöresel Kültür Sokağını kurmaya çalışacaktır.
YÖRESEL KÜLTÜR SOKAĞI; KÜLTÜRÜMÜZÜN YUMAĞIDIR AYRICA ZAMANLA SARILARAK TAMAMLANACAK BİR KÜLTÜR TAŞIMA KUŞAĞIDIR.
Kültürümüzün giyim kuşamlarını, kaplarını, kaşıklarını, araç ve gereçlerini, halk oyunlarını, türkülerini, sanatını, iklimsel ve mevsimsel yöresel yemeklerini yaşatacak en önemli çalışmadır. Açıldıktan sonra Türkiyemizin ve milletimizin kültürel zenginliğini, değerini ve bu zenginliği nasıl büyük çalışmalara çevireceğimizi tüm dünya görmeli.
Kurulduğu her şehirde hem yöreyi kalkındıracak, hem de tüketiciyle buluştuğunda, tepeden tırnağa kadar kültür çeşitliliğiyle göz kamaştıracak Yöresel Kültür Sokağı çalışmak isteyen her yoksulun kendi işi olacaktır.
Toplum Geliştirme Derneği sadece insan hayatı için hayati gerekli olan mutluluk kaynağının adresini göstererek herkesin kendi ışığını yakmasını ve yolunu bulmasını sağlayacaktır.
YEME İÇME KÜLTÜRÜ YÖRESELLİK VE SAĞLIK İÇERDİĞİNDE, VERDİĞİ MUTLULUK HAZZINDAN DOLAYI DÜŞÜNCELER GÜZELLEŞECEK, HASTANELER VE HAPİSHANELER OLMAYACAKTIR.
Gelenek, görenekler yörede yetişen besinlerle, yöre halkı tarafından devam ettirilip sahip çıkıldığı takdirde, sembol haline gelebilir çünkü yemek her insan için hem hayati gerekliliktir hem de meslektir.
FRANSIZCA'DA, GASTRONOM - GASTRONOME - GASRONOMİE DAMAK ZEVKİ OLAN,
Ağzının tadını iyi bilen,
İyi yemekten anlayan,
Yemeği iyi yeme merakı,
Sağlığa uygun iyi düzenlenmiş hoş ve lezzetli mutfak,
Yemek düzeni ve sistemi demektir.
Fakir ise; BULDUĞUNU YİYENDİR ♥ ♥
Artık sıradan çalışmalar yerine daha iyi değil en iyisi olmak zorundayız. Eskiden öyle bir devir vardı fakat şimdi herşey daha yeni ve ulaşım sadece bir tık kadar yakınımızda. Değerlerimizi bilmeli ve sahip çıkmalıyız.
Yemek ne kadar iyi yenirse, o kadar seçilmeyi öğretiyor yani damakta bir tat bırakıyor. İşte o tat o yemeğin peşinden insanları sürüklüyor ve özlem oluşturuyor. Eğer bu lezzet kaliteyi aktarıyorsa, herkesin sofrasında yer buluyor ve yöre, reklama gerek kalmadan kalkınıyor. Bu yüzden yöreye has GASTRONOMİK KiMLiK, oldukça önem arz ediyor.
Buna örnek, VAN OTLU PEYNİRİDİR.
Van otlu peyniri, Doğu ve Güneydoğu İllerinde yapılan, eşsiz lezzette bir peynirdir. Bahar aylarında toplanan Sirmo otu yani yabani sarımsağın, peynir altı sularıyla salamurası kurulur.
Yöredeki özgür otlayan ve büyük çoğunluğu keçiden oluşan hayvanlardan elde edilen sütle, önce peynir yapılır. Daha sonra peynir, sirmo otu salamurasıyla karıştırak baskıda bırakılır. Otlu peynir bir müddet tuzlu suda salamurada olgunlaştırıldıktan sonra, büyük bidonlara veya küplere basılır ve ağzı iğde yapraklarıyla kapatılan otlu peynir, küpleri, karanlık bir ortamda, tezeğin külüyle hazırlanmış toprağa, ters çevrilerek gömülür. En az 6 ay kadar toprakta olgunlaşan otlu peynir, arzu edilen zamanda çıkarılır.
Bu kadar yöresel şartları taşıyan Van Otlu peyniri, kendisini peynirci zanneden bazı peynir işletmeleri tarafından yöresinden alınan sirmo samurasıyla fabrikasyon şekilde yapılmaktadır. Gerçek lezzetini bozdukları gibi, gelenekselliği de yok etmektedirler.
BİR ÜRÜNÜN MUTLAKA BİR MENŞE ADI OLMALIDIR.
İşte bu durumda, Van yöresine ait otlu peynirini koruma altına almak demek, yöresel kimliğin ve lezzetin korunmasıdır. Yani menşesi bellidir. COĞRAFİ SINIRLARI BELİRLENMİŞ YÖREDE ÜRETİLMESİ GEREKİR.
Van otlu peyniri sadece Van veya yakın yörelerde yani kendi coğrafyasında, geleneksel usulde yapılmalıdır. Farklı sistem uygulaması kültüre büyük bir darbe vurduğu gibi, köylerde halen geleneksel olarak üretilen peynire ve peynircilere de can çekiştirmektedir.
Yada Ankara’nın Kalecik Karası gibi değerli üzümü;
Bir ürün nereye ait, nereden gelmiş, nerede yetişmiş, bu üründen neler yapılmış, kim yapmış, kime hitap ediyor, kimler nasıl ve ne kadar tüketmeli, meslek olarak bu işi yapmak isteyenler nasıl bir yol izlemeli, gerçek otlu peyniri almak için kime güvenmeli, kimden alınmalı, bilinmelidir.
Tüketicinin beyni, geleneksel olarak yapılan gerçek Van otlu peynirini yediğinde, yöreyi görmese de, o yere gitmese de, o bölgeyi hissediyor.
Besin kültür olarak damağında tat bırakarak, akılda kalıyor.
Üretici ve tüketici kalitesindeki kültürel kaynaşma, dünya sektöründe gıdanın yerini belirleyecek, en sağlıklı yoldur.
Öğrenmenin, öğretmenin gelişerek fark yaratmanın, uluslararası arenalarda yer bulmanın, kültürümüzü yurt içinde ve dışında tanıtmanın, insan sağlığına köprü olmanın ve yıldızlarla parlamanın başka yolu yoktur.
Karanlık gökyüzünden ışıldayarak parlayan yıldızlar, kullanıldığı her yere, değer getirmiştir.
Yıldızlar birçok alanda ve ülkede kullanılmaktadır.
Öyle bir anlamlı hale gelmiş ki yıldız, verilebilir ve alınabilir olmuştur.
Her yıldızın farklı bir anlamı vardır.
Yöresel Kültür Sokağı logosundaki 8 köşeli yıldızın anlamı;
İnançlı olmak, Güçsüzler için savaş, Cesaret, Dürüstlük, Cömertlik, Azim, Kahramanlık, Sadakat gibi değerleri, betimler.
Ayrıca diğer önemli 8 ilke ise,
Sabır, Şükür, Sadakat, Merhamet, Doğruluk, Sır tutmak, Acizliğini bilmek, Cömertliktir.
Bir yıldız gibi parlamak, kültürümüzü yaşayarak tanıtmak Türkiyemizin hakkıdır.
Hayallere demir attık.
Üzerinde çalıştık.
Daha işin başındayız fakat öğrenecek öyle çok şey var ki geç kalmış sayılmayız.
Haydi Hayırlısı...
Gıdada DEVRİM, vatan ve insan severlikten…
Hep beraber kazanalım; hem sağlığımızı, hem paramızı...
BİZİMLE TANIŞIN, KENDİNİZLE BARIŞIN…
19. Eylül. 2017
Eski Toplum Geliştirme Derneği çalışmasıdır ♥
Toplum Geliştirme Derneği, Toplum Geliştirme Akademisini açmak, altından yakın yada uzaktan ulaşılabilecek öğretmensiz okul gibi yöresel kültür sokağı kurulacaktı ancak 2023te on yılını dolduracak marka, maddi manevi Türkiye için ve içinde birçok çalışma yapılmasına rağmen kültürle ilgisi olmayan kişiler tarafından anlaşılamadı, tasfiyesini verdi ancak kurumsal çalışmaların haricinde sadece kağıt üzerinde çalışmayı bıraktı.
Yerine Köy Enstitüsü okulu web site olarak kurulacak, kaldıkları yerden çalışmalara devam edilecektir.