Image

Hangi şehirde olursam olayım ziyaret etmeden dönmeyeceğim iki yer vardır.

Gidemediğimde aklımın kaldığı, içimi sızlatan, belki de olmak istediğim yerler.

Biri kütüphanelerdir.

Kitapları karıştırmak, gündemden uzaklaştırır beni ve çok farklı bir konunun içinde yaşatır insanı. Ayrıca hayal kurduran düşünceler oluşturur beynimde.

Diğeri çocuk yuvalarıdır fakat şimdilerde yuvalar daha çok sevgi evlerine dönüştü.

Günü birlik bile bir şehre girsem en mutlu olduğum tek yerlerdir buralar.

Çocukları ziyaret etmek.

Bir torba misket erkeklere, saç çiçeği tacı yada böğürtlen kolye örmek için renkli boncuklar kızlara.

Yaşamla, sorunlarla yumruk yumruğa savaşmalarını arzu eden çaresiz yüreğim, onlara güçlü olmayı dağıtmak ister hep...

Dışarıdaki Dünya da, ailesinin yanında olanlarda sanki hiç sorun yokmuş, tek sorun onların sorunlarıymış gibi düşüncelerini silgiyle silmek istiyorum...

İsterdim...

Çok isterdim...

Ayağımın altına alıp, ezip geçmek bazı saçma ve boş şeyleri.

Ve onların masum dünyalarına yükledikleri kocaman, kocaman taşıyamadıkları herşeyi yok etmek isterdim eğer elimde sihirli bir değnek olsaydı....

Pembe dünyalarını kara çarşafla örten büyükler..

Anlatılamayacak kadar ağır, hatırlanması bile insanın psikolojisini deviren yıkıcı şeyler...

Aciz kalmanın bu kadarına pes dedirten cahillikler.

Delirten kabullenmeler.

Bağıran sorunları duymayanlar, üzerini örtenler, kötülüklere bile bile çanak tutanlar...

Hepsinin gözlerinde sarılma duygusu var.

Güvenebilecekleri bir birey... Aile bireyi...

Çevrelerine karşı sığınacakları bir kanat altı arıyorlar her insan gibi.

Gözlerindeki kaygılı bakışların içlerinde, kendimi bulmak...

Her olumsuzluğa rağmen umutlarını yeşertmek...

Nihayetinde çocuk onlar. 

Masumlar...

Bir görmek var o çocukları.

Birde ayrılmak...

Ayrılma zamanı geldiğinde paçalarıma yapışan sevgileri..

Kendimi onlara bağımlı ve mecbur kılar...

Dünyadaki tüm çocuklara sevgimi verecek kadar güçlü hissettirir beni.

Vazife ötesi birşey..

Onlar geleceğimiz.

Her şeyimiz.

Yavrularımız.

Dünyaya gelmişler.

Sorunların içine düşmüşler.

Suçları yok...

Onlara kucak açacak, sevgiyle sarılacak, her ne olursa olsun yargılamadan hayata hazırlayacak bir el arıyorlar.

Birkaç güzel kelime parayla değildir.

Yakınımız gibi hissetmek herkese göre değildir...

Elim boş girer, kucağıma sığdıramayacak kadar dolu çocukla çıkarım.

Hüzün işte.. Nereye çekseniz hüzün...

Birçok şey yapmak istersiniz...

Gücünüz yetmez...

Prosedürler.

Dünyaya gelen tüm çocukların doğduğu andan itibaren eğitim almış anne himayesinde büyümesi ne büyük şans.

Boşanma hâlinde mesleği olan bir anneyle kalmak ne güzel şey.

2011...

Yer Antakya Çocuk yuvası.

Anneler günüydü.

Araştırmalar için tuttuğum eve yakın, hatta aynı sokakta önünden her geçtiğimde içimin geçtiği yetim yurdu bulunmaktaydı...

Bir sürü erkek kız, çocuklarımın içinde yaşadığı yer...

Seslerini hep duyuyordum. Sesleri huzur veriyordu. Gülmeleri. Koşuşturmaları...

Anneler gününü onlarla geçirmek istedim..

Daha önceki yıl da İstanbul da umut çocuklarıyla beraberdim aynı gün...

çok daha önceleri Bahçelievler çocuk yuvasına yardım etmek için giderdim.

Kapıdan kimsesiz olarak girmiştim.

Burası kimsesizlerin yurduydu.

Bende kimsesizdim.

Yıllar önce onların yerinde olmak o kadar çok istemiştim ki.

Olamamıştım..

Onlar benden daha şanslıydı...

Ama şimdi yine buradaydım.

Sabahın erken saatlerinde yuvanın bahçesinde portakal ağaçlarının altındaydım.

Etrafımda sevinçle birkaç kız çocuğu cıvıldaşıyorlardı.

Kızlar hemen bir Türk kahvesi yapıp getirdiler.

Önüme getirilen kahvenin tadı hâlâ damağımda.

Bir kız vardı gülen yüzüyle yanıma geldi, 

Hepsine ablalık yapıyordu.

O gün sınavı vardı, ne tesadüf  bugünde sınavı vardı.

Dışarıdan lise bitirme sınavları.

Boynumdaki yeşil pullu yaptığım kolyeyi çok beğenmişti ki, o benim uğurumdu.

Çıkarıp ona vermiştim.

Artık kızım olmuştu.

Ve aradan bir yıl geçmişti.

Kızım aradı.

Benim yaşadığım şehre gelmiş ve beni görmek istiyordu.

Ertesi gün nasıl olacak diye beklerken yağmurlu, fırtınalı havada çıkageldi.

Elinde çiçek çığlık çığlığa bağırıyordu ”Anne” diye.

O gün de anneler günüydü.

Onu otobüsten inerken kucakladığım gibi eve getirdim.

Artık yuvadan izin almaya gerek yoktu, özgürdü...

Evde onu ablası bekliyordu.

Yıllardır söylenip dururdu bir kız kardeşim yok diye.

“Al sana kız kardeş” dedim.

Odada iki kız kardeşi bırakıp mutfağa gitmiştim ki içerden sevinç çığlıkları yükseliyordu.

Odanın kapısını açtığında samimiyetlerinden dolayı dona kalmıştım.

Sen kimseye yakın değilsin kızım bu nasıl şey dediğimde.

Hiç bu kadar tatlısını getirmedin ki dedi.

Anneler günü hediyem bu yıl gerçekten müthiş güzellikteydi.

Uzaklardan, kimsesizlerin içinden ailemize kızım geldi.

Bizi sevindirdi...

Sonrasındaki yıllar gelin olması, çocuklarını büyütmek bana düştü, tıpkı bir anne gibi.