Image
Tarih 4. Aralık 
Engelliler Gününde engelli arkadaşlar heyecan içinde huzur evindeki yaşlılara sunacakları tiyatro çalışması hazırlamışlardı.
Ellerinde buket buket kırmızı karanfiller ile kalabalık bir şekilde toplanarak Engelliler gününün anlam ve önemi için çırpınan kalpleriyle huzur evinin kapısını çalmışlardı.
Ve onlara destek olmak için saatlerce uzaklardan gelenler vardı, yani bizler.
O günü, onların mutluluğunu paylaşmak içindi her şey.
Yer Antakya Serin yol Huzur evi.
İçeri girdiğinizde içinizi derinden bir hüzün kaplıyor.
Kimsesizlik hüznü.
Sanki kendi büyüklerimize vazifemizi yerine getirmişiz gibi kimliksiz kimsesizlik her yerimizi çimdikliyor her ne kadar kabul etmesek de.
Yaşlılar... 
Atalarımız...
Bizden evveli yaşayıp, bizden önceki günleri görenler...
Onlar olmasaydı bizler olmazdık.
Yaşarken yaşamın içinden galip çıkabilmişler mi kim bilebilir.
Artık insanların merhametine kalmış hayatları...
Bir zamanlar bizi bebek gibi büyütenlerin tekrar bebekliğe dönüşleri gibi bir şey yaşlılık...
Ve gönüllerimizde her zaman andığımız, düşündüğümüz ve her zaman içten koşuştuğumuz elleri öpülesi atalarımız..
Anlattıkları hayat hikayeleri ve içlerinde yaşadıklarımız...
Savaştaki kıtlık ve kahramanlıkları..
Kimisinin gerçekten kimsesi kalmamış kimsesizler...
Kimisinin sahip oldukları var ancak sessiz çığlıklarını duyan olmamış...
Kapılara bakınıp özlediklerini bekliyorlar hep...
Geçmişteki yaşamın içinde hala heyecanla yaşamda gezinmeleri...
Fiziksel güçsüzlükleri...
Hiç bir şey yapmadan ölümü beklemeleri...
Hak ettikleri yada etmedikleri...
Bir el uzatılmasına duydukları ihtiyaçları...
Yalanda olsa tatlı sözlere kandıkları anlar...
Veda ederken tekrar gel der gibi anlamlı bakışları...
Bir gün o yoldan bizimde geçeceğimizi anımsatmaları ve bir sürü hüzünlü ayrıntı.
Gördükçe, ziyaret ettikçe içimizdeki saygının büyüme hikayesidir ziyaret amaçları.
Örf adet gelenekler.
Onlar ve bizler.
Aralarında bazıları var ki unutamayıp hâl hatır ettiklerimiz  yani babalarımız dedelerimiz yerine koyduklarımız.
Gidemesek de telefonla arayıp selamlaşıp hatır gönül eylediklerimiz.
Ve ardından gelen duymak istemediklerimiz!
Aklımızda kalanlardan biri ile haftanın birkaç günü her zaman yapılan rutin konuşmalar...
-Nasılsın iyi misin, selamlar, amcacığım- babacığım ellerinizden öperiz...
Aylar sonra baba evlad arasında her zamanki gibi geri arama yapılır.
- Nasılsın evladım
-İyiyim amcacım hâliniz keyfiniz nasıl iyimi ?
-İyi iyi...
-Var mı bir istek bir arzunuz ?
-Gönderdiğin tesbih hediyeyi aldım.
-Tesbihleri çok seviyordun bende sana tok tok çek diye iri tahta boncuktan tesbih yaptırıp gönderdim güle güle kullanın.
AYLAR SONRA
Her zamanki gibi telefona çağrı gelir
-Kızım nasılsın
-Çok şükür siz nasılsınız ?
-İyiyim. rüyamda gördüm seni...
-Hayır olsun.
-Hamamcı oldum senle...
-Neeee... Ne diyorsun sen... Bu nasıl söz...  Terbiyesiz...  Hiç utanmıyor musun sen..
Telefon kapanır..
Aklı yok desek sapıklığı düşünmesini biliyor.
Aklı varsa huzur evinin saygı değer müdürünü ve akrabalarını yâkinen tanıdığımız halde bu ne cüret !... Müdüre şikayet edip telefonu sildirip elinden aldırdık.

Siz olsaydınız ne yapardınız ?
Birçok erkek...
Gençken cahil cinsel bilgileri ile birçok çocuğa ve kadına zarar veriyorlar sırf nasıl yapıldığını anlamak için...
Sahip olamadıkları spermleri ile hangi kadından çocukları vardır bilmiyorlar, bilseler de hem yaparlar hem de inkar ederek benden değil derler.
Dünyada birçok çocuk böyle erkeklerden dünyaya gelir ve birçok kadın bu yüzden sokaklarda istemedikleri hayatı yaşar.
Yani bu tip erkeklerin derileri gibi ruhları da kalındır.
Yıllar geçer bir zamanlar birileri için terk ettikleri yuvalarına da bakıma muhtaç oldukları için dönerler yani kendi başlarına hayatı çeviremezler.
Düşündükleri tek birşey vardır, sapıklık.
O anı yaşarlar ve önünü, arkasını, sonunu asla düşünmezler.
Yaşadıklarını da temizlemeyi bilmezler.
Şunun hayal ettiklerine bakar mısınız ? Yaşamlarının son günlerinde bile düşledikleri çirkinliklere.
Pasifleşen, işe yaramayan organları ile..
Kim olması ne olması önemli değil önemli olan...
Ve içlerinde bastıramadıkları hayvani duygular.
Perişanlıkları ve düştüğü durumlar.
Utanmazlar hiç bir şeyden.
Tekrar tekrar tekrarlarlar.
O gider diğeri gelir onlar için önemli değildir.
Sonuç itibari ile erkeklere sarılırken dikkat etmek gerekiyor.
Evladım, kızım, yavrum dediklerine sakın inanmayın.
Birçok erkeğin hayasızca besledikleri kötü niyetleri insanı oldukça yaralıyor.
İnsanın içinde kimseye güven bırakmıyor ve mide bulandırıyor.
Örf, adet, gelenek, din ve kültür nerede ?
Hangi vicdana insanlığa sığdırmak gerek yapılanları.
Sadece bir çözüm geliyor aklıma...
Toplumsal çözüm yani herkesin kurtulması için yalnız yaşayan erkekleri mutlaka evlendirmek gerekiyor.
Yada tuvaletlerine şişme kadın olmalı...
Bitmek bilmeyen enerjilerini hayatı kirletmeden yaşamaları için.
İnsanca baba diye sarılanları iğrenç emellerine alet etmemeleri için.
Kadınlara ve çocuklara istemedikleri tacizi yaşatmamaları için.
Kadınlar...
Kadınlar ölene kadar yücedirler ve sürünerek de olsa kendilerine bakabilirler.
Tek başlarına hayata meydan okuyabilirler.
Şevkatleri tartışılmaz.
Asaletleri bir toplumu yola getirir.
Tek suçlu erkekler.
Eğer bir yerde erkek varsa orada her an bir tehlike yaşanabilir.
Onları doğuran annelerse arkalarından yaptıklarını temizlemeye çalışırlar.