Antakya Turizmi artık dünyaya açılacak diyorduk.Kimlerin sayesinde mi? İşte size sonradan Antakyalı olan kızımızla söyleşimiz Denizi tanıtalım.
Abartı zannedilebilir ancak ne yazık ki Antakya’da olduğu gibi Türkiye içinde birçok araştırma yapan ve gerektiğinde önlüğünü giyip temizlikçi gibi çalışan, “Yolun açık olsun güzel TÜRKİYE’M” marşıyla bizleri de peşinden sürükleyen, sevgi diliyle yazdığı yazılarla her olayın güzel yanlarını gösteren, araştırırken geliştiren ve kültürel değerlerin gelecek kuşağa doğru taşınması için arşivleyen, içine girdiği kültürlerle diğer kültürler arasında köprü kuran, belki de bazı illerde siyasetçilerden bile daha etkili tanıtan yabancı mutfak aşçısı Deniz, merkezi Ankara Çankaya’da bulunan “Toplum Geliştirme Derneği” için kapanma kararı aldı hem de Antakya’ nın merkezinde temsilcilik açtıktan hemen sonra. Yapılmış tabelası daha asılmadan.
Antakya Gazeteci - Birçok kez sizi davet ettik Antakya’ya yoğunluktan gelemediniz çok yakında da Gadirhum bayramına sizi misafir edelim dedik yine olmadı. Temsilciliğiniz açıldı ancak yazısını yazalım, duyuralım, tanıtalım ve kutlamaya bizde katılalım derken inanın şu anda ben sizden daha çok üzgünüm.
Sessiz sedasız çıkarsız bir şekilde reklam yapmadan çalışan ve tamamen gönüllü olarak en faydalı işler yapan bir dernek birden bire her şeyi neden sonlandırdı?
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Öncelikle Gadir Hum davetiniz için çok teşekkürler. Daha önce birkaç kez bayram için gelmiştim bu seferlik beni affedin bir başka zaman yine gelirim.
Derneğimizi 2012 yılında Gaziler gününde kurmuştuk. Daha sonra maddi manevi gerekli adımları atarak okullaşmayı bekliyorduk ki, 15 Temmuz gibi ülkemize yaşatılan hainlik, sıkça gelen seçimler yüzünden ülkemizin istikrarına odaklandık dolayısıyla projelerimiz gibi birçok şeyden vazgeçmek zorunda kaldık. Vatan için çalışmanın derneği, makamı olmaz. Aynı şekilde devam ediyoruz zaten. Şimdiye kadar da dernekçilikle ilgili bir sorun yaşamadık. Hatta 15 Nisan gibi şef bayramında dernekler müdürlüğüme gidip seminer vermiş kişiyim ben. Bilakis projelerimize destek vermek isteyen çok kişi oldu fakat bizler sıfır beyanname verdiğimiz ve para giriş çıkışı olmadığı için hesap kitap işimiz zaten olmadı.
Antakya Gazeteci - Toplumsal çalışma yapan kişi olarak dernekçilik nasıl geçti?
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Genellikle dernekçilik aidat toplama, bir yerde toplanma, birlikte gezme tozma , vakit geçirme, yeme içme, hobi, yardım toplama, dağıtma, ödül dağıtma gibi görüldüğü için bizler Toplum Geliştirme Derneğini Türkiyemizde hiç olmayan bir yeniliği oluşturmak için açtık.
Hatta kurumsallaşarak başlayın diyenler de büyüklerimizdi.
amacımız geçmişten bugüne kadar toplumsal olarak bizleri rahatsız eden sorunları araştırmak, her şeye yeni baştan başlamak, yaşımız kaç olursa olsun bilgilerimizi güncellemek için tekrar okullu olmak, kaliteli yerlerde staj yaparak kültürel değerlerimizi daha iyi tanımak, kişisel gelişim ve donanımla daha güçlü bir bireyler yetiştirmek için Toplum Geliştirme Akademisini kurmaktı.
Toplum Geliştirme Akademisi, kişilere kendi başının çaresine bakmayı öğretmensiz bir okul ile eksikliklerini tamamlayarak, Köy enstitüsü modeliyle uygulamalı olarak bilge insanların fazlalıklarından faydalanıp, hep birlikte bir mutlu bir yaşam hedeflenmekteydi.
Artık oturan, koşan ve düşünenlerin bir olmadığı bir dünyada teknoloji çağındayız. Herşeye ulaşmak oldukça kolay. Yaşama sorunsuzca tutunmanın tek yolu, her çaresizliğe kendimizi hazırlamaktır. Koşulların olumsuzlaşması halinde, kimseden korkmadan, utanmadan bir çıkış yolu bulmaktır.
Bu konuda da Türkiye'de bilgiye ve belgeye ulaşmakta hiçbir kısıtlama yok.
Her şey; Sağlıklı ve Mutlu Yaşamak İçindi...
Sağlıklı yaşam, akıl sağlığı ile oluşmaktadır. İyi düşünceler, az yiyerek doğru beslenme şekliyle, insanı, insan gibi yapılandırır. Mutlu yaşam için, öncelikle hayati birkaç gerekliliğe öncelik vermeliyiz..
Günlük yaşamda dümeni, tecrübe ile çevirmeliyiz.. Eğer dümen kilitlenirse, başka bir alternatifimiz mutlaka olmalıdır. Bunlardan en önemlisi kimseye muhtaç olmadan yaşamak, korunmak, barınmak, üretmek, doymak ve kendimizi kimseye yük etmeden, taşımaktır.
Birkaçını hemen sayabiliriz. Basit gibidir gelişmenin tek yoludur.
1-Hayata öncelikle okuma - yazma öğrenerek başlamak gerekir. Okuduklarımızı anlayarak, hayatımızı kimsenin eline bırakmamalı, hesabımızı, kitabımızı görecek kadar, okuma yazma bilmeliyiz.
2-Suya düştüğümüzde veya sular her yanımızı sardığında, suda çırpınmak yerine, sudan kurtulmak için, yüzebilmeliyiz. Bu yıl yapacağımız önemli bir projemizde 7’den 70’e herkese hayati gerekli olan yüzmeyi öğretmekti. Ayrıca su insanlara rahatlık ve mutluluk veren en iyi terapidir.
3-Müzik de öyledir. Hayatımızın ritim sesleri bendir veya kudümle düm, tek tek diye çalıyor ancak sağır gönüller hiç duymuyor.
4-En büyük kişisel özgürlük araba kullanmaktır ve en azından kendimizi taşıyacak, yolda kalan bir sürücüye yardım edecek kadar, araba kullanmalıyız.
5-Herhangi bir doğal afet yada felaket halinde ilkyardım kurallarını, aç kalmamak için, doğadaki bitkileri, un ve su varken ekmek-yemek yapmayı yapmalıyız.
6-Bugünün şartlarında bilgisayar kullanabilmek, proje eğitimi almak, işaret dili ve yabancı dil oldukça önem arz etmektedir. Bizleri eğiten eğitimcilerimizin de gelecek kuşaktaki çocukların hızına yetişebilmeleri için kendilerini zamana uyum sağlaması gerekmektedir.
Böylesine güçlü bir bileği kim kırabilir ki.
Oysa insanın başına herşey gelebilir. Bazen isteyerek, bazen istemeyerek...
Bir insan, farkında olmadan birçok felakete bile sebep olabilir.
Düşünceler, eylemler, hareketler, sözler sıradan bir yaşamı, cehenneme çevirebilir.
Sonrasında bu kadar güzel dünyada yaşamak varken, herşey için çok geç olabilir.
Geride kalanlara bıraktıklarımız oldukça önemlidir.
Doğa ve insan birbiriyle kaynaşmayı, insanlarda sorunları çözerek yaşamayı öğrenmelidir.
Vizyonumuzsa, kültürel çeşitlilikteki değer yumağını sarmak, birlikteliği yaşamak ve Yöresel Kültür Sokağını sanal da olsa yerli ve yabancı yatırımcıya açmaktır.
Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmenin tek yolu, kültürümüzü iyi öğrenmektir.
Zaten bizden sonra açmış olsalar bile bizim gibi aslına uygun çalışamazlar çünkü bir fikir oldukça fazla gayret, sabır ve emek ister. Biz bu işe gönül koymuşuz bir kere. Ecdadımızdan bugünlere kadar gelen değerleri aramak, bulmak, korumak ve topluma kazandırmak çok zor. Ancak amacım bir model çalışmasıyla olan tüm değerleri bir tasnif çalışmasıyla hiç yapılmamış bir eser bırakarak, gelecek kuşağın işini kolaylaştırmaktı.
Bir çok derneğin gittiği yol bizim tarzımız değildi. Bizler burs vermek yerine önce hayati gereklilikleri öğretip daha sonra meslek edinmeleri için teknik öğretiyle motivasyon sağlıyor kişileri devletine ve milletine yararlı olması için yol açıyorduk çünkü herkes kendi ışığını yakıp yürümezse topluma yük olur. Zaten toplumsal sorunlarda bireysel eksikliklerden kaynaklanıyor.
Antakya Gazeteci -Oysa çok kısa zamanda birçok temsilcilik açtınız. Bizim bile içimiz içimize sığmıyordu. Çok değişik bir tarzla yöreleri birbiriyle tanıştırıyordunuz.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Türkiye içindeki çalışma arkadaşlarımız yöresini protokol gibi yerlerde daha iyi temsil etmek için bir unvan istemişlerdi.
Dernek olarak kişilerin bir değeri veya öğretisi olmadan temsilci olamayacağını ancak öğrenmeye başlarlarsa düşüneceğimizi söylemiştik çünkü hiç bir şey yapmasa bile insan bir folklor ekibiyle dünyayı gezebilir yada sazla.
2. Genel kurulumuzda faaliyet raporumuza değerleri yada değerli kültürleri temsil etmeleri için temsilcilik açmayı ekledik ve 18 Mart’ta ilk temsilcilik kararlarımızı alarak İstiklâl’ den istikbal’ e gidelim istedik.
Bu kısacık zaman içinde 01’den başlayarak 81 yörenin önemli günleri anısına açmaya başladık fakat diğer temsilciliği bekleyen arkadaşlar itiraz ettiler.
Adana temsilciliği açılır açılmaz Adana folklor ve yörelerinin kültürel değerlerini araştırmaya başladılar. Harekette gerçekten bereket vardır bizler buna inanıyoruz.
Adıyaman merkeze bağlı Planlı köyündeki temsilciliğimiz gazeteci Mehmet Çil, Diyarbakır’da 30 yıllık Zihinsel Engelliler Derneği Başkanı Güler İnal temsilcimiz Diyarbakır’ın annesidir.
Mardin-Nusaybin Taybet Serhanoğulu, Bitlis’te kadın girişimci ve olağan üstü çalışan Gül Göktekin temsilcimiz ve Harran belediyesinden Güneydoğu basın temsilcisi Abdullah Akkurt aracılığıyla derneğimize sponsor olan “OKUL KUTUSU” Nihal Özdereli, “BİR İLMEK BİN YÜREK” Berrin Akbıyık, NAKO EL ÖRGÜ İPLİKLERİ Cihan Özekçin’in yürüttüğü "Elden Ele Örgü" projesiyle yardımseverliği ilmek ilmek ören ve kırsaldaki çocuklara giydiren kadınlar sayelerinde ramazan ayında bine yakın yani yüzlerce örgü giysi dağıttık.
Aslında dernek olarak böyle alma veya verme işlerine girmek istemiyorduk kişiler kendileri bir iple örmeyi öğrenmelilerdi bizim amacımızın dışında gelişen bir şeydi öğretmenim tarafından zorunlu kabul etmiştik ancak böyle güzel insanları desteklemek gerekiyor ve hemen ulusal ve yerel basına duyurduk. Ülkesine ve insanına böylesine sıra dışı güzel işler yapan kişilerin her zaman önünü açmak gerekiyor. Sonrasında bu kişiler başka büyük yardım dernekleriyle çalışmaya başladı.
Ayrıca bizim en sıra dışı ve değişik tarzımız yöreyi diğer yörede yazmak ve bazılarını markalaştırarak yerel basınla duyurarak tanıştırmak, sonrasında kendi haline bırakmak.
Karaman temsilciliğimiz kitre bebek yapan Filiz Kızıl ile, Malatya-Doğanşehir-Polat Köyü’ndeki temsilciliğimiz Malatya’yı en doğru tanıtan Saadet Ormancıyla hatta bize evini açan ve Polat köftesiyle kınalı ekmek gibi bir çok değeri öğreten böyle kültür elçilerimiz ülkemizin en yüksek makamına günlerce sofra kurmuştur öyle başarılı kişilerdir.
Rize-Fındıklı-Sümer Köyü temsilcimiz bize arıcılığı Nisan ayında gelen baharla birlikte Tortum yaylasına kadar tüm çiçeklerden bal alan Viçe balıyla A’dan Z’ye öğreten gerçek öğretmenlerimizdir. Tunceli-Ovacık temsilciliğimiz doğayı ve kültürü tamamen önümüze serenlerdir. İlk önce kahvaltıyla yöresinde açılmak istediğimiz Sakine ve Mehmet Yürek çiftine, daha sonraki yıllarda doğası eşsiz güzellikte olduğu için Ovacık Güneykonak köyünde yöreyi tanıtacak, turizme ve yöresel ürünlere katkı sunacak pansiyon açtırdık.
Trabzon Vakfıkebir temsilcilerimiz bizim Karadeniz yöresindeki en çalışkan kişiler ailece derneğimize üye olarak geldikleri gibi bizim en çok önemsediğimiz mutfak tasarrufu seminerinde yerimize yetiştirdiğimiz kişiydi. ”Mutfaklarda yangın var. Bu sefer zamdan değil israftan” yazımızla yerel basında kendisini sunmuştuk. Ayrıca Vakfıkebir ekmeği için hemen çalışmalara başlayarak bir kadın girişimci olan Zehra Eyüboğlu’yla bizleri tanıştırdı. Hep birlikte çalışarak tamamen ekşi mayalı Vakfıkebir ekmeğini yapmayı başardık aynı eski geleneklerdeki gibi. Hatta tanınmış iş kadını olan Hacer Saka özlediği ekmek kokusunu İstanbul’dan duymuş ve Vakfıkebir’e koştu geldi. Üç tane birbirinden değerli kemençe sanatçısı tarafından karşılandı ve yörenin bir insanı olarak ekmek kendisine tattırılarak tam not aldı.
Ankara Çubuk-Yukarı Çavundur Köyündeki temsilciliğimiz yöresine en iyi hizmeti taşıyan ve Çubuk ilçesine belediye başkanlığını bile hak edecek kadar çalışkan Osman Şahbudak ve köyün muhtarı Ahmet Kuru’da çok çalışkan ve destekçilerimizden biri. Sayelerinde vişne diyarı olan köyü tanıma ve tanıtma çalışmalarımız devam ediyor. Mesela yakın zamanda geleneksel “patatesli döşeme ekmekleri” için istediğimiz fırını yapıyorlar ve kültürel geleneklerini devam ettirerek köye değer katacaklar. Ayrıca bu köyde yaylada yapılan eşsiz bir tulum peyniri var. Bu köy Ramazan boyunca tüm köye ve dışarıya taşınmış köyden gidenlerle birlikte sıraya girerek binlerce kişiye iftar vermektedirler.
Hatay-Antakya temsilcimiz İbrahim Çilingir’i zaten anlatmaya gerek yok çünkü zeytin ve zeytinyağı konusunda yağını sahte yağ yapanlara satmayacak kadar yöresinin itibarını düşünen birisi.
Ayrıca gururla yazıyorum ki, hani Avrupa bizden zeytinyağı almıyor diye serbest gümrük bölgelerine giden yağlarımıza başka markalar basarak birçok ülkede satılan zeytinyağlarımızı Türkiye’ye KDV kazandırsın diye Amerika ve Kanada’ya resmi yoldan kârsız tonlarca yağ sattı.
Altınözü Fatikli mahallesinin en yardımsever muhtarı Ahmet ve insansever kültürsever eşi Feyyaz Gür, Harbiye-Defne’de bize künefe ve diğer peynirleri öğreten Eskiocaklarıdan birisinin fabrikası, Samandağ yöresinde Uzunbağ mahallesinden Süt ailesi ve özellikle ilçenin en çalışkanlarından kadın girişimci Esin Süt’le peynir fabrikasında peynir öğrenmeye giderken gelmek istediği için tanışmıştık. Sıradan bir basit usul çalışan esnafken şimdi koskoca mandıra açtık ancak mandıra açmak önemli değil önemli olan şey mandıranın kapısına gelen sütü insan sağlığına uygun şekilde işlenen ürünler üretilmesi.
En son açılan Tokat-Zile temsilciliğimiz ve üyemiz Prof. Mehmet bey ışık hızıyla çalışan hocamız, hızlı tren gibidir. Yeter ki ülkemizi daha ileriye taşıyacak bir proje üzerinde çalışsın. Başarı bazen kaçınılmaz oluyor işte. Diğer dernek üyelerimizin her biri farklı değerdir. Bazılarından şartlardan dolayı ayrılmış olsak bile önemli değil prosedür gereği eylem yapan veya kamuda çalışanlar çekiniyorlar, haklılar da ancak yine de işimiz olduğunda birbirimize uzaktan yakından destek veriyoruz.
Temsilciliklerin yorucu tarafıysa temsilcilik kararı alırken en büyük sorun adres konusuydu. Kâğıt işleri bizi çok yoruyor, temsilcimizin dilekçesini yazmak bize düşüyor bu bizi oyalıyordu.
Bazı temsilciler için çok özel bir yere ihtiyaç duyulmamalıdır mesela Tunceli’de geliri olmayan Yusuf hatta Valiliğin verdiği bir lojmanda oturan bir arkadaşla oldukça çok yöresel yemek çalışmıştık. Malzemelerimizi aldık, köyüne gittik, yaşlı annesi bize çok şey öğretti. Yöresel kültür Sokağında yer alması için bu yemekle ilgili temsilciliği başkasına veremeyiz ki. Temsilciler sadece derneğimizi yöresinde, yöresini ülkemize temsil etmekle yükümlüdürler.
Tüzüğümüzden aidatı çıkardığımız ve derneğimizde üye aidatı olmadığı için bizim gibi çalışan derneklere bir ayrıcalık tanınmalıdır.
Dahası bizim arkadaşlarımızın bir çoğu dernekçilik veya temsilciliği bilmediği için biraz çekiniyorlardı ve her temsilcilik kararında farklı şeylerle karşılaşıyorduk en sonunda pes etmek zorunda kaldık.
Mesela biz Antakya’nın merkezine temsilcilik açmak istemiyorduk. Suzeyti kültürünü öğrenciliğim zamanında Tokaçlı köyünde çalışmıştım. İlk kararı Altınözü Tokaçlı köyüne almıştık ve dernek üyemizin babadan kalma portakal bahçesi içinde bir evi vardı. Babası hayattayken köyde hamsi pilavı istemişti benden pişirmiştim. Çok severdi beni onun anısına olsun istedik. Orası mahalle olarak geçse de bildiğimiz köy. Üç beş dükkan var. Bizim ihracatçı zeytin ve zeytinyağı sanayicimiz, köyde bir fabrikası var ancak bir temsilcilik için koskoca bir fabrika adres gösterilemeyeceği için kararı iptal etmek zorunda kaldık. Daha sonrasında dernek üyemiz çok üzüldüğü ve kahrolduğu için Altınözü’nden bir dükkan tutmak istedi ancak biz buna izin vermedik çünkü bizim istediğimiz şey birilerinin bir yerlere toplamak değil. Bu durumda sohbet siyaseti açıyor, dernek çalışması bazen amacından sapabiliyor. Zaten seminerlerimizi Kaymakamlıklar, Belediyeler gibi resmi kurumlarla ortaklaşa anlaşarak uygun yerlerde yapıyoruz. Bu yerleri denetlemek imkansız olduğu için tekrar Antakya merkezdeki ofislerini adres göstererek karar aldık. Bu seferde 40 sayfalık karar defterinde Türkiye’nin temsilcilik için bekleyen il, ilçe ve köylerini düşünürsek “karar al, iptal et” böyle işlere defterde dayanmazdı .Benim için en önemli temsilcilik “İskilip dolması” ve Gümüşhane Kürtün Araköy’de çalıştığım “Harç Ekmeği”ydi. Ancak Antakya temsilciliği için 23 Temmuz’u önem ve anlam bakımından kutlama günü olması sebebiyle tarih olarak beklemiştik ve en çok istediğim bu temsilcilikler gecikti ve artık dernek fesih kararı aldığı için kısmet olmadı.
Antakya Gazeteci-Peki sizi üzen hiç bir şey oldu mu bu süreçte?
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Aslında benim en büyük şanssızlığım Çankaya’nın merkezinde olmaktı. Belediye başkanımız çok çalışkan ve ilgili olmasına rağmen kapımız çalınmadı ayrıca yapmak istediğimiz hiç bir şey için geri dönüş olmadı. Muhtarımızsa bizi bırakıp kaçtı gitti yerine gelense bizim çalışmalarımızı anlayacak bir muhtar değildi. Koskoca Çankaya’da onca bilge insan varken bir kapı görevlisi muhtardı, patavatsız davranışları yüzünden iş yapılacak birisi değildi. Meselailk karşılaşmamızda boynumdaki pullu kırmızıdan bir değil iki adet istedi. Daha hiçbir tanışıklığımız yoktu.
Yani dernekçilikte eğer bir siyasi yanınız yoksa yol bulamıyorsunuz. Bizim gibi toplumla çalışan derneklerin tarafı olmaz kahve gibi herkes tarafından içilmesini istedik. Bunu da başardık. Türkiye’nin her yerinde bir kapımız, muhteşem insanlar var. Halk çok güçlü, oldukça çok bilgi var fakat kendilerini ifade edecek ne bir çalıştay, ne bir laboratuvar olmadığından bilgi kendileriyle birlikte mezara gidiyor.
Birilerinin bunları fark etmesi için çalışıyoruz.
Daha güçlü bir Türkiye için doğru işlerin doğru kişileri bulması, işin ehline verilmesi gerekiyor.
Yani maddi manevi evini ocağını ve parasını tamamıyla feda etmiş insana Kültür bakanlığında geçici de olsa bir yıl gibi maaşlı görev verilemez miydi?
Antakya’yı başta Ankara olmak üzere en çok tanıtan kişi olarak Antakya’daki Belediye başkanı yada Vekil gibi bazı siyasetçiler teşekkür bile etmedi ancak başta belediye başkanı Gastronomi Turizmini tanıtıyoruz diye gezip tozuyordu.
Bir derneğin ister kendi ikamet ettiği yerde, ister gittiği yerde muhtarıyla, belediyesiyle, kaymakamıyla ve valisiyle çalışamadıktan sonra ne önemi var. Dernekçiliğin amacı zaten sivil toplum kuruluşu olarak topluma yardımcı olmaktır.
Her şekilde tüm çalışmalarımız vatanımız, milletimiz ve kültürel değerler ve ürünlerimiz için.
Bugün makamlarda olanlar için değil, madem şehri temsil ediyorsun yetki sendeyken kapını açmalısın, olur da yarın öbür gün gidince arkandan konuşulanlarla baş başa kalacaksın. Sonrasında bir gün karşılaşıp kırgınlığımızı ifade ettiğimizde suçu özel kaleme, sekretere atmayacaksın. Makam bitince sizi kim ne yapsın. Yani halka hizmet görev verildikten yada alındıktan sonra kişinin bilgisiyle vicdanıyla yönetilir hiçbir şekilde kişiler yapacaklarını yapmak istediklerinde güdülemiyor. Önemli olan şeyse anlık olarak konuyu dinlemek, anlamak ve “tamam” diyerek başından savmamak ancak bencil bazı kişiler fikri verenin fikrini çalarak kendisi bir şey yapmak, yapmış olmak istiyor. Bu davranış düzeltilmeli, yetkiyi ne için aldığını unutmamak için manevi destek almalıdır.
Hangi davranışla karşılaşırsak karşılaşalım bizden önceki kuşağı kaybetmeden hızlı bir şekilde işin mutfağında çalışmaya devam etmeliyiz. Ülkemize, devletimize her şekilde katkı sağlamalıyız.
Kervan yolda dizilir derler ya! Bizlerde öğrenciliği, okulu, değerleri ve öğrendiklerimizi kurumsal bir yerde aktarmak istediğimizde neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk fakat insan yaptığı işte başarısızlık hissediyorsa insanları yoran bazı şeylerden zamanında kurtulamazsak sonrasında daha büyük yük olur taşıyamayız diye daha fazla ağırlığın altında kalmadan yükümüzü şimdilik bir kenara bıraktık.
Türkiye içinde yada dışında çalışma yaptığımız arkadaşlarımız bazen çıkıp geldiğinde dernekte çalışma yapmak biraz zor oluyor. Bazen gelen giden misafirlere odamızı verip özel hayatımızdan bile vazgeçiyor, çocuklarımızla tartışıyoruz, Değmez.
Sigarayla savaşan biri olarak derneğime sigara içenleri almadığım için bazı arkadaşlarımla çalışamadık veya ayrılmak zorunda kaldık ayrıca derneklerin daha uzun ömürlü ve daha sosyal çalışma yapabilmesi için yer konusunda destek alması gerekiyor. Sadece dernekler değil muhtarlar içinde ihtiyaç var. Ne zaman ki bu yükü kurumsal veya toplumsal bir şekilde el birliğiyle hafifletmeye çalışırız o zaman yine kurumsallaşırız bu kolay şey ülkemizde.
Bizim gibi vatansever insanlar çıkarsız ve tüm samimiyetiyle çalıştığı için karşılık beklemezler ancak küçükken bize öğretilen değerler hep lafta kaldığından çok üzüldüğüm bir konu var.
Çok kısa zamanda 14 temsilcilik açtık ve gerekli yerleri de haberdar ettiğimiz halde herhangi bir kurum veya bir kişi “HAYIRLI OLSUN” DEMEDİ. Çok duyarsızlar. Belli dernekler dışında başka dernekleri yok sayıyorlar. Sadece onlarla çalışıyorlar. Oysa bizim en önemli kültürel geleneğimiz hayırlama ve uğurlamadır. Neden kurumsallaştık? Daha etkin söz hakkı sahibi olalım diye. Bizim Çankaya’mızda en büyük destekçimiz Çankaya kaymakamımız Kadir Çakır. Böylesine halkı kucaklayan ve kapısı herkese açık olan bir kişiye Valilik yakışır çünkü ne zaman arasak vakit ayırır, kalkmak istediğimizde bir kahve daha ısmarlar. Zaten bizim ülkemizin en önemli sorunu tanışamamak. Bunu bir aşsak inanın birçok kişi tanımadığı kişiler hakkında boş konuşmaktan vazgeçecek. Tanışamadığımız için çalışamıyoruz. Tanışmadan geçip gidenlerle beyaz mermerler arasında buluşuyoruz ancak bir kahve içemeden çekip gittiklerinde insanın içinde kırgınlık bırakıyorlar.
Bize sıra gelene kadar birilerinin keyfini beklemek yerine başımızın çaresine bakmak ve çok şeyden vazgeçerek sanaldan hizmet vererek yürümeye karar aldık. Hep göz koyduğum bir yer vardı. Ankara Hasanoğla'daki Köy Enstitüsü. Bir gün benim olsa diye hayal bile etmedim çünkü bu olmayacak duaya amin demek gibi bir şey ancak uygulamalı öğretim olarak herkesin kendisini öğretmen yetiştirebileceği bir sanal okul projesi en iyisi fakat bu sefer daha kolay çünkü günün şartlarında teknoloji var.
Antakya Gazeteci- Çok uzun zamandır sizleri takip ettiğimiz için artık hiç bir şüphemiz yok acaba siz mi Antakya’yı çok sevdiniz yoksa Antakya mı sizi çok seviyor?
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Galiba böyle şeyler arama bulma ve gönülden samimiyetle yol alma gibi bir şey kendiliğinden oluşan güzellikler. Sevince seviliyorsun, sevilince seversin. Sevgisiz hiçbir şey yol alamaz.
Antakya Gazeteci- Antakya nasıl oldu da aklınıza düştü.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- İstanbul’da doğup büyüdüğüm için Antakya’dan açıkçası haberim yoktu. Ne zaman ki Ankara’ya çocuğumdan dolayı yerleşince, boş oturup televizyon seyretmek yerine kendi kültürümüzü tanımaya karar verince iki yıl yiyecek içecek okulunda okuduktan sonra Türkiye’nin öyle bir denizine düştüm ki kulaç attıkça kültürel değerlerimizin derinliğinden henüz çıkamadım. Stajımı dünyanın en iyileri arasında bulunan İtalyan mutfağında ve dünyanın her yerinde para basan okulların menüsünü taşıyan patisserie bölümünde yaptığım için okul bitirme sınavında komisyona Türk kültürünü temsilen yöresel bir yemek sunmak istemiştim işte benim hikayem böyle başladı.
İşletmeler benim okulum, aşçı şeflerin öğretmenlerim oldu ve topluma faydalı olmam için beni çok iyi yetiştirdiler, sağ olsunlar, var olsunlar.
Yani bir çalışma diğer çalışmayı doğurduğu için öğrenciyken girdiğim mutfaklarda kendi mutfağımızın eşsiz olduğunu anladım. Karşılaştığım bir sürü karışıklık, yanlışlık ve farklılık yaşadım.
Mesela çok dağınık bir mutfağımız var. Tasarruf yok denecek kadar az. İsraf diz boyu. Ayrıca Türk mutfaklarında çeşitlilik kepçeyle olduğu için sunumlar sağlık için riskli.
Öncesinde yöresel çalışıyordum ancak karışıklıktan veya iller arasında paylaşılamayan milli lezzetler yüzünden bunu bırakmak zorunda kaldım dikkat edilirse milli yemekler bile birçok kitapta aynı şekilde Mutfak denince en çok Antep’i övdükleri için ilk öncelik orasıydı ancak öğrenciliğimde komisyona Antep ve Antakya mutfağından kültürel bir yemek sunmak istediğimi söylediğimde benim önüme hocalarımızdan birisinin sanaldan çalıştığı Antakya mutfağı çalışması atılmıştı. Öğretmenim internetten çalışarak bir dosya hazırlamıştı, doğru mu yanlış mı belli değildi. Okuldayken gerekli kurumları aramaya başladım fakat geri dönüşler olumsuz olunca bir gün çıkıp Antep Fıstık festivaline gittim ancak geri dönüşleri beklerken festivali kaçırmışım. Beni fuardan davet eden madalyalı arkadaşta benimle ilgilenmeyince kendi başıma Antep’te çalışma yaptım ve istediğimi bulamayınca da Ankara’ya eli boş geri döndüm. Mesela Antep’in kaymaklı katmerini stajyerken çırak olduğum için gerçek kaymakla yapıyordum. Yöresinde süt kaymağıyla yani sütle pişmiş irmikten görünce ve pişirme aşamasında fırın kirlenecek diye alüminyum folyoyla pişirme şeklinden dolayı o muhteşem lezzetten vazgeçtim. Elbette ki bu formülü bulansa kültür çalışmalarını çok iyi temsil eden arkadaşım çıktı. Hatta ben sormadım kendisi anlattı. Meğer yıllar önce bir fuara gitmişler. Süt kaymağı bitince baklava kaymağı olan sütlü irmik pişirmişler ve böylelikle kültürel geleneği bozmuşlar.
Bu sefer ikinci sırada olan Hatay mutfağına yöneldim. Yine fuarlardan davet aldığım biri İstanbul Fatih Akdeniz Cad. Diğeri Güneşli de olan iki Hatay mutfağıyla irtibata geçtim ancak beni mutfaklarına almadıkları için yine ortada kaldım. Defalarca yalvarmama rağmen geri dönüş yapmadılar ve benim için Antakya-Hatay mutfağı bitmiş, umutlarım kırılmıştı artık. Vazgeçmek zorunda kalmıştım.
İstanbul Osmanlı ve Anadolu mutfaklarında gerekli çalışmayı yaparken bu sefer de Osmanlı mutfağına odaklandım. Belki kırk yıl müşterisi olduğumuz baklavacılar, lokumcular, helvacılar bile yüzüme bakmadılar yani bana staj yaptığım mutfaklar haricinde yardımcı olan olmadı. Osmanlı ve Anadolu mutfaklarında bir müddet çalıştım ancak benim istediğim farklılık oralarda da yoktu.
Topkapı sarayı içindeki yada boğazın altındaki çok önemli mutfaklara bir göz attığımdaysa geleneksel soğanlı yumurta ve çılbır gibi yemeklere rastlayamadım.
Okul, staj ve sonrasında araştırmacı olmamın sebebi istediğim ormanı bulamadığımdandır. Bu işe bir çeki düzen vermek ve değerlerimizi bir çatı altında toplamak için temsilcilik kararlarıyla yöresinde ürünü veya değeri olanları arşivlemek istememin sebebi bir bilgiye en doğru bir şekilde kolay ulaşmak. Bir çalışma yapmak istediğinizde çok değişik şeylerle karşılaşıldığı için çoğunlukla böyle işler yarım bırakılıyor.
Antakya Gazeteci -Peki o zamanlar gelmiş olsaydınız okulda hangi yemekle Antakya’yı temsil etmek isterdiniz.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- O zamanlar herhangi bir Antakya yemeğiyle ikna olurdum ancak bu soruya şu an cevap vermek çok zor. Antakya yemek kültüründe kutsal yemekler de var (şimdi bu cümlemi de çalacaklar, varsın onlarda bilsin.)Sanırım bir yemekle yetinmez güzel bir sofra kurardım fakat Antakya’nın el lezzetine asla ulaşamazdım. Bir Antakyalıya sofra kurmak ve yemek beğendirmek çok zordur bunu bildiğim için haddimi aşmak istemiyorum.
Antakya Gazeteci - Bunca olumsuzluğa rağmen komisyona hangi yemeği sundunuz.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Önce bu konuda gizli bir araştırma yaptım ve bilmediklerini öğrendiğim için tercihim hiç birimizin tatmadığı lezzet olan “Saray Soğanlı Yumurtası” oldu. Soğana Adıyaman Besni’de teneke kebabıyla aşık olmuştum zaten.
Soğanlı Saray Yumurtasıyla öyle bir lezzet çıkarmıştım ki tabakta çok işe yaradı ve komisyondakiler, öğretmenim, okul müdürem ve ben de dahil hepimiz bu eşsiz lezzeti ilk kez tadıyorduk. Biri tavada diğeri buharda olmak üzere iki çeşidini yapmıştım, muhteşemdi.
Mutfakta özel eğitimden kaynaştırma öğrencisi ve yoksulluktan malzeme alamamış iki kız kardeş vardı. Her ihtimale karşılık kızlara malzeme getirmiştim ancak onlar malzemeleri olmadığı gelmekte biraz gecikince onların yemeklerine de yardım ettiğim için verdiğim tabağı alamadığım yani “geri dön” servisini yapamadığım halde en yüksek notu almıştım çünkü öğretmenim diğer arkadaşlara yardımcı olmam için “Sana güveniyorum” demişti.
Antakya Gazeteci -İlk Antakya’ya nasıl geldiniz ve neyle karşılaştınız?
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Antep’ ten sonra olumsuz dönüşlerden dolayı Antakya’ya gitmekten vazgeçmiştim ancak Ankara ve İstanbul Fuarında tanıştığım Samandağ Uzunbağ Belde Belediye Başkanı ve eşi Semire hanımla beni davet edince Antakya’ya uçarak gelmeyi kabul etmiştim. Geldiğim gibi öğrencilikte aradığım kurumsal birkaç yere gitmiştim fakat onların benden haberleri bile yoktu.
Yazılan maillerin yerine ulaşmadığını veya spama düştüğünden okunamadığını öğrenince Kültür Bakanlığındaki arkadaşlarımıza mail adreslerinin illerin kodlarına göre olması gerektiğini söylemiştim. Antakya halk kütüphanesine gittiğimde yöresel yemek kitabı yerine benim okulda bizden maille yemek tarifi ve fotoğrafı isteyen öğretmenlerimden birinin salata kitabıyla karşılaşmış ve şoke olmuştum. Biz öğrencilere tek bir yemek öğretmeyen öğretmenimin eşi kamuda çalışanmış, kitabını tüm Türkiye’ye satmış. Kültüre hizmet edenlerin birçoğunda istenen şey hiçbir ARGE yapmadan ondan bundan alıntıyla bir kitap yazıp, yazar olmak, diğeri de kitabı satıp para kazanmak.
Böyle amaç güden öğretmenlerin kendisini günün şartlarına göre güncellemediği için, topluma faydalı öğrenci yetiştirmesini düşünemeyiz.
Benim için kültürel geleneklerin en çok yaşayarak, taşıyan yerler Antakya merkezden ve Samandağ’ından oluşuyor. Harbiye-Defne-Altınözü gibi yerler sonradan geliyor. İskenderunsa Ağaçlı denilen mahalle hariç birkaç hariç tamamen şehirleşmiş. Arsuz ise tamamen tatil yeri gibi olmuş artık. Havası çok kirli ilçelerde Fabrikaların olduğu ilçeler İskenderundan Osmaniye yolu üzerindeki Hatay ilçeleri gibi.
Samandağ bambaşka bir yer. Belki de deniz, denizi çekiyor bilemem gün doğumları ve batımlarındaki muhteşem güzelliği gibi. Çok cana yakınlar, misafirperverler, çok sıcak iklimi olmasaydı şehre yerleşebilirdim o kadar çok seviyorum.
Samandağ’ını ilk kez onlarla gezmiştim. Ziyaretlere ve deniz kenarına gitmiştik. Samandağ’ına ilk gittiğimde yollar çok bozuktu ve deniz kenarı çok dağınıktı ancak uzun müddet kalınca anladım ki rüzgâr suçlu çünkü öyle bir şiddetli esiyor ki ne var ne yok sahile taşıyor ve birçok kez rüzgardan inemeyen uçakta olduğum için bunun için bunun için yapılacak hiçbir şey yok.
İlk kâğıt kebabını başkanımızın çok değerli ve yüreği güzel eşi Semire hanım yapmıştı. Onlarda İlk uyandığım sabahı hiç unutmuyorum. Süt ailesinin kapısı her sabah erken vakitte çalındığında lavaşla birlikte kutsal yemek Hirisi geliyordu ve diğer ilçelerle kıyaslandığında orası bambaşka tadını hiç unutamıyorum. Yani hayır kapıları her zaman açıktı. Özellikle üç aylar girdiğinde sırayla kutsal ibadetlerini yaparak, hirisi kazanları kaynıyor fakat etin erkek hayvan olmasından, pişiren kişiye kadar tertemiz, ahlaklı insanlar tarafından yapılması çok daha ayrı ritüel.
Mesela beni hemen basit usul dükkan işleten yeğenleriyle tanıştırdıklarında üçlü bir şekilde hem de bayram günü Harbiye köyünde olan künefe fabrikasında künefe peyniri çalışmıştık ve daha sonra o küçük işletmede bazı eksiklikleri gidererek kapasitesi çok yüksek olan kadın girişimciyi mandıra açmaya yönlendirmiştim çünkü yörede süt kapasitesi yüksek olduğu için ihtiyaç vardı.
Artık bir şey söylemeye ihtiyaç var mı çok iyi karşılandım, sevdim sevildim yani. Türkiye içinde tüm çalışmalarım böyle gelişmeler göstermiş ve kardeşçesine birbirimizden bir şeyler öğreniyorduk. Eksiklerimiz varsa düzeltiyorduk.
Antakya Gazeteci - Bu arada aradan yıllar sonra öğrendik ki siz bir de burada bir engelli kızımızı evlendirmişsiniz.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Aslında şöyle oldu. Ankara’da Engelliler Derneğinde çok aktif çalışan orta yaşta bir genç Antakya’yı sık sık anlatmaya başladığım ve zeytin tarlalarına gideceğimi öğrendiği için beni ziyarete geldi. “Evlenmek istiyorum ama evlenemiyorum” dedi. Ben de” Merak etme yaparız bir şeyler” demiştim. Antakya’da delikanlının nişanlısını davet ettim gelemedi. Elime bir paket dondurma aldım ve ben gittim evine. Meğer bizim gelin hanım olacak kız %95 engelliymiş bilmiyordum ve çok üzüldüm.
Kızımızla hemen bir düğün planı hazırladık. Hemen Uzunbağ Belediye başkanıyla tanıştırdım gençleri, dilekçe yazdırdım ve destek sözünü aldık. Antalya’da bir tanıdık otel vardı ancak çift engelli olduğu için yakın yerde istediler. Antakya’da bir otel sponsor olmuştu. Sağ olsunlar yine o zamanlar birçok kişi destek oldu.
Gelin kızla oturduk hesap yaptık pasta, gelinlik ne kadar tutar diye. Benim duvağım, tacım ve çiçeğimle gelin oldu. Bir kuaför masraflarını üstlendi, diğerleri çalgıları, biri davul getirdi sanırım belediye yer olarak bir parkı verdi. Ankara’ya döndüm ve bu sefer damatla hazırlığı paylaştım. En üzücü şey ise hiç unutmuyorum. Ankara’ya engelliler kolaylık olması için oldukça fazla şey kazandıran arkadaş için Ankara’da bulunan derneği hiç bir şey yapmadı.
Kına gecesi bile muhteşemdi. Evden kına bezlerini bile getirmiştim.
Hayatımda en çok duygulandığım bir düğün olmuştu. Davullar zurnalar o sokaktaki engellilere tutulan alkışlar hiç unutamıyorum konvoyda engelliler vardı ancak hiçbir gazete bu yapılanı görmedi. Antakya Belediye Başkanı ve Vali vekili ile sponsor olan belediye başkanı nikah şahitleri oldu. Bana düşense düğün bittikten sonra kredi kartlarını ödemek olmuştu çünkü yüzük alacak paraları yoktu “Karttan geçirin, ben öderim” demiştim.
Antakya Gazeteci - Birde burada çalışma yaparken çocuk yuvasından bir kıza sahip çıkmışsınız.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Sahip çıkmadım bir anneler gününü çocuk yuvasında geçirmiştim kız memur olunca Ankara’da aradı beni buldu. Sonrasında bebekleri oldu gidip Tunceli’de 3 ay bebeğine bakmıştım. Bu sefer kızımız düğünsüz evlendiği için ona da hayalindeki gelinliği giydirip İstanbul Sultanahmet' ten başladık, Eminönü'nde balık keyfi, Ortaköy, Çırağan Sarayın' da fotoğraf çekimleri, Çamlıca derken Kazım Karabekir Paşanın kızı Timsal hanımın bile elini öpmeye götürdüm. Bir hayali gerçekleştirmek çok zor değil o kızda benim duvağım ve çiçeğimle gelin oldu ve yat ile denize açıldığımızda kaptan verdiğim flaştaki oyun havasını çalmayı reddetse bile durumu izah edince yatın içinde bulunan herkes gözyaşlarıyla gezi boyunca gelinle damada halay çekerek eşlik etti.
Bu kızımızın ikinci bebeğine bakmaya geldiğimde Arsuz Gözcülerde deniz kenarında kumun altındaki kayanın üzerinde oluşan yosun yüzünden kaymıştım ve ambulans gelene kadar düşündüğüm tek şey “Toplum Geliştirmeydi. ”Etrafıma toplanan kalabalığa ve hastanedeki doktora ismimi unutmuşum söylediğim şey” Bana bir şey olursa bu çalışmalar öksüz kalır” demişim. Kafamın arkasındaki dikişlerle birde aklımca vasiyet hazırlamışım. O düştüğüm yerle ilgili ne kadar yer aradıysak ve uyarı yaptıysak hiçbir netice vermedi. Tekrar gittiğimde başka birkaç kişinin daha düştüğünü ve bacaklarını incittiğini duydum.
Antakya Gazeteci - Samandağlı Cevdet' imiz vardı kaybettik.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef-
Çok üzgünüz hepimiz. Evet ilik kanseri genç yavrumuz bizimde kanser hastası tanıdıkla yan yana odalarda yatıyorlardı. Kerime ablanın konuşmasından Antakyalı olduğunu hemen anlamıştım. Sonrasında süreç boyunca iki yıl ve daha sonraki yıllar birlikte olduk. Gereken ne varsa Hastane ve aile olarak yapıldığı hatta ilik verildiği halde kurtulamadı. Her iki delikanlıyı kaybettik. Kara haberini ilk alanda bizdik, defin işleriyle uğraşıp uçağa veren de. Evini verip katkı sunan Samandağlı aileye de çok teşekkür ederim
Antakya Gazeteci - Antakya sizce dışarıdan nasıl görünüyor.
Kültür Araştırmacısı Deniz Şef- Beni bilen bilir hiç bir şeyi övmem ve yerlerde de süründürmem ancak çok önemli bir gerçeği kabul etmemiz gerekirse Arapça dilinden dolayı dili zengin zaten birçok ülkede bu vesileyle iş kapıları açık.
En ilginç çalışmamda siyah havucu oydurmak için tornacıya gitmekti. Bu kadar kültürü engin bir şehirde künefe gibi eşsiz bir lezzet çoğunlukla margarinsel yağlarla geleneğinden uzaklaşmış, nar ekşisi hammaddeler yüzünden sahteleşmiş artık. Zeytinyağı hileye müsait, zeytini kostikle işlemek sağlıksız. Ancak bunlar düzelmeyecek şeyler değil kültürel değerlerimizi kaybetmek istemiyorsak markalaşıp değerleri korumalı, ürünlerine hile yapmayan kişileri tanıtmak lazım.
Dışarıdaki kişiler Antakya’dan gelen ürünlere gözü kapalı güvendiği için hileli ürünleri bilmiyorlar. Hatta Antakya içinde nar ekşisiyle ilgili sahtekarlıkları kendileri bile bilmeden, fuarlarda satıldığını söylemişlerdi. Dahası Kıbrıs’tan gelen öğretim görevlileri Antakya’dan bir Belediye başkanının hediye olarak verdiği ürünlerin içinde nar ekşilerinin sanayide yapılan ürün olduğunu gördüğümde antakyayı kötülememek için sadece susmuştum, utanarak.
İlk geldiğimde rüzgardan uçak inememişti. Rüzgarı değerlendirmek gerekiyor. Sadece Rüzgar tribünleriyle değil. Tribünler çok ses yaptığı için enerji güneşten alınmalıdır çünkü kuşlar ve arılar ayrıca binlerce çeşit flora bizim ihtiyacımız olan en değerli şey. Mesela pastırma ve kurutulmuş et yada balık işlenebilir ve çok büyük bir pazar olabilir çünkü Samandağ denizinde Jumbo karidesler oldukça fazla.
Çok şiddetli bir yağmur yağmıştı öyle yağmurlar genellikle Uzakdoğu civarlarında yağar ve etle su aynı fiyat olduğu için yağmur suyu toplayıp içiyordum yani sizler şu yağan yağmurları hasat etmeyi elden kaçırmasanız çok iyi olur.
Daha ne olsun, rüzgarı, yağmuru, zeytin ağaçları var daha ne olsun.
Antakya Gazeteci-İşte böyle hiç kimseye yük olmadan lezzetin peşine düşen mutfak şeflerinin, proje parası almadan ve tüm masraflarını cebinden harcayan gönüllü derneklerin, şehrimize gelen yerli yada yabancı turistleri en iyi şekilde ağırlayan misafirperverlerimiz ve değerlerimizi doğru tanıtan kültür elçilerimiz sayesinde turizme çok büyük katkı sunuldu.
Teşekkür az gelir her birisine.
Nereye gidersen git, ne yaparsan yap, yolun açık olsun Deniz.
Antakya Gazeteci-Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Deniz- HABİBİ, HABİBTE…
Bizlere bu kadim kültürü doğru taşıyan ve evinde misafir ederek kültüre yol açan kültür elçilerine teşekkür ederim.