Image

Duygularımızın peşinden giderken düşe kalka öğrendiğimiz herşey bizlere birçok şey öğretir ancak  öz benliğimizden istemediğimiz birçok şeyi de  alır götürür ve sağımıza solumuza baktığımızda yanımızda hiç kimse kalmamıştır.

İnandığımız değerler başkadır,  içimizdeki ben başkadır, yaşamış olduğumuz herşey daha bambaşkadır.

Hayatımızdaki yaşanmışlıkların içlerine girip baktığımızda 'Aaaa bu ben miyim ? diyecek kadar şaşkınlık içinde kalırız ve hep karşımızdakilerini suçlarız.

Nedendir  bilinmez  yaşanmışlığı, yaşadıklarımızı, aldığımız kararları  hiçbir zaman kabul etmeyiz.

Nedeni basittir.

Doğruyu söyleyen büyüklerin, birer birey olacağımızı unutup, doğru sandıkları hayatın içine çekerken bizleri bilinçsizce harcarlar.

Onların doğru bildiklerini sandıkları herşeyi,  onların zamanındaki kuralları ve yaşadıkları tecrübeleri anlattıkları kadarını bilebiliriz ve gözlemleyebiliriz.

İnanmaya yada kendimizi zorla inandırmaya çalışırız...

İsyan çanları içimizde çaldığında gençliğin verdiği körlük, kendimizi herkesten üstün görme hâli bizi herşeyden koparabilir.

Ve bilinmez bir yolda buluruz kendimizi.

Cahil cesaretiyle bir çok şey ilgimizi çeker ve düşüncesizce yola koyuluruz.

Akıl kaybolur gider ve doğal olarak kalbimizdeki hislerle hareket etmeye başlarız ve her seferinde yanılırız.

İçine girip çıktığımız herşey saçma sapan şeyler olsa da inanmaya ve kendimizi  inandırmaya zorlayarak bir çok gün takvimden düşer, gider ..

Ta ki bir çok yanlışın içinden çıkarılan dersler aklımızı başımıza getirene kadar.
Ve bir boşluğa düşeriz.
çıkmak için herkese ve herşeye tutunuruz oysa bu dönemde gidenin sakince dönmesini beklemek gerekir.

Kim suçludur ?

Tabi ki toplum kuralları ile büyüdüğümüz için, etrafımızdaki herkes ve kendimiz.

İnandıklarımız etrafımızdan yok olduğunda gözlerimiz açılmaya başlar.

Pişmanlıklar sarar benliğimizi.

Geriye bakıldığında eğer sizin için gayret eden bir aile yada çevreniz yoksa yalnız kalırsınız ve sürgünler başlar.

Yargılarlar, bilinçsizce yerden yere vururlar çünkü siz onların görmek istediği gibi değilsinizdir.
Sorunlu insanları hiç kimse istemez.
Yalnız, yapayalnız kalır insan.

Yalnızlık insana başka kapılar açar ve farklı ufuklara baktırır fakat hiç bir şey eskisi gibi olmaz yani artık çok şey yapaydır.

Yaşanmışlık yaşanmıştır ve  bitmiştir. Hayatın sonuna kadar iz bırakacaktır.

Silinmezler ki !...

Yalnızlığın büyük olduğu geceler pişmanlıkları besler, büyütür ve gözlerden bilinçsizce yaşlar indirir.

Ağlarsınız.

Ne için bilmezsiniz.

Bir el ararsınız yada yaslanıp ağlayacak bir yürek..
Eğer geçmişte bırakılanın kalbini kırmamışsanız bu bir tesellidir çünkü

o el yanınızda olmasa da güvenli bir dost, geçmişte sizi herkesten çok seven bir yürek, sizi olduğunuz gibi kabullenecek ve dinleyecektir.
Evet o ses bile bir güçtür...

Siz kendi başınıza düşmüşsünüzdür...

Pişmansınızdır yada pişmanlık duymamışsınızdır ne önemi vardır.

Kendi düşen de Ağlar....


14.Şubat.2014