Duygularımızın peşinden giderken
düşe kalka öğrendiğimiz herşey bizlere birçok şey öğretir ancak öz
benliğimizden istemediğimiz birçok şeyi de alır götürür ve sağımıza
solumuza baktığımızda yanımızda hiç kimse kalmamıştır.
İnandığımız değerler başkadır,
içimizdeki ben başkadır, yaşamış olduğumuz herşey daha bambaşkadır.
Hayatımızdaki yaşanmışlıkların
içlerine girip baktığımızda 'Aaaa bu ben miyim ? diyecek kadar şaşkınlık içinde
kalırız ve hep karşımızdakilerini suçlarız.
Nedendir bilinmez yaşanmışlığı, yaşadıklarımızı,
aldığımız kararları hiçbir zaman kabul etmeyiz.
Nedeni basittir.
Doğruyu söyleyen büyüklerin, birer
birey olacağımızı unutup, doğru sandıkları hayatın içine çekerken bizleri
bilinçsizce harcarlar.
Onların doğru bildiklerini
sandıkları herşeyi, onların zamanındaki kuralları ve yaşadıkları
tecrübeleri anlattıkları kadarını bilebiliriz ve gözlemleyebiliriz.
İnanmaya yada kendimizi zorla
inandırmaya çalışırız...
İsyan çanları içimizde çaldığında
gençliğin verdiği körlük, kendimizi herkesten üstün görme hâli bizi herşeyden
koparabilir.
Ve bilinmez bir yolda buluruz
kendimizi.
Cahil cesaretiyle bir çok şey
ilgimizi çeker ve düşüncesizce yola koyuluruz.
Akıl kaybolur gider ve doğal olarak
kalbimizdeki hislerle hareket etmeye başlarız ve her seferinde yanılırız.
İçine girip çıktığımız herşey saçma
sapan şeyler olsa da inanmaya ve kendimizi inandırmaya zorlayarak bir çok
gün takvimden düşer, gider ..
Ta ki bir çok yanlışın içinden
çıkarılan dersler aklımızı başımıza getirene kadar.
Ve bir boşluğa düşeriz.
çıkmak için herkese ve herşeye tutunuruz oysa bu dönemde gidenin sakince
dönmesini beklemek gerekir.
Kim suçludur ?
Tabi ki toplum kuralları ile
büyüdüğümüz için, etrafımızdaki herkes ve kendimiz.
İnandıklarımız etrafımızdan yok
olduğunda gözlerimiz açılmaya başlar.
Pişmanlıklar sarar benliğimizi.
Geriye bakıldığında eğer sizin için
gayret eden bir aile yada çevreniz yoksa yalnız kalırsınız ve sürgünler başlar.
Yargılarlar, bilinçsizce yerden yere
vururlar çünkü siz onların görmek istediği gibi değilsinizdir.
Sorunlu insanları hiç kimse istemez.
Yalnız, yapayalnız kalır insan.
Yalnızlık insana başka kapılar açar
ve farklı ufuklara baktırır fakat hiç bir şey eskisi gibi olmaz yani artık çok
şey yapaydır.
Yaşanmışlık yaşanmıştır ve bitmiştir. Hayatın sonuna kadar iz
bırakacaktır.
Silinmezler ki !...
Yalnızlığın büyük olduğu geceler
pişmanlıkları besler, büyütür ve gözlerden bilinçsizce yaşlar indirir.
Ağlarsınız.
Ne için bilmezsiniz.
Bir el ararsınız yada yaslanıp ağlayacak
bir yürek..
Eğer geçmişte bırakılanın kalbini kırmamışsanız bu bir tesellidir çünkü
o el yanınızda olmasa da güvenli bir
dost, geçmişte sizi herkesten çok seven bir yürek, sizi olduğunuz gibi
kabullenecek ve dinleyecektir.
Evet o ses bile bir güçtür...
Siz kendi başınıza düşmüşsünüzdür...
Pişmansınızdır yada pişmanlık
duymamışsınızdır ne önemi vardır.
Kendi düşen de Ağlar....
14.Şubat.2014