Image

Kimsenin olmadığı bir orman burası.

Sanki yıllardır uyuduğum derin uykudan uyanmışım yada yeniden dirilmişim.

Yemyeşil…

Issız…

Kuşlar cıvıldaşıyor ağaç dallarında… Biri diğer dala gidiyor diğeri de peşinden.

Denizin dalga sesleri duyuluyor yakınlardan sanırım çok yakınlarda deniz var...

Yeni günlere sarılarak uyanacağım, bahçesinde raks ederek şakıyacağım hergün, gün doğumları ve batımlarında hamakta kahve keyfi için iki kişilik bir yaşam var düşlerimde.

Gözlerime tekrar bakmayı öğretiyorum sanki...

Yaslanacak bir omuz, can yoldaşı, gönüldaş, vazgeçilmez bir yürek için herşey...

Ürkekçe etrafıma bakınıyorum sevmeyi savaşa çevirse de...

İçimde öyle korku var ki ürkek ve titreğim yavru kuş gibi ama yinede gün ışığı içimi ısıtıyor ve alabildiğine gözlerimi kamaştırıyor...

O aydınlık ışığı içime alıyorum ve gözlerimi yumuyorum.

Dönerek kendimi buluyorum, sarılıyorum, kucaklıyorum, diriliyorum ve söz veriyorum... Burası yaşlanacağım yürek diye...

Etrafta kediler köpekler tavuklar meleyen kuzular…

İşte burası bizim vatanımız...

O toprağı ellerimle eşeleyip ikimiz için saray yaptım kalbime.

Toprakla uğraşmak insana sahip olduğu vatanı hatırlatıyor.

Ne yüce bir duygu…

Sarayın boyu kadar eski bir kapı sonuna kadar açılıyor.

Her seferinde geldiğini duymak için, o sevdiğim kapı gıcırtısı.

Ardına kadar açıyorum gel diye..

Salonda tavana kadar kütüphane var hikayelerin içinde yaşamak için.

Çocukluğumda elimden alınan tüm kitapları ölene kadar bitirmeliyim yarin dizlerinde taa köşede bir minderde…

Uzattığı saçlarını okşayarak...

Bakış açısında sadece ben olmalıyım...

Onun sevdikleri farklı şeyler benimkisi ise yemekle ilgili her şey…

Bakıyorum gözlerine bugün ne yapmalıyım senin için diye…

Gülüyor ve "balık tabi" diyor…

"Toprağın içinde ateşi yakacağım ve yaprakta sana balık yapacağım" diyor.

Balıktan başka yiyeceğimiz olmadığını biliyor.

İleride büyük bir mutfak var…

Tam ortasında bembeyaz mermerden büyük bir tezgah.

Bembeyaz kireç badanalı mutfakta odundan yapılmış kırmızı raflar.

Ekmek yoğurma makinem…

Mandolin rendem…

Çeşit çeşit bıçaklarım.

Kırmızı servis takımlarım…

Bembeyaz kare tabaklar…

Kır çiçeklerim.

Duvarlarda asılı tariflerim…

Okulum, çalışma atölyem…

Her şeyim burası..
Bu benim işim…

Diğer odada ise düşlerim var kırmızımsı…

Senin için, sana özel, sadece sen varsın aklımda.…

 

İşte…

Karşımdasın…

O resimdeki papatyaların arasından gülüşün var ya !...

Gördüğüm en güzel şeysin.

Elimi uzatıp dokunamıyorum ancak senden öte tanımlayabildiğim başka bir şey yok…

Şu an yüreğimdeki dünyamda her şey senin adına anılıyor inan…

Bütün çiçekler sen…

Bütün yıldızlar sen…

Bir sanat eserisin doyamadığım…

Tanrı’nın bana armağanı Giovannim…

Sana olan büyük aşkım, o mağrur hâlinle söyleyemediklerinden dolayı, içimdeki yara hergün kanayacak…

İçimde öyle gerçek gibisin ki…

Gözümü açıyorum sen…

Kapıyorum sen…

Hiç bitmeyecek serüven…

Günümün en tatlı anı….

Uykumun en tatlı düşü…

Kalbimdesin…

Yanımdasın...

Odamdasın...

Seni soluyorum havadasın…

Seni soluyorum doğadasın…

Bende şimdi sonbahardasın…

Yada sonsuz bahar…

Canımdasın…

Canımsın…

Bana cansın...

Sarılsam sana…

Düşümde bana geldiğin gibi sarılsam…

Bin yıl geçse ayrılmasam…

Hiç uyanmasam…

Ten tene, yürek yüreğe…

Sonsuz baharın aşk dolu iki yaprağı olsak…

Ağaç ağaç gezip yeşersek…

Meyve versek…

Açsak…

Solsak…

Yere düşüp kalksak…

Seni bilsem bir tek seni…

Sesin sarhoş etse beni…

Şu an bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim veremem…

Seninle yeniden doğdum….

Yeniden doğuşun kanıtıyım ben…

Öyle içimdesin ki !...

Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürümüşüm…

Kimmişim, bilmemişim…

Artık bambaşka bir yol var önümde senle…

Yorgunluk nedir bilmeyeceğim…

Seninle bir tek adım bile tökezlemiyeceğim…

Öyle aklımdasın ki !…

Ah… Sana kavuşmamı engelleyen ne varsa !...

Ve….

Her gece düşümde senin yağmurlarınla ıslanıyorum…

Usulca yanına kıvrılıp uyuyorum…

Duyabilseydin keşke...

Sen ol…

Hep ol…

Benimle ol…

Bende ol…

Sendeyim ben…

Sen yüreğini yüreğime koymuştun düşümde…

Büyük bir aşk bu başka sebep arama…

 

Başında papatya tacı, elinde papatya çiçeği, saçına takılmamış kısa duvağı, parmağına takılmamış tel yüzüğü...

Kapanmayan yara gibi...

Kalbimde senin için saray kurdum.

Sarayıma yerleşen sen oldun...

Şimdi…

Islak kum taneleri maviye boyar düşlerimi…

Sular çekildi artık...

Üşüyorum…

Dışarıda kalan ben oldum…
Sen sadece bir düşsün…
Rüyadan uyandım şimdi..
keşke hiç uyanmasaydım.

 


Seyret nasıl görünüyorum…

Bir kuş gibiyim camının önünde yemlenmek için..

Yurtsuz...

Yuvasız...

Kanatları kırılmış ve yaralı halde özgürlüğe bırakılmış bir kuş gibiyim...

Belki de yok olur giderim bir ağaç dibinde...

12. 12. 2012.