Bu gece yüzlerce yıldız kayacak gökyüzünden ve yılın en büyük meteor yağmurunda bir kuyruklu yıldızın parçaları, atmosfere girip, yanarak semayı aydınlatacak...
Tıpkı aşkın gibi parıldayıp yanacak, yakacak ve sönerek yok olacak.
Birçok kez yıldız kaydığını görmüşümdür ancak severek seyrettiğim halde, dilek dilemedim..
Çok sevdim, birçok kez el açtım, mum yaktım, dua ettim, eksik olan bir şeyleri bulurum diye tüm ibadethaneleri dolaştım fakat asla kendim için bir şey istemedim.
Her seferinde en ufak bir saygısızlık ve basitlikte yürür, giderim.
İç yolculuklarımda düşlerime güvenirim, birçok şeyin dürüstçe geldiğini, hak edilmediğinde gittiğini ancak bazen tekrar gelecek şekilde gittiğini bilirim, bu hayatım boyunca böyle olmuştur.
Dilenci değilim ben, Dünya isteklerime kavuşmak için el açıp dileneyim.
Dilek dilemek istediğimde, kendim için dileyecek bir şey bulamadığımdan, toplum için, sağlık, sıhhat, güzellik, doğruluk aydınlık dilerim.
En çaresiz anlarımda dahi işimi fallara, dualara bırakmam.
Güçlü bir adımla başlarım, gerisini bilemem. Gerisi karşımdakine kalmış.
Dilekler benim için büyü gibidir ve büyü kendimizin istediği, karşımızdakinin istemediğini zorla yaptırmaktır.
Karşılıklı olan herşey için istemek gerekmez, zaten kendiliğinden oluşur.
Her zaman kendi olsun istedim. Kendi istediği gibi olsun. Oldu da...
Ben;
Sevmesini bilene sevgili...
Gelmesini bilene özlem.
Yemesini bilene bereket.
Ekmesini bilene yaprak.
Koklamasını bilene çiçek.
Sarmalanmayı bile Aşk.
Yaslanmayı bilene candaş.
İçmesini bilene şarap.
Uyumasını bilene huzur.
Anlatmasını bilene sırdaş.
Çalışmasını bilene fikirdaş.
Gitmesini bilene yoldaş.
Yüzmesini bilene deniz.
Okumasını bilene kitap..
Ezmesini bilene taş oldum ancak, dikenlerim hiç olmadı...
O kadar ıssız ki her yer...
İçimdeki gürültüleri duyamıyorum, kesildi birden bire.
Sevgiye harcadığım onca emeğim ve yıllarım boşa gitti…
Meğer ne büyük yanlıştaymışım, inanmışım...
Bozuk sütü ile mayalanacakmışım.
Masumluğumla dalgadaymış...
Sevgimle oynamış.
Hayallerimi hiçe saymış.
Gözyaşlarımla ununu karıştırıp, hamur yoğurmuş , bırakmış.
Acının zevkini yaşamış…
Hem de gözyaşlarım kanarken.
Oturmuş cam kenarında sessizliğin içinde derinden ağlıyorum.
Bensizlik benle baş başa kalmışım.
İlk kez pişmanım.
Dışarısı soğuk ve karanlık.
Lambaların altından kimseler geçmiyor.
Evsizleri düşünüyorum, üşüyen çocukları, sobasını yakamayan yaşlıları...
Elimde iki tane taş var. Suyunu içmemi istediği gözelerden getirmiştim. Kendi toprağından...
Hani insan hayatı boyunca birçok taş toplar ya! sonrasında işe yaramaz diye çöpe atar... işte elimde tuttuğum bu taşlar o kadar değersiz ve önemsiz artık.
Sıkı sıkıya tuttuğum taş ile ucu bucağı görünmeyen karlı yollarda bata çıka yürümek istiyorum.
Üşümekten ve donmaktan korkmuyorum.
Sıradan basit biriymiş yıllarımı verdiğim.
Benim olmayan, bende olmayan biri.
Beni yıllarca yürüten ve sonrada tepe takla indiren her şeyi terk etmek istiyorum. Yalanlarıyla ayaklarıma zincir vurmuş yürümesin diye...
Oysa ben hep ters adımlarla yürürüm aklında kalmak için.
Tılsım gibi...
O hep bir yerlerde başkalarının aklını alacak, ben onun...
Bir gün anlayacak ki kimsenin aklında kalamamış benden başka...
O gün geldiğinde utandırılmayacak ancak hatırladıkça utanacak...
İçimden bir yıldız gibi kaydın bu gece...
Çekerim, çektiririm yazmışsın, şimdi beni nerende bulacaksın.
Akdeniz sahillerinde keyif sürermişsin, ülkelerin gece eğlenceleri...
Kışın Türkiye ve Küba'ymış...
Kullanılmış ve bekletilmiş duygular sıraya konulmuş...
Zihniyeti bozuk seni, zirvede kartal olabilirsin ancak düşersen ne olursun hiç düşündün mü ?
Leş kargaları et peşinden koşarken, dipte ölürmüş.
Çöp yaşamların içinde keyfince yaşarken, bir gün tek başına kalıp çürüyeceksin.
Belki de çöp diye atılacaksın...
Hafife alıp beklettiğin, aldattığın beni, taşıyamayacaksın.
Sürgündeki ülkende tükettiğin ömrünün sonunda, basitçe yaşlanacaksın...
Gözlerini kapatmak istediğinde, kapatamayacaksın, Tanrı'ya yalvaracaksın.
Bir sürü kalabalık içinde tek başına kalacaksın.
Düşünecek, düşünecek yanacaksın...
Rastlayacaksın belki bin bir türlü dalavereyle bana, belki de görüşme talebin olacak, kabul edeceğim tabi... Büyük aşkın hatırına...
Karşıma geçip ağlayacaksın, belki de ayaklarıma kapanacaksın, ama seni sevmiş olsam da artık kalbimde olmadığını anlayacaksın.
Artık elimde bir taşsın sen işe yaramaz..
Zamanın geldi artık, çöpe atılacaksın.
İlk kez nefret etmiyorum senden ne yaptın bana...
Varlığını yanımda hissetmedim ki, yokluğunda sen neye yarayacaksın...
İnsanlar özgür oldukça mutsuz olurlar.
Benimse, sevgine mahkumiyetim bitti, yıldızlar gibi özgürüm.
Sırtımı köprü yaptın, geçerken Munzur sularına verdin beni...
Ödemediğin o 23 tane gül ile....
O gül borcu senin canını alacak merak etme Giovanni.
Kaybettiklerimiz belki kurtulduklarımızdır.
Kimi sevdiklerini mutlu eder, kimi terk ettiklerini...
Munzur Vadisinde. Gözeler. 13.12.2013