Büyüktü...
Çok büyüktü.
Eşsizdi.
Yaşanmışlıkların içinde en
kıymetlisiydi
Selvi çınarları gibi boy atmıştı aşk, durdurulamamıştı fakat bilirsiniz
genellikle mezarlarda son bulur çınar aşkları.
Doğrusu ve yanlışıyla geleceğe dair
sanmıştım.
Kalpte yas işte !...
Ömür boyu bitmeyecek bir haykırış.
Hatırladığım kadarıyla çok cimriydi.
Hiçbir özel günümü onunla
kutlayamadım.
Sevgililer gününde bile beni tek
başına bırakmıştı bir sürü umudun içinde...
Yeşil onun rengiydi, ırkıydı,
kültürünün ışığıydı.
Ocağı vardı, hep övünürdü.
Yıllanmış her şey kıymetlidir,
sevgimiz de. O da şarap gibi yıllandı.
Ülkesinin bayrağındaki kırmızı beyaz
rengi ve yaprak deseniniçok severdim.
Belki derdim o ağacın Akçaağaç şurubunu bana elleriyle tattıracak...
Onun için hazırladıklarımı hayal
bile edemeyecek artık, hiç göremeyecek.
Bana alacağım dediklerini bekledim
hep fakat artık veremeyecek.
Bunlar onun boyun borcuydu ve öyle de
kalacak..
Neyi sevip neyi sevmediğini çok
fazla bilmiyordum ama görünüşte göze hitap eden herşeyi severmiş.
Hiç bir şekilde hitap edememişim ona
ne görsel ne duygusal.
Bugünlere kendi çabalarımla geldim, tırnaklarımla ve yapayalnız derdi...
Bu söze içimde çok kızardım bir
yerlere gelse ne olacaktı ki tek bir yudum su ikram etme/meden...
Dünyadaki herşeye kavuşmuş, doymamış
ve çok hırslıydı.
Öncelikte kendisi ve işi vardı
bağlılık derecesinde.
Aslında dünyada herkesin
anlatabileceği birçok hikayesi vardır.
Çünkü her insan başka bir yaşam.
Her dönemde farklıdır yaşananlar.
Savaşırlar yaşamla ve yaşamasını bir
şekilde öğrenir insan.
Zaten kimse olduğu konumdan mutlu
değil ki.
Kanaatkâr değiller.
Sebepleri basit sevgi yok içlerinde,
var zannedilense kendileri ve çektirdikleri.
Gözleri insani görmüyor.
Kalmak, gitmek, gelmemek, gitmemek
için sebepler üretiliyor.
Dünyanın saçma bahanelerinin
arkasına saklanılıyor.
Oysaki yaşam tüm güzelliğiyle
önümüzde ve yanı başımız da duruyor.
Yaşanmı/tılmıyor.
İnsan değeri neyle ölçülebilir ki
!...
Sadece güzel huy ve ahlakla…
Tüm Dünyanın yemekleri muhteşem
lezzetleriyle yenilebiliyor, insan yine de düşüncelerini güzelleştiremiyor.
Bir sürü yol var... İstenilen yolda
iyi veya kötü istenildiği kadar yürünebiliyor.
Bakmak, görmek, duymak, tatmak,
hissetmek varken nedendir yaşamdan kaçış.
Ya his yoksa…
Kendilerinden kaçış.
Sevdiklerinden kaçış.
Sevenlerinden kaçış nedendir anlamak
için kâhin olmak gerekir.
İnsanlar kendilerine mutluluğu çok
görüyorlar ve yaşamın tadını çıkartmak için kendilerine ve karşılarındakilere
izin vermiyorlar.
Anlaşmak için bol bol konuşmak
gerekir değil mi ? hayır. Susmak ve durmak gerek.
Yoksa aşkın büyüsü bozuluyor.
Aramak, paylaşmak, beraber vakit
geçirmek, bir ekmeği bölüşmek herkesin istediği ancak yedirdiği lokmayı başa
kalkmak en kötü şey.
Cümlelerin arkasına saklanmak yerine
düşünceleri, düşünülenleri samimice söylemek fakat yeri ve zamanı geldiğinde.
Her cümleyi bir yere çekip sündürmek
kendisinde gelenek olmuştu.
İnsanlar yapılarından
ayrıştırılamıyor.
İstedikleri herşey kendi istedikleri
gibi olmalı.
Karşısındakiler onların yaptıklarını
yapmamalı.
Onlar yapabilir, herşeyi yapabilir
ancak sıra onlara geldiğinde kabullenmek, idare etmek gerekiyor.
Boyun eğsinler isteniyor.
Her konuda anlaşmak zaten
anlaşamamanın en büyük belirtileridir.
Renklilikleri içten reddetmek
karşıdakilerin kişiliklerini her zaman yaralar.
İşte içimden cenazesi çıkan büyük
aşkım da böyle biriydi.
Birçok kez yalan söyledi.
Birçok kez verdiği sözü tutmadı.
Almadığı biletle yola çıktı.
Yada aldı gelemedi...
Birçok şey yaptığını söyledi.
Söylemedi...
Hepsini kendi biliyor...
Bildikleri ile geçip gidiyor işte...
Ne zaman nerede ne yapacağını
kendisi de bilmiyordu.
Böyle insanların içleri nefret
doluydu.
Karşısındakilerine de bunu aşılamak
istiyorlar.
Oysa nefret edilecek kişi kendileri aslında.
Özellikle erkekler başarısız
olduklarında çok sorunlular.
Hayatındaki birçok güzelliği yok
eden, ülkesinden ayıran, kendi için yazılsın çizilsin istiyordu ancak iinden gelmiyordu.
İçinde yaşattığı zalimlik en sonunda
kendisini öldürdü.
Hergün kendini kahrederek,
kaybederek gitti yani.
Neye kahretti kimse ve kendisi de
bilmiyordu.
İnsanca hiçbir açıklama yok kim
nasıl anlarsa anlasın asla onun için önemi yoktu.
Ara ara kayboluyor sonra unutamadım
diyordu.
Seviyorum affet.
Unutalım her şeyi...
Sanki arkadaşlık bir yap, boz gibi oyuncak.
Bu sefer başardı.
Sevgisini de aldı gitti hiç
düşünmeden.
Onu düşünürken zamanı durdururdum.
Yemyeşil bahçelerin içlerine
çekerdim ve onu düşünmeye bile kıyamazdım.
Düşlerde olmak huzur verirdi hep.
Her an düşünmek ne güzel bir
duyguydu...
Birçok çalışmalarımda hep yanımda hissederdim.
Bir melek gibi yanımda...
Sevgisinin sıcaklığı yakardı bazı
akşamlarda.
Bazen onun dikişli eli olmak
isterdim içim acırdı.
Unutmaması için süzülürdüm her sabah
içine.
Evinin tavan köşelerinden onu
seyrederdim.
Nereye gitse giderdim onunla...
Aklından çıkmamak için çok çaba sarf
ederdim.
Aramazdı.
Günlerce merak edip aramazdı.
Sonradan sanki hiç birşey yokmuş
gibi davranırdı.
Karşısındaki seven insana hep
saygısızdı.
İlk günden beri saygısızdı.
Aramadığında gözyaşlarını,
hayıflanmaları boş verirdi.
Yine aynısını yaptı.
Tüm kararlarını da büyük ihtimal
şömine karşısında bir dağ evinde veriyordu.
Karartan kararlar...
Kararsız kararlar...
Kararlılık gibi görünen
kararsızlıklar...
Karanlık kararlar...
İşte bu kadar vefasızdı.
Bunu defalarca yapmıştı zaten bu
sefer hiç şüphesiz gideceğini aklıma bile getirmemiştim.
Yine bekledim.
Konuşulacak yaşanılacak, yapılacak o
kadar şey vardı ki...
Ama yine de herşeye rağmen sevdamdı..
Önünde saygıyla eğiliyorum ve
üzerine tek bir kelime bile konuşulmasını istemiyorum.
Hiç kimse artık soramaz seni bana.
Çok üzgünüm ancak rahat uyu diyemeyeceğim.
Bensiz olmaz.
Anlayabilseydi keşke...
Herkesi onun adıyla anacağımı.
Herkesi o zannedeceğimi ve yanına
oturacağımı.
Bir gün yaşamım biterse.
Onunla uyumak istediğimi.
Kendimi yanında daha güvende
hissettiğimi.
Ona dert, tasa, yük ve bağımlı
olmayacağım..
Hatta ondan tarafa bile bakmayacağım..
Yanına uzanıp sessizce kendimi
tamamlayacağım.
Buna da bahane bulmaz herhalde...
Şair Ağıt Yakmış
Bir sevda tüketmişse kendini,
Mumlara eşlik eden çan gibi
kutsanmışsa,
Ardından yakılan ağıt,
Bir günah çıkartmadır...
Eğer sende kaybettimse ben,
Benliği,
Onuru, gururu,
Alçaldımsa,
Bir kırlangıç sürüsüyle,
Yolladımsa sıcak iklimlere,
Okyanuslar aşırdımsa,
Peşim sıra kanattımsa,
Güvercin tebessümü yüreğimi…
Sanma ki sana adanmış bir kartal
yuvası,
Doruklarda.
Ayinlerden, yortulardan geçerek,
Bir ıhlamur ağacının gölgesine
gömerek,
Senden aldıklarımı unutup,
Issız,
Susuz,
Kıraç,
Topraklardan koparak
Hayatından çaldığım ummandan,
Arınarak…
Kendime dönüyorum...
2012.07.14