17 Ağustos 1999 Büyük İstanbul Depreminde Neler Oldu
Tecrübe çok önemlidir çünkü ilk'ler her zaman heyecanlı, korkutucu olduğundan hafızalara unutulmaz olarak kaydolurlar.
O günden çok kısa zaman önce gökte birşey tutulması gibi birşey yaşanmıştı ve yazılı-görsel basın depremi tetikleyeceğinden falan bahsettiler.
Bir diğeriyse sismik gemilerdi. Petrol ararken deprem meydana geleceği söylemler vardı.
Bizlerse hiç deprem yaşamamış insanlar olarak felaketin ne olduğunu bilmediğimiz için öncesinde nasıl tedbir alınır, deprem anında ne yapılır, sonrasında ne yapmak gerekir bilmiyorduk.
O gün hava çok sıcaktı.
Gün akşam üzeriyken iş çıkışında komşularla Gürpınar sahiline giderek çoluk çocuğu serinletir, piknik yapar döneriz diye planladık ve sahilde yemeğimizi yedikten sonra eve dönmüştük fakat hava aşırı sıcak olduğu için deniz kenarındaki ferah havadan sonra evlerde duramayınca evin parkına indik.
Gecenin saat ikisine kadar çay, çerez eşliğinde sohbetler ettik.
Evimizin hemen önü sitemizin güvenliğinde büyük bir parktı zaten.
Eve girdikten sonra çocuklar odalarına çekildi hepimiz uyumak için yattık.
Daha henüz uykuya dalmamışken korkunç bir uğultuyla birlikte bir gürültü duyuldu.
Deprem olduğunu anlamıştık ve çocuklarla evin koridorunda buluşarak sarıldık.
Sallandık.
O arada düşündüğüm şey ayağımın altından bir delik açılırsa çocukları elimden kaybetmemekti oysa binanın dördüncü katında olan bizler üzerimizdeki altı katı unutmuştuk.
Evleri radye temelli depreme dayanıklı olarak almıştık bu biraz insanı rahatlatıyordu.
Böyle şeyler öyle anlık oluşuyor ki, sanki felaket kabus gibi çöküyor insanın üzerine. Gecenin karanlığında deniz tarafından bir alev doğayı aydınlattı bir anlık olarak ve arabaların alarmları çalmaya başlaması daha da ürkütücü.
Yatağındasın ve uyku sersemiyle kalkmışız, üzerimiz başımız hava sıcak olduğu için dışarıya uygun değil. O anda evin anahtarı, cep telefonu düşünemiyor insan sanki evin içi toz duman göz gözü görmüyor.
Nasıl toparlandık, nasıl birbirimizin elini tuttuk, nasıl aşağıya merdivenden indik hatırlamıyorum ancak hatırladığım şey aşağıya inene kadar toz yuttuğumuz.
Yine de saniyelik olarak elektrik şalterini indirmişim, kapı anahtarını ve telefonumu almışım.
İlk aradığım kişi ailemdi. İlk saniyelerde "iyi misiniz, biz iyiyiz" dedim telefonu kapattım sonrasında birkaç gün hiç kimse kimseye ulaşamadı.
ilk anlarda ne yapacağımızı şaşırmıştık binadaki komşu erkeğimiz yok diye iki çocukla bizi de arabalarına aldılar ve E-5 karayolunda binalardan uzakta bir yuvarlağa sığındık.
Aracın radyosunda büyük bir deprem olduğundan bahsediyordu.
7.3. Saat gecenin 3'ü gibiydi.
O arada eskiden Türkiye'nin büyük kapalı lunaparkı gibi bir yer olan Tatilya vardı ve bizler Tatilyanın tam karşısındaydık hatta Türkiyenin her yerinde olan en büyük marketlerden biri de tam karşısındaydı. Araba otoparkları çok büyük olduğundan bahçeye sığınmak istediysek de izin vermediler.
radyodaki anonslarda denize yakın olduğumuz için tsunami olabilir, büyük binalardan uzaklaşın diyorlardı.
Bu koskoca bomboş bahçeye müşterisi olduğumuz market sokmayınca gün ağarana kadar sanki hayat durmuş gibi bekledikten sonra bizlerde tekrar evlerimizin yanına dönerek yeşil bir alana kurulduk.
Herkes ama herkes dışarıdaydı.
Korkutucu şeyler söylüyorlardı.
Köpekler artçılar oldukça durmadan uluyorlardı.
Çocuklarımız su, ekmek, oyuncak istiyorlardı.
bir gün önce aldığımız kg 200lira olan (eskiden milyon denirdi tam uyarlayamadım)kaymaklı tepsi yoğurdunun bir kaşığını 20liraya sattıklarını gördüm.
Böyle durumlarda yapılması gereken en önemli şey insanın kendisine ve ailesine sahip çıkacak emniyetli bir yerde beklemesi ancak böyle durumlarda söylentiler öyle ayyuka çıkıyor ki duyumlar kulaktan kulağa yayılıyor ve korkutuyor.
Sabah ışıklarıyla birlikte iktidardaki partilerin yetkili bakanları yıkılan yerlere geldiler ve sokakta olanlara yardım dağıtılması için yüklü şekilde depolara bozulmayacak konserve yiyecekler, bebeklere için bez, mama, su, kapalı süt, kağıt peçeteler gibi birçok şeyi indirdiler ve bizleri de dağıtmak için görevlendirdiler.
Bizler de devlet malıdır diye çocuklarımıza tek bir bisküvi bile alıp yedirmedik oysa herşey bizler içinmiş bilmiyorduk.
ilk gün hayatımızda ilk kez sokakta yatacaktık. Bu deneyim bizi daha cesur yaptı. Sinekler, böcekler, karıncalar ve gürültü içinde hiç uyuyamıyor insan oysa yıllarca sokakta yaşayan çok kişi var.
Birçok kişi camilere akın etmişti artık camiler de dolmuştu.
Korkudan erken doğum yapanlar bile doğum yaptığı gibi gönderilmişti çünkü deprem felaketinde oldukça fazla tedaviye ihtiyacı olan yaralılar vardı.
Belediye bir bardak su bile getirip vermemişti ancak öyle anlarda hiç kimsenin böyle şeyler için şikayet etmek gibi bir lüksü yoktu.
Canımız kurtulmuştu bu yeterliydi.
Şimdi sıra acil işler için trafiği açık tutmak, motivasyon için moral vermek ve sadece sabırla zor durumda, acılar içindeki insanlara dua ederek beklemekti.
Beklerken umut tamamen kaybolup gidiyor buna inanmak gerek.
Böyle anları hatırlamamak için tek bir kare fotoğraf çekmedim.
Yazım devam edecek
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap