Antakya'nın En Büyük Kabak ve Ceviz Reçel Kralı Abdullah Baikoğlu'nu Kaybettik
Yıllar, yıllar önceydi.
Ankara Onkoloji hastanesinde bir kadın sesi duymuştum. O ses bir Antakya ’lının
vurgulu sesiydi.
Koşarak yanına gitmiştim “Bir şeye ihtiyacınız var mı? Diye.
Yan yana yatan iki yiğit delikanlı, saatler, günler, aylar ve yıllar derken
onca çekilen acıya, tedavideki özene ve gerekli herşey olmasına rağmen(
Lösemiye yakalanan genç, ilik aldı, tutmadı), ikisinin de genç yaşta hayat
dalları kırıldı.
Tanışma, dayanışmayı getirdi. Kardeşlik, gözyaşlarımızı biraz olsun sildi fakat kaderin
ördüğü ağlara engel olamadı. Yaşatmadan almıyor hayat hiç birimizi. Daha
görecek kimbilir ne günler var?
Aradan o kadar zaman geçti ki, evladını kaybeden anneyi evden çıkartmak için
Antakya Samandağ’ına gitmiştim. Portakal bahçesi içindeki evleri cennet
gibiydi. Tek bir portakal yeden yas tutan anne, eve kaybettiği çocuğunun yerine
gelen torunu Yasminle hayat buldu yeniden. Bir şey alırken yaşam elimizde
yerine mutlaka bir şey koyuyor.
Tam yaralar sarıldı derken yine ağlattı kader aileyi. Bu sefer de kardeşlerden
birinin yani Abdullah bey ve Mişlin
çifti, gencecik oğullarını kaybettiler.
Anne Mişlin, nasıl dayansın bu acıya? Doğurup büyüttü, tırnaklarıyla oluşturdukları hayatı kızları ve
oğluna sunarken “Onca emeğin karşılığı gözyaşı
mı? diye sormadan edemiyor insan.
Genç delikanlı bir hayalin peşinden
koşarken engel olunamadığı için, dikkatsizliğiyle gelen kaza, bela haberiyle kahretti
aileyi. Olan olmuşsa, elden ne gelir ki…
Sonrasında çok daha büyük acılar yaşadı
Antakyalılar. Deprem neredeyse Antakya’yı haritadan sildi. İnsanlarıysa
neredeyse canlarıyla birlikte herşeylerini kaybetti hatta asılacak umutları
bile kalmadı.
Çok yakın zamanda ağır hasar alan Antakya’ya Samandağ, Harbiye-Defne, Altınözü,
İskenderun ilçelerine giderek bazılarına,
başsağlığı, yaralanmış olanlara geçmiş olsun dileklerimizi iletmek, dışarıda
kalanlara moral-motivasyon için ziyaret etmiştik. İyi ki, istemişiz.
Antakya’da ilk Samandağ’ında evi yıkılan ve İskenderun’daki kardeşlerinin
yanına sığınan aileyi ziyaret etmek istemiştik. İskenderun’da indiğimizde reçel
devi İki kardeşten Habib abi şoförünü göndererek otogardan aldırdı bizi.
Geldiğimizi duyan büyük ihracatçı dernek üyemiz İbrahim bey de Altınözü’nden gelip almak istediğini
söylediğinde birbirlerine faydalı olsunlar diye ünlü reçel fabrikasını birlikte
ziyaret etmeyi teklif etmiştim.
Fabrikaya daha öncede gidip çalışmalarını görmüştüm. Yıllardan beri mevsimsel ürün işleyen
güvenilir bir yerdir ancak en çok
işlediği ürün meşhur kireç suyuna yatırılan tatlı kabak reçeli ve taze ceviz
reçeli olunca, adları reçelci kaldı çünkü Antakya’nın en iyi kabak ve taze
ceviz reçelini ticari olarak yapan en büyük yer. Hariçten mevsiminde
zeytinyağında zahter, nane yada mevsiminde Hatay’dan toplanan farklı bitkilerin
kurutmaları da var ancak onların asıl işi reçel.
Mevsiminde çürük olmadan dalından koparıldığı gibi en kaliteli malzemeler fabrika
şoförü veya üretici çiftçi tarafından fabrikaya gelir, başlarında işi bilen
girişimci bir kadın usta kontrolünde eli öpülesi kadınlar tarafından el emeği
ile işlenir, güvenli bir şekilde depolanarak saklanır ve siparişe göre hazırlanarak
ambalajlanarak, İskenderun merkezdeki dükkanda reel veya online siparişle
satılır.
Hatta “Sizi Arap pazarına açalım” dediğimde gülerek ”Türkiye içine zor
yetişiyoruz, çok şükür ancak değerlendirilebilir” demişti.
O gün sabah neşesi yerindeydi güzel bir kahvaltı sofrası hazırlattı bize bahçede,
online çekimim de var. Bahçedeki çiçeklerden dal verdi yetiştir diye özellikle
karanfil tohumlarından. Masaya kurutulması için bırakılan kantaron çiçeğini kurumaya
bırakmışlardı öneri olarak daha küçük kavanoza minnacık buket yapıp, satmayı
konuşmuştuk. Bunu da çekmiştim söz uçar
yazı kalır diye.
Ceviz mevsimi olduğu için fabrikada ceviz reçeli yapılıyordu ve dolaştırmak
istedi. Ceviz reçeli yapmak oldukça zor
bir süreçtir. Başımızı örterek mesafeli bir şekilde dolaşıyorduk ki anlık
olarak çekim yapmak istedim ve kabul etti. İyi ki çekim yapmışım. Bir varız,
bir yokuz hani… Artık sadece sesi kaldı bizlere hatıra olarak.
Samandağ’da evi yıkılan kız kardeşi için “Biz kardeşleri varken, aç da, açıkta
kalmaz, ona ev yapacağım” demişti. İstediği şey yerine gelir mi kendisi var
gibi bu zamana kalmış bir şey bekleyip göreceğiz ancak ısrarla çocuklarıyla
oturmayı hayal ettiği şato gibi yaptırdığı villasına götürdü bizleri. Kızının Almanya’dan
bir ağaç fidanı getireceğini söylediğinde ”sarılacak bir zeytin ağacın bile
yok” demiştim ve bir zeytin tarlası fırsatını kaçırdığını, bunu tekrar düşüneceğini
söylemişti.
Villayı gezdirirken havuz kenarında bize kuzu çevirme yapacağını, anlattıkça
anlattı ağzımızı sulandırdı yani yeni evine davet etti defalarca.
Ben de söz verdim özel bir çiçek getirecektim bahçesine. Ters lale.
Gün içinde hayaller kuruldu, üzerinde yüründü. Hoş sohbetler yapıldı, yendi,
içildi ve sonrasında güzel eşi geldi yanımıza.
Zamanında çok çalışarak işi buralara taşıyan kadın buydu işte. Cesur kadın.
Övdü eşini ve diğer ailesindeki çalışanları durmadan.
Ne çilekeş bir yaşam duyduk anlatılanlardan yani bir başarıya ulaşmak için
sağlığını kaybedecek kadar çok çalışıyor insan sonrasında rahata kavuşmayı
dilese de sağlık kaybedildiğinde tekrar hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Bu
yüzden demezler mi en büyük zenginlik sağlıktır diye.
Sohbet esnasında düşündüren bir gerçeği
söylemişti reçel devi kardeşlerden biri olan Abdullah bey.
Tonlarca reçelin içinden reçel yiyemiyormuş çünkü ileri derecede şeker
hastasıymış. Yani reçel yemeden de şeker hastası olunabiliyor anlaşılacağı
gibi. Yiyerek değil yemeden de hastaymış. Buradan anlaşılacağı gibi şeker,
şeker hastalığı yapmıyor. İnsan vücudunda eksik bir durumdan dolayı hastalık
yaşanabiliyor ve şeker yendiğinde bedendeki işlevi bozarak organlara ağır hasar
veriyor.
Ve belki de eşiyle birlikte çekilen son fotoğrafıydı, belki de vedaydı tüm
bunlar ancak bir gün sonrasını bilemiyor ki insan.
Yani bir ay bile oturamadığı evinde yok artık Abdullah bey. Bir an bile işinin
başından ayrılmayan insan bıraktı gitti herşeyi.
Ardında bıraktığı iyilikler ve dualar kaldı.
Çalışkan ve iyi bir insandı.
İyilik, doğruluk ve güzellik haberciliğine tam uygun bir aile yaşamıydı.
Haberin detaylı söyleşisi haberciden youtube kanalının linkindedir.
https://www.youtube.com/watch?v=cXYLCRoRb1o
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap