Image

Gündemin En Kaygılı Sorunu. İnsanları Kurtaracak Tek Şey, Dayanışmadır

İnsan hiç bu dünyadan gitmeyecekmiş, mal mülk götürebilecekmiş gibi yaşıyor oysa hayatın sonuna kadar diye birşey yok bir an sonrasını hiç kimse bilemiyor.
Madem çıplak gelinen dünyadan hiç bir şey almadan gideceğiz neden beslenme, barınma, korunma ve eğitimle ilgili kaygı duyuyor?
Aile, akraba, toplum, arkadaşlar yüzünden.
İnsan yavrusu büyüdüğünden evde yük olarak görülüyor oysa aile insanın gerçek yuvasıdır fakat büyükler de oturup kalkıp para hesabı yaptığı için hayatı cehenneme çevirmeyi başarıyorlar .
Yine de çocuklar ellerinden geleni yaptıkları halde hiç birşey olmuyorsa aile desteği eksikliği var demektir çünkü her birimiz başka birisinin en azından adının anılacağı bir imza çalışması ve daha sonraki yıllarda üç kuruş beş kuruş gelir getirecek kazançlar için birbirimize destek olmalıyız.
Evi yoksa bir odamızı açabilir, geçici de olsa konaklama sıkıntısını çözebiliriz.
Aşı yoksa sofraya bir tabak daha koymak insanı fakirleştirmez.
Toprak varsa ekmeli, kurdun kuşun hakkından sonra ürünü satmadan önce en azından %10 gibi miktarını fakirlere dağıtabilir ve onlara da işi öğreterek ekip biçmesini desteklemeliyiz.
Dünyada bir karış toprağımız olmayabilir, komşunun varsa bir metrekaresi ayrılabilir. Bir patates ekilse bir salkım patates oluşuyor yani insan bir lokmayla da doyar düşünsel olarak aç gözlü değilse.
Doğada herkesin bir kısmeti vardır bunu hiç bir zaman unutmamak gerekir.
Dünyadan mal, mülk götüremeyeceğimize göre kalan ömrümüz ne kadar ki kaygı duyuyoruz.
Yaşlandığımızda tek başına kalmaktan korkmayalım, kurumlar var. Hiç kimse ortada kalmaz. insanlar ihtiyaç duymaları halinde gerekli yerlere gidip destek istemek yerine kimseye duyurmadan işin içinden çıkmaya çalışıyor oysa yaşlılık ve yalnızlıkta insan hasta olmadığı sürece emekleyerek bile olsa hiç kimseye yük olmadan hayatını devam ettirebilir.
Fotoğraftaki ağacı paylaşmamızın sebebi. burası Ankara Polatlı'da bir tarla.
Tarla ekilmeden önce sürüldüğünde kuşların istilasına uğrar sebebiyse solucanlar. Serbest gezen tavuklar gibi tüm kanatlılar en azından bir kez bile olsa besinlerini alırlar. tarlalar ekildiğinde etrafta kuş göremezsiniz. Sebebiyse tarlalardaki tanelerle beslenirler. Birkaç ay içinde ürünler başak verir yine arı gibi hayvanlar çiçeklerinden bal toplar. Hasat edilen ürün sırasında döküntülerden kuşlar yine beslenir ve aç kalmazlar. Kalıntıları bu sefer büyük hayvanlar yer ve tarlayı gübrelerler. Kar yağdığında toprakla ilişkileri kesilen kuşlar evlerin pencerelerine gelmeye başlar. İnsanlar evde buğday, bulgur, yiyecek artıkları gibi ne varsa suyla birlikte cam veya kapı önlerine bir kap içinde yiyecek koyarlar fakat hayvanlar bunlarla doymazlar fotoğrafta görülen ağaçlardaki fasulye gibi içi taneli yiyecekleri kopararak içindekileri yemek için saatlerce uğraşır, karınlarını doyururlar.
Kar, yağmur biter, fırtınalar diner ve yine bahar gelerek aynı şey yeniden başlar. Kuşlar, insanlar ve diğer hayvanlarda çoğalarak böyle bir dönüşüm içinde günleri hızla akıtarak yaşamaya çalışırlar.
Buradaki akasya ağaçları gibi ağaçları kökünden kesen insanlar çevredeki kuşları da aç bırakmış olur bu yüzden bir meyve yediğimizde çekirdeğini ekerek ağaçları çoğaltmalıyız.
Gelecek için kaygı duymamalıyız çünkü bir sonraki anları kimse bilemez.
insanlar barınmada bir odasını, tek odası varsa bir köşesini, sofrada  yemeği varsa tabağını paylaşmalı bu zor günlerde.
Eskiden insanlar un veya mısırdan bir avuç alır ve suyla pişirerek lapa yapar yerdi ve ailece doyardı. Kanser denilen hastalıklarda yoktu. Bilinen hastalıklar elleri temiz tutmamaktan oluşan hastalıklardı. Günde en az birkaç kez elimizi yıkayarak mikroplardan arınmalı, yıkasak bile ağzımıza, gözümüze ve yüzümüze sürmemeye dikkat etmeliyiz.
Hastaysak karşımızdakine bulaştırmadan kendimizi korumalıyız.
İnsanları iyiliğe, doğruya ve güzelliklere çok çalışarak birçok hedefe ulaştırmalıyız ki herkesin bir imza çalışması olsun ve üç beş kuruş kazançla herkes mutlu olsun.
Eski kültürlerde dayanışma o kadar ileriymiş ki kimin ne derdi varsa paylaşılır ve mutlaka çözülürmüş ancak şimdilerde kalabalıklaşan dünyada kendi derdimizi tanımlamalı, çözemiyorsak çalışarak kendimizi ispatlamalıyız.
Dışarıdaki kalabalık artık insanları çok mutsuz ettiğinden bulunduğumuz yer evimizin bir köşesi bile olsa işte o köşe bizim yuvamız.