Çocukken Elinden Tutulmayan Zehra'nın Bitmeyen Çilesi
Yurt dışına işçi göndermek modern bir kölelik gibi.
Avrupa ülkelerine işçi göndermek aile birliğinin bir nev-i yıkımı, parçalanması ve yok olması.
Çocuklar çok küçük yaşlarda anasız, babasız bırakılarak akrabalara emanet edilerek yola çıkılmış yetim çocuklar sokağa terk edilmiş ne bir kurum, ne millet "bu çocuklar ne olacak" diye herhangi bir bir derde düşmemiş.
Paraya kul olmak ebeveynlerin sorumluluğunu unutturmuş. Paraya ulaşırsak dünya bize mutluluk verecek umuduyla köleliği kabul ederek arkada gözü yaşlı çocuklar bırakarak gitmişler.
O kimsesiz çocuklar kendilerini nasıl koruyacaklarını bilememişler. Bilemedikleri gibi boylarından büyük sorumlulukları üzerlerine yüklemişler çünkü Zehra bir kız çocuğu. Ne acıdır ki daha küçücükken annelik boynuna takılmış bir halka.
Zehra ailesini bırakıp çalışmaya giden babası tarafından bırakıldığında 6 yaşındaydı. İlk babası gitti Avrupa'ya.
Bir yıl sonrasında annesi çıktı gitti babasının yanına.
Vazifesi ilkokula gidecek, eve gelip iki erkek kardeşine bakacak, onlara yemek yapacak, yedirecek, içirecek, uyutacak. Ayrıca dinlenmek ve boş durmak yok kurulmuş bir tezgahta minik elleriyle halı dokuyacaktı., dokudu da. Bunlar annesinin küçük kıza bıraktığı işlerdi.
İlk nefreti o zaman öğrendi kalbi.
Sarılmak istediği kişiler vardı ancak bu annesi yerine çocuklar oluyordu.
Elinden alınmış çocukluk haklarıyla iki küçük çocuğun hakkını korumaya çalışıyordu.
biraz büyüyen çocuklar ailesi tarafından Avrupa'ya alındı, Zehra ev bekçisi gibi yine bırakıldı.
Arada sırada gelip gidenlerle gönderilen çikolata bile onu hiç bir zaman mutlu etmiyordu.
O kadar çok şey istiyordu ki Zehra, çok şey.
Okumak, başarılı bir iş kadını olmak, helalinden ekmeğini kazanmak, kazandığını kadınlara iş sağlayarak paylaşmak. Çok şey istiyordu bir kız çocuğu olarak.
Kendisine bir sığınacak yer arıyordu ve buldu.
Belli bir topluluğun içine düşerek okumaya başladı ve üniversite mezunu oldu ancak kız çocuğunun başına herhangi birşey gelmesin diye hemen baş göz edilerek yine birçok yük bindirildi üzerine.
Evlilik ve çocuk sorumluluğu.
Her yığın gibi bunların altından da kalkabilirdi ancak bu sefer eve bakma sorumluluğu yine kendisine yıkıldı.
Okursa hayat farklı pencereden bakışı gösterir diye bakındı durdu, olmadı. Evlenirse belki sevgiyi bulurdu gelen sevgisi dahil herşeyini alıp neredeyse saçını başını yoldu.
Çok şeyden pişman olup ayrılık gibi sonlandırmayı bildi fakat bu seferde hem aile, hem toplum tek başına kadınların ne kadar değersiz olduğunu gösterdi yani beklediği şeylerin gelmeyeceğini anladığında kendi durumuna bir baktı ki hayatı hep birilerine köle olmakla gelmişti.
Ailesi çalıştı, çabaladı sonrasında yine başına geldiler çünkü kadın yalnız olmamalıydı. Asıl sebep belki de bu değildi. kendilerine aradıkları hizmetçi bir köle. Gördüğü edep adaptan dolayı büyüklerinin bakımını üstlenen Zehra kendi başına baktığı üç çocuk da eklenince artık hayatın getirdiğini kabullenmişti çünkü ne kadar çırpınırsa çırpınsın bu ailenin içinden çıkıp kanatlanıp uçamıyordu. Herhangi birşey yapmaya kalktığında herşey tersten işliyordu.
Yedi yıllık bir bakımdan sonra on beş gün arayla annesini ve babasını kaybettiğinde psikolojik olarak ilk kez özgür hissetti kendisini ancak bu seferki talihsizlikte anne babasından en azından üç kuruş, beş kuruş beklediği yetim maaşı kalmamıştı çünkü Avrupa ülkeleri 25 yaşına kadar okursa kız çocuğuna veya ailenin engelli çocuğuna ömür boyu belli bir maaş veriyordu. Yine aç ve açıkta kalmıştı.
Üç yetişkin okuyan zeki çocukla başbaşa kaldı ve hemen kurumsal bir projeye başvurdu.
Hemen kabul edildi de. ancak bu seferde aldığı kromlar, adi teslim edilmişti.
Bu sefer bunların yazışmalarına enerji tüketilince ve işletmede hammadde fiyatları yapılan işin maliyetini karşılamayınca hayal ettiğim koskoca atölyenin karşısında çöküp kaldı o küçük kız göz yaşlarıyla.
Öyle çok şey oldu ki aslında girişimci bir kadın olarak kooperatif kurmuşlar, kendi özel markasını almış, ürün eğitimiyle ürünleri yapmış, paketlemiş, birçok yerde mağazasını bile açmıştı ancak onca koşuşturmaya rağmen makineleri kromların adiliğinden kullanamayınca elde yapımla sürdürmüş ancak gücü tükenmişti yani herşey varken , sağlanmışken hiç birşey yapamamak ne kadar acı birşey.
kaparsanız kapatılmıyor, bu koskoca ürünler çöpten başka hiç bir şeye yaramıyor, karşı taraf durmadan yerli malı diye kandırdığı sanayi aletlerinin peşinde koşuyor, akıl hastalığı raporuyla gözde bir üniversitede bu işe ilk başlayan Zehra gibi kadınları kandırmaya devam ediyor.
Yolunu gözleyen üç çocuk onlar için çekilen çileyi hiç bir zaman görmedi, takdir etmedi. Onlar için yağmadığım iş kalmadı. Bir üniversiteli olarak bir yandan işler diğer yandan çocuklara karşı sorumluluklar yapmadığı iş kalmadı hasta bakımına kadar.
En son yaptığı çiftçilikle de para kazanamadı.
Neye elini attıysa elinde kaldı.
birçok hayat dersiyle baş başa şimdi o açılan işlerin kapatılması için kazanmadığı paralarla yine borçlanacak yani herşey sil baştan başa döndü bu sefer onca eğitim, emek ve masrafa rağmen elde var sıfır.
Öyle çok şeye karşı direndi ki, artık gücü kalmadı yıkıldı gitti.
Eğer son kez kalkamazsa hayat onu da harcayacak neyse ki haberciden onun kadınca sesini duydu ve hazin hikayesi bir kadın tarafından kaleme alındı.
Öyle çok böyle hikaye var ki benzer herşey sadece isimler değişik.
Hayat bu işte!... Hiç kimsenin istemediği, çocuklara sunulan ancak sorumlusu asla bulunamayan...
İnsan kendi hikayesini yazar mı? YAZAR.
Kendi yazdığı öyküsüne ağlar mı? AĞLAR.
Son çare Fileye koydu tüm yaşananları, çıkın yaptı sırtına alarak, dökülerek dolaşacak.
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap