Deprem Geridönüşebilen Bir Felakettir
Türkçe depre kelime köküne “m” ekiyle “deprem” eylemin hareketini bildirir. Mecazi anlamda depreşmekse içsel bir sarsıntıdır. Diğer adıyla zelzele, gerilen/gerginleşen yer kabuğunu kırarak enerjisini atar ve üzerinde ne var/yok yıkıp geçerek, fay hattı oluşturur.
FAY kırığı sonrasında artçı depremlerle yeryüzünü beşik gibi sallarken şuraya/buraya zarar vermeyeyim diye aklı yada ruhu yoktur fakat sözsüz kelimelerindeki dil ne demek istediği toprakbilimciler yapısına bakılarak anlaşılabilir.
Aynı fay hattı veya etkisi yüzünden daha farklısı yerleri tekrar kırabilir yada enerjisini boşalttıktan yıllar sonra bile aynı yerde enerjisini tekrar boşaltır fakat bu zaman içerisinde yıkımlar, hasarlar, kaybedilen canlar unutulur. Aradan geçen yıllar sonra bir yada birkaç kuşak değiştiği için sinsice gelen felaketin direk kucağında olduklarından haberleri bile olmaz deprem kapıyı çaldığındaysa eski depremler bir, bir ortaya dökülür ancak iş işten geçmiştir artık.
Bir öneri olarak 7’den 70’e herkes anaokulundan başlayarak öncelikle coğrafyasındaki toprak yapısını, nehirleri, heyelan bölgelerini çok iyi bilmesi gerekir. Tehlikeli yerlere ev yapmayacağını bilir.
Birçok ili enkaza çeviren deprem yıkımının nelere yol açtığını detaylarına kadar araştırarak okullarda ders olarak okutulması, gelecek nesillerin projelerine ışık olacaktır.
Coğrafya dersinde bilmemiz gereken basit bir konu var.
Bir zamanlar sıvıyken(magma) katılaşarak taş olan KAYA PARÇALARI, binlerce yılda aşınarak kum şeklini alır. Çok şeyde kumdan ibarettir fakat cinsi ve orantısı farklılık gösterir. Bir kaya parçası kireç taşıyken diğeri demir cevheridir. Dünyanın yeraltında kendiliğinden oluşan milyarlarca ton altın madeni vardır yani asla tükenmez bir cevherdir. Değerli taşlardan olan yakutlar, elmaslar, mermerler gibi birçok şey yer kabuğundaki milyonlarca yıl sonrasında fosillerden oluşur ve petrol, doğalgaz gibi sıvı madenler ise depremler sayesinde kırıklardan yukarıya doğru aralık bularak taşınır.
TOPRAK yapısını incelediğimizde içine aldığı çok şeyi parçalayarak humuslu şekle gelen toprak zenginleştiği için verimli tarım yapılır ancak doğa nem var olduğu için iklimle ilgili sıcaklıklardan dolayı her yerde herşey yetişmez. Özellikle Ortadoğu’da petrol sahalarında taş tam olarak topraklaşma olgunluğuna ulaşmadığı için tarım yapılamaz. Elbetteki humuslu toprak taşlı yere serildiğinde tarım yapılabilir ancak ticari olamaz çünkü ekimde ve hasatta ağır makinelerin dişlilerini kırar. Ayrıca nem ve ısı ayarı yakalandığında artık topraksız tarım yapılabilmektedir.
Düşündüren gerçekse, insanlar çoğaldıkça zamanla uygun olan/mayan alanlar yaşamları için ev kurdular. Taşıma kapasitesine aldırmadan üzerine katları, içine çok ağır eşyaları yığdılar. Tonlarca ağırlıktaki yapılar zamanla kumlaşarak sıvılaşan zeminde ayakta kalamadılar çünkü çoğu derenin üzeri kapatılarak dolgu yapılan alanlardaki yapılar çoğaldıkça hasar çok daha fazla katlandı.
Özellikle dağ eteklerindeki kar ve yağmur sularından oluşan derelerin nehirler yada büyük sularla buluşmasının önünü dolguyla kestiklerini zannettiler ancak doğanın vahşi yüzüyle hiç kimse baş edemez. Bu sebepten dolayı büyük seller bu yüzden suya yakın olan yerleri alıp götürmektedir.
Pek âlâ depremle ilgili önceden uyarı, izolasyon gibi bir çok önleme rağmen neden sosyolojik ve psikolojik yıkıma yol açar? Çünkü deprem anında hayatta kalmak için verilen eğitimler sağlam bina içindeki eşyaların üzerine düşmemesi için geçerlidir. Herşey birkaç saniye içinde enkaza döndüğündeyse artık çok geçtir.
Sonrasında sırada canlı aramak için arama kurtarma saatlerce, günlerce, aylarca uğraşır. Bir kötünün yüzbinlerce insana kötülüğü sadece hapis cezasıyla sınırlıdır oysa her kimse ürettiği ürünün kullanım aşamasında bozulduğunda nasıl tüketici hakkı varsa yapı yapan ve bundan sorumlu olan her kim yada kurumsa yıkılan enkazı kaldırma cezası yanında bu işi bir daha yapamamalıdır.
Elbette ki sadece suçlu yapıları yapan veya denetleyenler değildir.
Yapı proje aşamasındayken kullanılacak malzemeleri alan veya veren de malzeme tarafından sorunlu olması gerekir. Mutfaklarda menüyü ucuza getirmek için çürük, çarık malzeme temini gibi işi ucuza getirmeye çalışan mülk sahipleri de suçludur. Buraya kadar herşey mükemmelse eve gelen eşyaların sabitlenmemesinden satış yapan firma, onlar ihmal ettiğinde evdeki eşyaları sabitleyerek çoluğa çocuğa zarar veren aile büyükleri yada bireylerde sorumlu yani suçludur.
Fay hattı üzerinde olan birçok ülkelerdeki en büyük sıkıntı ihmalkârlıktır. Onca gelişmiş teknoloji, yenilik, proje, eğitim, tecrübe ve yasaya rağmen sonuç hep aynı.
Koskoca dünyaya sığamayan aç gözlü veya paragöz insanların “bir şey olmaz” düşüncesi ve betonarme inşaatına düşkünlük sebebiyle yüzbinlerce can ve mal kaybı yaşanır.
Her seferinde yıkım öyle büyük olur ki, insan dayanılmaz insan hikayeleri çıkar.
Bunca sorumsuzluğun sonucu olumlu/suz olabildiğinden kendisini kurtaran insan, toplumsal yara aldığından içinden çıkılamayacak kadar zor duruma düşerek travmatik acılarla baş başa bırakır.
Depremde yüzbinlerce insanın dışarıda kalması geçicide olsa çok büyük, kurtarılan eşyaların depolanması ayrı bir sorun.
Deprem anında yutulan toz ve enkaz yıkımlarında yapılarda bulunan kanserojen asbest minerali alerji başta olmak üzere birçok hastalığa sebep vermektedir. Kurulan çadırlar, hijyen olmayan ortamlardan dolayı uyuz hastalığı, yeraltı giderleri kırıldığı için veba yayan lağım fareleri, ev yılanları şu anda en büyük tehlikedir.
Süt kokusuna gelen yılan, peyniri çok seven farede nihayetinde yemek arayan bir hayvan.
Tam toparlıyoruz derken ekonomik ve psikolojik olarak tüm ülkeyi a’dan z’ye yıkıma uğratır.
Tıpkı geri dönüşümler gibi. Dünyada herşey ama herşey GERİ DÖNÜŞÜMDÜR. İnsanların genleri bile soy sürerek sağlığı ve hastalığı taşır.
Davalar, mahkemeler, suçlar, cezalar ve hükümlüler.
Daha neler neler...
Bunca insana bu kadar büyük bir yıkımı yaşatmaya kimin ne hakları var.
Yazar; Gezgin, Kültür Araştırmacısı ve Habercisi, Deniz Kakanaş
Haberciden, İyilik, Güzellik ve Doğruluk haberciliği
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap