Türkiye'yi Yıkan 6 Şubat Depremi 4.17'de Enkaz Altında Kalan Herşey
Geçmişte birçok kez depremle büyük acılar yaşayan Türkiye, önlem almış olsaydı bugün bunca yığınlar enkaza dönüşmezdi.
Afetlerde yıkım sonrasında aranan suçlu mevcut hükümet değildir. Yaşanan tüm felaketler geçmişteki büyüklerin kafa yapısıdır yani bütün meslekler, yetiştirdikleri çırakların eserleridir.
Eğer aile büyüğün, öğretmenin, yada ustan neyse, sen de o'sun.
Öncesinde ilmek, ilmek örülen herşey, sonrasında kendi başta olmak üzere tüm Türkiye'nin başına yıkılıyor ve ne büyük talihsizlikse koltukta kim varsa o suçlanıyor.
Öncesinde hazır olmadığımız hiç bir şeye tam olarak odaklanamaz, gerekeni yapamayız.
Bugünün hastalığıysa BEN/CİLLİK'liktir.
Ben yaparım, ederim, karar veririm, alırım, satarım, kovarım...
Danışmadan yapılan herşey bir gün haklıyken, haksız duruma getiriyor insanı.
6 Şubat günü sıradan soğuk karlı bir gündü.
Gecenin ilerisindeki sessizlikte saat 4,17'de bina sallandı. O an insan uyanıyor ve korunacak bir yer arıyor fakat insanın aklına hiç bir şekilde neyi nasıl yapacağı gelmiyor çünkü uyku sersemliği var.
Odanın içerisinde bir sehpanın altına başımı uzattım.
Çok şiddetli sallandı tahminen 7 büyüklüğünde diye hissettim. Deprem saniyelik olarak durdu ve yine aynı şiddette salladı yani durması sanki yer kabuğunun bir yere takılması gibiydi.
Deprem durduğu gibi cep telefonumdan yerimi yazarak "deprem oldu, iyiyim" durumunu paylaştım.
Ardından balkon tarafına koşarak dışarıya baktığımda ışıklar yanıyordu. Işıkların yanması şehirdeki durumun kötü olmadığını gösterir. Balkondan aşağıya baktığımda tüm bina aşağıdaydı.
Devamında artçıların olacağını bildiğimden evden çıkmadan yanındaki arkadaşla beklemeye başladık.
Dışarısı çok soğuk ve buz gibiydi ve bulunduğum şehir daha soğuk bir İl'di.
Elektriklerin kesilmemesinden dolayı bilgi alma imkanımız olduğundan yanımdaki arkadaş bilgisayar ekranını ayarlayarak haberleri dinlemeye çalıştık. Depremin Kahramanmaraş'ta olduğu yönündeydi ancak gün ağarmaya başladıkça depremin büyüklüğü ortaya çıktı ancak çok önemli bir ayrıntıyı not düşmek gerekir ki, depremin ilk günü tuhaf bir durum oldu sanki herşey durdu yani yollar yıkıldığı, internet ulaşımı aksadığı veya ağırlaştığı için ilk gün bir yerden bir yere veya kişiye ulaşmak zorlaştı.
Hava şartlarından dolayı kar, yağmur hiç durmadı.
Birkaç gün sonra anlaşıldı ki depremde en büyük yıkımı Antakya yaşamış. Tüm şehir neredeyse yerle bir olmuş.
İnsanlar evleri, eşyaları, arabaları ve kendi canlarıyla birlikte enkaz altında kalmışlardı.
Şimdi herkes acısından çok şey konuşuyor ancak bu hiç bir zaman depremin duracağı anlamına gelmiyor yine bir gün gelecek o gün aynı şeyler yaşanacak.
İnsanlar rahatça oturdukları evlerinden olunca bir bez parçasına muhtaç oldular fakat unutmamalıdır ki bu ülkenin tanınmış sanayicileri, sanatçıları, iş insanları daha doğrusu zenginleri ne yaptılar.
Olan olmayana verdi mi, belki vermiştir ancak insan hiç mi etrafında böyle bir yardımı duymaz.
Fırsatçılar meydana çıktı yani adamın kamyonu, büyük makinası var bunların bir çoğu günlükçü, saatli olarak parayla çalıştı.
Böylelikle sadece insanlar değil, insanlık da enkaz altında kaldı.
Şu anda Çamlıca, Üsküdar veya herhangi bir ilçesinde mahallelerde yürüyerek kafanızı kaldırarak gözlemleyelim.
Binalardaki balkonlar, bu balkonların ağır camlarla kapatılması, tuhaf ekler, çatı katlarındaki kaçak evler depremde yıkıma sebep olan bölümler çünkü bunlar, burada oturanlar bilinmediği için bir felaket anında insanlar ne yapacağını bilemiyorlar.
Depremde büyük acılar yaşayan Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman, Elazığ, Hatay-Antakya, Gaziantep, Kilis, Urfa, Diyarbakır, Adana, Osmaniye illeri depremden sonra paramparça oldu. Canlarıyla birlikte herşeylerini kaybettiler, dağıldılar artık bir araya toparlanmaları zor.
Depremden dolayı yaşanan onca acının yanında birçok sorun da henüz çözülemedi ve bunların ilk başında barınma ve işsizlik sorunu. memur olanlar oraya, buraya atanarak maaşları kesilmedi ancak serbest çalışanlar bazı destekler verilse de yetersiz kaldı.
Öncelikle şehrin en zenginleri büyük şehirlere giderek kendi şehirlerine yeterince yardım etmedi.
Sağlık çalışanları insanların en büyük ihtiyaç duyduğu zamanda birçoğu çekti gittiler.
Taşıma şirketleri bir yerine on kazanmak için birbiriyle yarıştılar.
Özellikle birçok kişi evlerini ücretsiz açarken, birçoğu da en kötü evlere bile fahiş fiyat isteyerek insanları mağdur ettiler.
Aslında birçok gönüllü işler yapıldı ancak belli bir düzen olmadığı için yeterince duyulamadı.
Binlerce insanın hayatını kaybettiği en az yüz bin kişinin yaralandığı büyük depremde sorunlar bir türlü bitmek bilmiyor çünkü birçok kaybı olan kişilere sevgiyle dokunmak gerekiyor.
yazı devam edecek
https://www.youtube.com/watch?v=2u8ZVNdx4lE
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap