Image

Bir İyilik Haberi. Bu Çocuklar Yuvaya Götürülüyorlardı

Geçmiş yıllarda araştırmalar için Antakya'da bulunan bir kadın otogardan binerek Ankara'ya gidiyordu. Otobüs İskenderun otogarında yolcularını almak için durdu. Otobüsün arka tarafı tamamen boştu ancak en arka koltukta bir erkek yolcu oturuyordu. Arka tarafta oturan kadının tam yan koltuğuna iki çocuklu bir kadın oturdu fakat çok kısa süre sonra otobüsün şoförü yüksek sesle" iki çocukla tek koltukta gidemezsin, bir tane daha bilet alacaksın "diye bağırmaya başladı.
Kadın" param yok" dediyse de adam susmuyordu.
adamı ikna etmek için kadın" ben kadının yanına oturayım, çocuğun birini kucağıma alayım böyle çözemez miyiz?" diye sordu ancak kızgın adam böyle bir teklifi kabul etmediği gibi  kadını otobüsten indirmeye çalıştı.
Böyle bir hareket yapan sürücü elbette kadın başta olmak üzere otobüstekilerini karşısında buldu "indirsene kolaysa, kadın param yok diyor. Anlaşılmıyor mu durum. Otobüste boş zaten" diye karşı çıkıp tartışmayı bitirdiler. söylenerek gitti şoför ancak öyle böyle söylenmiyor resmen hakaret ediyor.
Arkada oturan adam ismi bizde olan otobüs firmasının sahibini arayarak yapılan durumu anlattı.

Çocukların yanında aşağılanmayı kaldıramayan kadın, çocuklarına sımsıkı sarılmış  hıçkırıklarla ağlıyordu. Çok utanmıştı. Biri kız diğeri oğlan iki çocukta çok korkmuşlardı.
Otobüs henüz hareket etmemişti kadının biletini istedim. Antakya merkezden binen kadın 30liraya Ankara merkeze, kadın 100 km uzaklıktaki İskenderun ilçesinden yarı yol olan Niğde'ye 33 liraya gidiyordu. yani kadına zaten yüksek fiyatlı bilet kesmişlerdi.
Ağlayan kadın çok zor durumda olduğunu, kocasının yarı felçli ve çok hasta olduğunu, kardeşlerinin kendisine destek olduklarını, destek olan kardeşinin Niğde'de oturduğunu ve Niğde valisiyle konuştuğunu ve çocukları yuvaya bırakacağını, kendisinin de kardeşlerinin yanına gideceğini  söyleyerek ağlamaya devam etti.
Yaşları büyük olduğu halde çok çelimsiz görülen iki çocuk zaten yoksulluğun kanıtıydı.
Hüzünlü bir anda  kadına yardımcı olmak isteyen 
kadın çantasından çocuklara badem uzattı ve korkan çocukların büyüyen gözleri biraz olsun güldü.
O gözler öyle güzellerdi ki, kadına yalvardı" Çocuklar anneleriyle büyümeli" diyerek yuvaya vermemesi için yalvardı, durdu yol boyunca.
Ve kadının telefon numarasını alarak kadın Niğde'de indikten bir gün sonra telefonla arayarak" Bir gün bu zorlukların biteceğini, çocukların hızla büyüyeceğini destek olan kardeşine de çok teşekkür ederek, İskenderun'a döndüklerinde ziyarete geleceğini, telefonun bir ucunda her zaman çocukların ihtiyaçlarını karşılayacağını söyleyerek konuyu iyiliğe bağladı.
Sonra mı ne oldu?
Kadının kardeşi kadına bir ev aldı. Eşi ve çocuklarıyla kadın eve geçti. sosyal desteklerle o çocuklar büyüdü ve kız sağlıkçı, oğlan korku rahatsızlığından biraz zayıf birey oldu.
Onları görmeye giden kadına çocukların ilk söyledikleri şey tadını unutamadıkları badem içi. Kuruyemişleri öyle çok sevmişler ki belki de hiç tadına bakmamışlardı.
İskenderun'da botanik bitki satan yerde gün boyunca güldüler, eğlendiler, dondurma yediler ve aile gibi kucaklaşıp ayrıldılar.
Antakya depreminde de unutulmadılar. Aranacak listenin başında arandılar. Duvar çökünce evleri yıkılmış, enkazdan hepsi sağ salim çıkmış ve Niğde'de uygun bir evde kardeşlerine yakın oturuyorlarmış.
Destek veren devlete, belediyeye, kardeşine dua edip duruyor, can kaybı olmadığı için şükrediyordu.
Kadın son söz olarak şunu sordu.
Neden çocukları yuvaya verdirmedin?
Kadın ne diyeceğini bilemedi sustu kaldı.
Neden? Seni dinledim ailem parçalanmadı.
"Çünkü çocuklar ailesiyle büyümeli, ben büyüyemedim de" diyebildi sadece bu sefer ağlama sırası ondaydı.