14 - 28 Mayısta Yapılacak Seçim Yarışı Sürerken Seçmen Ne İster, Siyasetçi Ne Yapmalı!
Kendimizi bildiğimizde en çok istediğimiz şey
her şeyin en iyisi ve en güzeli fakat bunun için dünyanın bizden ne beklediği
yada insanların beklentilere ne verdiği.
Belli bir düzen, oturmuş bir sistem yoksa devreye çeşit çeşit insanlar girer,
biri diğerini beğenmez daha iyisinin var mı? Evet Var. Daha kötüsü o da var
fakat son zamanlarda gelen gerçekten gideni aratıyor yani bir dönemde başarı
sağlanamamışken diğer işe el atanlar birçok şeyi yarım ve hasarlı bırakıp
gidiyorlar.
Yaptıkları iyi şeylerde kötü şeylerde internet siteleri gibi silinip gidiyor.
Aynı karı koca kavgası gibi sevişemeyen çiftler güzel günleri bir çırpıda
siler, kırk yıl sırtında taşıdığınız kişi arkasına bakmadan bile gidebilirler.
Dünya böyle vefası yok, cefası çok fakat bunun yanında her iki olumsuz durumun
sefasını sürenler bile var.
Yani sistemde öyle birşey var ki felaketi fırsata çevirip, en olumsuz olayda
bile birileri zengin olabiliyor. İsteselerdi zaten tüm sorunlar biterdi, çıkar
yol bulamayan kişiler öyle olması istendiği için bataktan çıkamıyor.
Biz insanların bunca siyaset ve siyasetçiye
rağmen hayallerimize kavuşamamış aileden gelen bir varlık yoksa hiç birşeye
maydanoz olmadan başımızın çaresine bakmamız gerekiyor yani kim ne yaparsa
yapsın canınıza bakın.
Sorun varsa sadece üç beş kişinin sorunu değil hepimizindir. Sorunlu varsa
düzeltmek artık imkansız çünkü yalan artık mastır yapmış, insanların bir çoğu
insanlıktan çıkmış, birçok insanın şuuru yerinde değil, kendisini
yönetemeyenler başımıza geçip ahkam kesmeye çalışıyorlar.
Suçlu aramıyoruz bu suç nasıl işleniyor onu
bulmaya çalışıyoruz.
Ayrıştırma çok küçük yaşlarda fikir empoze edilerek yapıldığı için sonrasında
bunun önüne geçilemediğinden böyle bir birey siyasetçi olduğunda halkın
ihtiyacı olanı değil zamanında yaşadığı bir sorun yüzünden sanki intikam almak
için o göreve gelmişçesine kendi idealleri peşinden koşmaya çalışıyor ancak bir
teori varsa onun zıttı da olabileceğini düşünemediğinden hasarlı çarpışmalar,
havada uçuşan argo cümleler hedefe gidecekken olayı başkalaştırıyor ve sonunda
insanların hayal edemeyeceği kadar derin bir çukura düşmüş oluyorlar.
İşte bir deli bir çukura taş atmış kırk akıllı uğraşmış veya çıkaramamış deyimi
buradan geliyor.
Çoğu aradan geçen yıllar sonra cahil cesaretiyle yaptıkları kötülükleri itiraf
ediyor ve “şimdiki aklım olsaydı yapmazdım” pişmanlığını yaşıyorlar.
EV-lenme, ev bark olma, bir çatı altına alınmadan önce iki yabancı, kusurlu
insanları almadan, anne baba olabilecek vasıfları yok mu var mı bakmadan hayat
gözlerini açan bir bebeklerin çoğunluğu tesadüfen hayatta kalabiliyor, büyüyor
ve sorun baştan halledilmesi gerekirken sorunun içine düşüyor.
Burada düşündüren bir gerçekse, kendi içinde geçimsizlik yaşayan insanların
dışarıda dost bildiği insanlarla daha sağlam aile ortamı sağladığı ancak
kalabalıklardaki bazı geçimsiz tiplerin arabozucu olmaları çünkü bazı insanlar
kendisinin başaramadığı işleri başkası da yapsın istemiyor zaten tüm
kıskançlıklar ve hasletler yapılacak iyi işleri de yok etmeye yetiyor.
Yenilikçi insanlara bir ARGE yeri sağlanmalı, performansa bakılmalı.
Bu aşamada diploma değil tecrübe öne alınmalı.
SEÇMENLERİN İNSANCA YAŞAM İÇİN İSTEDİKLER VE HAK
ETTİKLERİ
Siyaset, devreden dert gibi içinden bir türlü
çıkılamıyor ve her kafadan bir ses çıkıyor.
Kim gelirse gelsin oturmuş bir fikir
ayrılığı yaşanıyor ve bölünmeyle gelen yeni partiler bile yine insanı aynı
kişiyi görmekten bıktırıyor.
Oysa istenilen şey çok kolay korunma-ADALET-barınma-EV-eğitim-OKUL-ÖĞRETMEN.
PARA-meslek-PARA KAZANMA VE MAAŞ. Sırasıyla geçim derdi elde edilen bütçeyi
ayarlama ve dolaylı da olsa beslenme ile sağlıklı kafa ile topluma karışan
bireyler.
Sadece huzur, güven ve mutluluk.
Dünyanın güzel olmasını isteyen çok insan bomboş oturuyor oysa onları meşgul
etmek için gönüllülük esasına dayalı birşeyler verilseydi herkes daha mutlu
olurdur.
Her bireyin hakkıdır sağlıklı yaşam fakat birçok kişi notlardan dolayı
istemediği bölümde eğitim alıp, istediği mesleği yapamadığında elde kalan
seçenek “ne bulursa” çalışıyor. En büyük yanlış bu.
İster normal zeka seviyesinde olsun ister üstün seviyede her insan üzerinde
çalıştığı işte başarılı olabilir.
Öğrenme, öğretmeyle ilgilidir.
Okullardaki birçok eğitim köy enstitülerindeki uygulamalı olmadığı için bir
kulaktan giriyor diğer kulaktan çıkıyor. Bir örnek vermek gerekirse dil
konuşmadan, bilgisayar kitap üzerinde, dikiş dikmeden, nakış işlemeden
yapılmaz/amaz. Türk kültürünü tanıtmak için eline iğne iplik almadan iğne oyası
kitabı çıkaran akademisyen var. Üstelik kurumun başında başkan olarak kültürü
en çok tanıtanmış. Çelişki işin ehline verilmemesi.
Aynı işi yapan her birey kültürle ilgili kurumlarda belli dönem içinde
çalışmalı, kimin kimden farklı şey yaptığı ayrıştırılmalıdır.
Sadece kayıt altına almak yetmez, yazıyla arşiv olmaz. Devam eden bir dönüşüm
olmalı. Tecrübeliler seviye atlayarak denetleme yapmalı. Makineleşmeye gidilen
kültürel gelenekleri destekleyenler hemen elenmeli verilen unvanlar geri
alınmalıdır ödüller gibi.
POLİTİKA-POLİTİKACI
SEÇİM-ŞEÇMEN PARTİ-ADAYLARIN
İSTENİP İSTENMEDİĞİ KONUSU
Böyle şeyleri anlamak için Prof. Olmak
gerekmiyor aklın bir türlü kabul etmediği şeyse, dolambaçlı yollardan dolanmak
artık gelenekselleşmiş hiç kimse çıkış için bir yol bulamıyor aynen labirent
gibi bazı yollar çıkmaz. Geri dönülüyor fakat kafasına göre iş yapanlar
yüzünden cezasını halk çekiyor.
Bir türlü tutturulamayan hedefler açıklanan rakamların tam tersi olabiliyor ve
sanki akıl oyunları oynarcasına sıranın kendilerine geleceğini bilmiyorlar.
Siyaset varsa bir siyasetçi var ancak anket yapmaya gerek yok halkın ağzı
konuşuyor.
Onu da seçen bir seçmen ve sonrasında göreve gelense seçilen.
İktidara gelen, gidenin mecburi yada keyfi yapılan birçok hengâmenin içinde
bulur kendisini yani siyaset yapmak çok kolay bir şey değildir. Çok büyük sorumluluktur
hatta ne acıdır ki geldiğinde sevinen kişi, son gününde gönderdiği kişiden bin
beter duruma düşebilir. Sivil toplum kuruluşlarındaki başkanlarda böyle gelir,
giderken ağlasalar da işe yaramaz.
Halkın siyasetçiden istediği tek şey aslında paradan önce güven ve huzur.
Diğer istediği şey siyaset yapmak isteyen
kişinin projeleri fakat dün hiç kimsenin tanımadığı kişinin aniden ortaya
çıkması ters teptiği gibi en azından halkın içinde senelerce çalışan insanların
önüne geçmesi zaten uygunsuz bir durum.
Ayrıca insanların hiç istemediği ve rıza göstermediği konuysa seçmenlerin özgür
iradesiyle istediği kişiye oy verememesi yani siyasi partiler kendi istedikleri
adayları listeye aldıklarından çoğu kişi kararsız kalmakta.
Daha üzücü olanıysa nerede şaibeli kişi varsa soruşturulmasın diye vekil
yapılması. Böyle insanlar milletin vekili nasıl olabilir diye soruyoruz yani
onca iyi okullarda okumuş bir sürü aktif genç varken neden bu yola başvuruluyor
anlaşılması zor bir durum.
Bu sebepten dolayı hepimizin istediği fakat korkanların istemediği korunma
zırhı vekil olacak kişilerin üzerinden kaldırılmalı.
Aynı kişilerin siyaset yapmalı engellenmeli yani ülkemize baktığımızda
kişilerin yaşam şartları, kadına şiddetin önüne geçilemediği, zamlar ve
maaşların yetersizliği, aile kurumunu koruma yasaları yerine satılık ve
kiralıkların yükselmesi sebebiyle Türk kültürüne uymayan karışık oda yaşamına
başlandığı, her gelenin eğitim sistemindeki yaptığı değişiklikler yüzünden şaşkına dönen öğrenci ve veliler.
PROJELER VE ASALAKLAR VE AÇGÖZLÜLER YÜZÜNDEN SONRASINDA
YAŞANANLAR
Bazı kişilere “nasıl memur olduğunu” sorduğumuzda ağzına aldığı isimlerin tam
giderken kadroya geçtiği gibi konuşmalar duyuyoruz hatta şu anda parmakla
gösterebileceğimiz birkaç kişi var.
akıl sağlığı raporu alarak akademik kadroya giren ve benin raporum var diyerek
bir üniversitenin koskoca tekno kentine girerek, yerli malı diye paslı çelikten
yaptığı pekmez gibi gıda maddeleri makinelerini satıp devleti zarar ettirenler,
kime söylenirse söylensin kadınları canından bezdirenler işlerini tıkır tıkır
yapıyorlar. Yapılan ürünler bir iki pişirmeden sonra depoya kaldırılıyor,
denetleyenlerin bir çoğu zaten görmeyenler.
Burada vatanına, milletine evine ekmek götürmek için girişimci kadınların ne
suçu var.
Kimi kime şikayet etsin bu durumları bilmeyecek, kusurlu işleri anlamayacak
kadar akılları yoksa zaten üniversite gibi kurumların başlarına geçmeyecekler.
Böyle bir durumda yerli üretim diye kandırılan üretici kadınların bir çoğu
kağıt işlerinden anlamadığı için en son kazandığı projeden parasını almaya
geldiğinde yapılan bazı kopya makineler için numaralandırmayı bile onlarca
kişiye söyleyerek yapabiliyorlar.
Şimdi burada suçlu çalışmak isteyen kandırılmış dolandırılmış kişi mi? Yoksa
mahkemelerde uğraşamayacaklarını bildiği üretici mi?
Bunca imkanı devlet kanalları sağlamışken, çalışacak, ekecek kişi varken bunca
sorun neden?
Aradaki yanlışlıkların birçoğu şikayet edilemeden kapanıyor, sıraya bir başka
masum üretici düşüyor.
Açıkgözler parayı böyle kazanarak karşı tarafı ezip daha da yok etmeye,
bezdirilmiş sistemle karşılaşansa elindeki avucundaki üç kuruşu da kaybederek
çekiliyor çünkü kimin ne yaptığı belli değil.
Açıklanan projeler zaten insanların çoğuna inandırıcı gelmiyor sebebiyse çoğu
nereye verileceği belli.
Genç mühendislere proje verilse bile yarı yolda bıraktırılıp, yerli ve milli
projeler bazı kişiler üzerinden yürütülüyor.
Bu gerçekten çok büyük haksızlık. Ülkesine katkı sağlamak isteyen gençler
ailelerinden destek alarak evini ocağını sattırıp bir şeyler yapabileceğini
sanıyorlar fakat gençlerin bilmediği bir şey var belli bir sistem zaten bu
birikimleri alarak besleniyor ve vatanına milletine birşeyler yapmaya çalışansa
evsiz ocaksız kalıp sokağa bile düşebiliyor.
Böyle bir durum yaşatılmasına kim ne hakkı var. Bulundukları konum emanettir, herkes vazifesini iyi yapmalı, yapamayan doğru açıklamalarla ayrılmalı.
Bunca sorunu görüp de görmemezlikten gelen
kör gözlerin gerçekten gönülleri de sağır.
Eğer bir sorun varsa bırakın bir taşın üzerine çıkıp söylesin, derdi varsa
küfretmeden söylensinler.
Mesela yakın bir zamanda İktidar ve muhalefet arasındaki bir cümle çok
manidardır.
Muhalefet “şunu vereceğim, bunu vereceğim” derken İktidar”kimin parasını kime
veriyorsun”dedi son günlerde. Bazen kurumlarda iş görmeyen memura karşı bu
cümle söylendiğinde suç sayıldı.
Evet burada biraz durup düşünmek gerek.
Evet beli bükülen halkın aldığı maaşta halkın parası neden belli ceplere veya
yerlere bol keseden akıyor da zamlar karşısında insanca ev kiralayıp
oturamayan, sağlıklı beslenemeyen, tatile gidemeyen, çoluk çocuğu ile alış
veriş yapamayan aileler varken doların ve Euro getiren turist çok daha değerli.
Kültür sadece turizmle ilgili değildir gençleri evden çıkarıp gelenek görenek
yanında ahilik geleneğindeki gibi
geçmişteki mesleklerin kaybolmamasını sağlamak.
Şimdi gençler uygulama başında inanç, ahlak gibi değerleri hiçe sayarak kolay
para kazanmaya çalışıyorlar. Kaybedilmiş bu gençlerden kültür ve spor alanları
sorumludur.
Bir yanda okuyup atanamayan birçok kişi, her siyasi parti tarafından üç-beş
alınarak hiçbir iş yapmayan bir sürü eğitimci orantısı yapılamadı.
Aslında her aileden çalışmak isteyen herkes dönüşümlü olarak memurluk
yapabilmeli, işler nasıl yürüyor bilmeli, en azından bir insan olarak cebine üç
beş kuruş girmeli.
Onca eğitim, sınavlar, mülakatlar derken yıllarca memur olmaya çalışanların
yerine beş dakikada geçen kişiler var.
Tarımda gelinen durum tüketim toplumu olmaya
doğru gidiyor.
Bir ömür boyunca geçim derdinden bir karış toprak edinemeyen kişiler doğaya
yayılarak gelecekte aç kalmamak için tohum ve tohumlukları korumak gerekiyor.
İktidar veya muhalefet bir araya gelerek projelerini açıklayarak eğitimde,
tarımda, ekonomide “neler yapılabilir”i tartışıp konuşmak yerine siyaset o
kadar kirlendi ki bir kanalda birinin açıklamasına diğeri yalan diyor peki sizi
dinleyen halksa hiç birinize inanmıyor çünkü siyaset yarışı kişisel karalama ve
harcanan onca hazine parası yerine kişilerin mevki, makam ve güç peşinde
koştuklarını gösteriyor.
Son aylarda yaşanan büyük yıkımda
kurumlardaki denetleyenlerden, inşaat demirini satan, evi yapan müteahhitten,
evin eşyasını getiren ve sabitlemeyen mobilyacıdan, beyaz eşyacıya herkes
suçlu. Evdeki aile bireyleri de çocukların başucunda düşen herşeyden sorumlu.
Bir kötünün bunca yıkıma sebep olmasından en son belediyeler, bir felakette
hazır olmayıp uyuyan, bir küreği, kazması olmayan birçok muhtar da suçlu.
Onca can kaybedildikten sonra yaraların sarılması yıllar alır.
“Onu yapacağım, bunu yapacağım” diye atıp tutan bazı siyasetçilerin halkı belli bir özgüvenli
refah seviyesine getirdikten sonra ağır
vergilerle yıpratmamalıdır.
Elbette yapılan güzelliklere çok teşekkür
ederiz.
Zaten bu devran iyi insanlar tarafından dönüyor diğerleri halkın parasıyla
kendisine lütfen pay çıkartmasın zaten halkın herşeyinden sorumlular.
İşlenecek birçok konu var ancak insanları
soyup soğana çeviren dolandırıcılar, bilmem kaçıncı kez yakalanıp bırakılan
hırsızlar, son günlerde özellikle bakır, demir gibi para yapan madenleri çalan
hırsızlar ve onları besleyen hurdacılar artık sonlandırılmalı ve devleti büyük
zarara uğratan bu hırsızların kökü böylece kurutulmalı.
Devletin demirini çalıp, elektrik direklerini ve belediyenin rögar kapaklarını
sökerek hurdacılar işbirliğiyle alınan bu malzemeler onların birçoğunun da
hırsız olduğunu gösteriyor.
Daha vahimi son günlerde işletmelerde yemek yapılan leğenleri ve sunum yapılan
bakır tabaklara dadanan bu hırsızlar artık yakalanmalı ve hapis biraz ödül olur
çözümü eşi benzeri olmayan ceza olmalı. Aynı durum millet canıyla uğraşırken
depremzedeleri mağdur eden birçok hırsız ve yağmacılar hesap vermeli.
Hak etmediği parayı çalan, insanların mallarına ve paralarına göz koyan
dolandırıcılar acilen temizlenmeli özellikle büyük rezidans yapanların birçok
yörede belli markalar altında esnafı iflas ettirerek elde edilen malzemelerle
canından malından olanlar araştırılmalı.
Kağıt üzerindeki çok şey gerçek olmayabilir naylon işler çeviren insanlar
bulunmalı.
Böyle bir siyasetle başarı sağlanamaz
Ayrıca harcanan bunca para, heba olan/edilen bir sürü insan yerine ihtiyaçlar
karşılansa zaten sorun kalmazdı.
Bunca hakkın altından sıyrılmaksa sadece
Allaha bırakılmamalı, hak yiyen insanlar bu dünyada da cezasını çekmeli.
KİŞİ VEYA KANUN BUNLARI SİZDEN KİM TALEP EDİYOR BİRDE ONA
BAKMAK LAZIM.
BAZI ŞEYLERDE ELBİRLİĞİ, FİKİR BİRLİĞİ LAZIM.
HATA YAPANLAR HİÇ BİR YERDE SİYASET YAPAMASIN.
MİLLETTEN DÜRÜSTLÜK BEKLERKEN ÖNCE KENDİLERİNE BAKMALI.
GENÇLERDEN EDEP ADAP İSTEYENLER ARGO SÖZLERİNE DİKKAT ETSİN.
BELLİ BİR İDEOLOJİYLE KURULMUŞ PARTİLERDEN AYRILIP FARKLI YERE GEÇEN
SİYASETÇİLER ELBİSESİNDEN ÜNVANINA HERŞEYİ BIRAKSIN BİR ZAMANLAR KENDİNİNDE
İÇİNDE OLDUĞU OLUŞUMA LAF SAYMASIN HATTA MAAŞI DA ESKİSİ GİBİ DÜZ MEMUR VEYA
ESNAF OLARAK GÜNCELLENSİN.
DEĞER KATMAYIP, SİYASETÇİLERİ YORAN KİŞİLER ARTIK KENARA ÇEKİLMEYİ BİLSİN.
DEVLETE ZARAR VEREN HERKES BİLİNSİN, ÜSTÜ ÖRTÜLMESİN.
DEPREMDE ONCA LAF KALABALIĞI YAPAN BAZI SİYASETÇİLERE “GİT KALDIR ŞU ENKAZI”ÇIK
ŞU İŞİN İÇİNDEN, BARINDIR ONCA İNSANI, DOYUR VE YERİNE BİRDE EV YAP FAKAT BUNU
HAZİNEDEN DEĞİL KENDİ BAŞINA YAP”DENSEYDİ KİMSE BUKADAR KOLAY KONUŞMAYA CESARET
EDEMEZDİ YANİ DURMADAN SÖYLENENLER İŞİN BAŞINA GETİRİLİP BECERİKSİZLİĞİ
GÖSTERİLMELİ YANİ LAF SÖYLERKEN ÇÖZÜMÜ İÇİNDE YOKSA BİZLERDE BURADA BOŞ YERE
BİR SÜRÜ KELİME DİZEREK CÜMLELER OLUŞTURSUK.
OKUYAN TARAF TUTTUĞUMUZU SANIYORSA YANILIYOR, SENİN DERDİN BENİM, BENİM SORUNUM
SENİNDİR BİZLER KOSKOCAMAN TÜRKİYE OLARAK BİR AİLEYİZ.
AÇLIK VARKEN TOK KİŞİ BUNU ANLAMAZ
Herkes şahsi isteğini sıralamalı.
Benim Türkiye Cumhuriyetinde doğmuş büyümüş ve eğitim, meslek gibi hayati
ihtiyaçlarım gerektiği zaman hakkımı
almamış birey olarak istediğim tek şey çocukların çukurlara düşmeyeceği, kadın
ve çocukların istemedikleri şeyleri yaşamayacağı, ev kadınlarının bitmeyen ev
işleri karşılığında maaş almaları, eşinden ayrılan kadınların hiçbir mahkemeye
gerek kalmadan sadece bir dilekçe ile eşinin maaşının yarısının hemen
bağlanması, yıllarca evini ocağını bin bir zorlukla, tasarrufla, elişiyle kuran kadını
bırakan adama emekli maaşının yarısını kaç yıl evliyse o kadar ay geri ödeme
yaparak yıpranmanın biraz olsun telafi edilmesi ve son olarak kadınları aile
içinde veya dışında çalışma hayatında tacizden koruyacak, menfaat beklenti
karşılığında iş verenlere karşı önemli yasaların çıkarılması aileyi toptan
korumadan başka bir şey değildir.
En çok çileyi çeken kadınlar olduğu için bu dünyada yaşamadıkları şey kalmıyor
ve herkes çok şey bildiğini sanıyor fakat tabular çok şeyi örtüyor.
Son olarak talebim erkeklerin öğrencilikten başlayarak temizlik, bakım,
tasarruf ve aile eğitimi almadan meslek ve evlilik hayatına geçmemeleri
gerekir.
Öğrenci evlerindeki durumlar incelenmeli, kendi işini yapamayan beceriksiz
insanlar sırf matematik çözüyor diye zekasından dolayı bir yerlere
getirilmemeli, kişiler davranış, toplumla ilişkiler, infial durumlarında
olayları çözebilme kapasitesi de aranmalı.
Ne demişler Aslan yattığı yerden belli olurmuş, kiraya verilen ev, işe alınan
kişi bile yerinde görülmeli.
Yazar; Gezgin, Kültür Araştırmacısı ve Habercisi, Deniz Kakanaş
Haberciden, İyilik, Güzellik ve Doğruluk haberciliği
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap