Hergün alaca karanlıkta uyandığı gibi yola düşerdi sanki
şafağın sabaha koşması gibi dur durak dinlemeden.
İnsanlar uyanıp sokağa döküldüklerinde her şey ama her şey mutlaka hazır
olmalıydı. en ufak bir eksik tüm düzeni bozabilir hatta işten çıkarılmasına
sebep bile olabilirdi onun için mümkün olduğunda canla başla çalışıp
didiniyordu üç kuruşa.
Zaten son çıktığı yer iyi referans vermediği için bu işi yeni bulmuştu bir
tanıdık sayesinde.
Daha dün gibi hatırlıyordu neredeyse on yıl kadar çalıştığı son
işletmesini. Kurulma aşamasında inşaat pisliğini bile süpürmüştü ancak tazminat
hak edecek diye son günlerde olur olmaz çok şeyden sorunlar çıkarmaya
başlamışlardı. En sonunda dayanamadığı için oda üç beş söz söyleyince kendisini
kapı dışarı atmışlardı.
Oda soluğu mahkemede almıştı almasına ancak haklarını öğrenmesi için avukata
danışması gerekiyordu. Avukatsız bu işin içinden çıkamayacağını anladığındaysa olduğu
yere çökmüş kalmıştı.
Bir şefin işi ekmek kazandığı yerle karşı karşıya gelmek olamazdı olmamalıydı,
bir şef yemek yaparken mutsuz bir şekilde çalışamazdı çünkü yemek sevgiyle
yapılırdı. Ancak bunun önemi hiçbir zaman olmadı. Bir keresinde bir mutfakta
sigortasız günlükçü olarak çalışmak zorunda kaldığında biriken günlüğünü istedi
diye yumruk yemişti kafasına. Gözlerini hastanenin acil servisinde açmıştı.
Zıtlaşmak istemediği için makineleşmiş robot gibi çalışmak zorundaydı. Aynı işi
yapan ve elden para alan kişileri de görmemezlikten gelmeliydi çünkü mutfaklarda her zaman laf
götürüp getiren patronun adamları vardı.
Uzaktan uluyan köpek sesleri eşliğinde uyurgezer bir halde besmele çekerek dükkanı
açtı.
Her zamanki gibi yapılacak çok iş vardı.
Bir önceki geceden yazılan sipariş listesini merak etmiyordu çünkü kapanışı
kendisi yapmıştı.
Ön hazırlık, malzeme kalitesiz yada kısıtlı olsa da ürünün mükemmel yapılması, siparişlerin
zamanında yetişmesi, her zaman mutfak şefinin işiydi.
Tık tık doğrama seslerinin arasında kahvaltıyı unuttuğunu
fark etti çünkü personelle oturup yemek yerse bu çok büyük vakit kaybıydı onu
otururken görürlerse yanlış anlaşılırdı. Atıştırsa bu da işletme sahibi
tarafından konulan yasaktı.
Zihninde helal ile haram arasında gitti geldi bir müddet ancak bilinçsiz bir
şekilde yemek yaparken malzemelerden birer parça atıştırdığını fark etti.
Dört duvar arasında onu gören bir göz yoktu ama bir an gözlerini kaçırdı her
şeyden ve uzaklara bakmak istedi ancak
gün ışığını göremediği için biraz bocaladı. Acaba güneş ne taraftan doğuyordu
düşündü ve dudakları acı acı gülümsedi. Hayalinde manzaralı bir mutfak yapmak
vardı.
Mutfakta her sabah herkes vazifesini yapmazsa iş yürümez ne
üzücüdür ki zamanın tam olarak nasıl geçtiğini hiç kimse bilmez. Mutfakların
çoğunda bu yüzden saat bile yoktur. Şefler bir yandan müşteri için güzel ve
besleyici yemekler hazırlarken kendilerini unuturlar ve sağlıksız yaşarlar
hatta birçoğu kendi işletmesinin yemekleri yerine dışarıdan bir şeyler söylerler.
Sabah ön hazırlık haricinde malzeme listeleriyle eksikler tamamlanır. Gelen
malzemenin kalitesini kontrol etmek çok zordur çünkü bazen kalitesiz ürünler
araya sokuşturulur. Öğlen vakti işin içinden çıkılmaz bir şekilde bir yoğunluk
vardır, siparişler yağar adeta. Eğer salondaki garson bir şefe gıcık olmuşsa
müşteriye hep onu meşgul eden yemek siparişi teklif eder yada mutfaktan kendi
için yemek alamıyorsa müşteriye diye yemeği yaptırır asansörde bile olsa mideye
indirir.
Mutfaklarda işletme sahibinin ne kadar az malzemeyle ne kadar çok kazanması,
çalıştırdığı işçilerin sigorta girişlerinin ne kadar geç yaparsa o kadar az
önemsi yıllardır sorundur zaten. Sigorta vergisini az ödemek için mutfağı
yöneten bazı şefler bile asgari ücret alınıyor gibi görünür oysa kalanı elden
verilir. Yani bir usta öğretİci belgeli ne yapar, usta hangi kısımdadır, çırak
ne işe yarar belli değildir. Mutfaklarda belgeler sökmez.
Mutfak ustaları en çok kalitesiz malzemeden, uzun çalışma saatlerinden şikayet
eder yada mutfakta günde bin pasta çıkaran ustaya bile göz hakkı olarak bir
adet pasta verilmez ve yasaklar bazen el uzunluğuna sebep olur. Yani herkes
birilerinden bir şeyler götürmeye çalışır. Büyük otellerin mutfaklarında çalışan
kişilerin evlerine gidip bakıldığında birçok malzemelerin yürütüldüğünü görebiliriz.
Öğlen sonrası biraz sakinleşen mutfakta bulaşıkçılar harıl harıl çalışırlar. Bulaşıkçılık
gerçekten zor bir meslektir. Büyük kazanları hergün kaldırıp yıkamak kişilerde
bel rahatsızlığına, ayakta çok fazla kalmak varis hastalığına sebep olmaktadır.
Saat 3-4 gibi şeflerin dinlenme saati başlar ancak genellikle uyduruk yapılan
giyinme odaları buna uygun olmadığında herkes bir yere ayağını uzatarak
dinlenmeye çalışır bazen parklara gidilir. Bazen de ertesi gün için hazırlık
yapılması gerekirse hiç kimse işin başından ayrılamaz. İşte bu arada müşteri
olmadığı için işletmenin müdürü çıkar gelir ve agresif hareketlerle eliyle
sağda solda toz var mı diye kontrol eder illaki bir yanlışlık bulması gerekir.
Başlar küfretmeye ve dolapları tekmelemeye herkes sinsin izin –avans gibi hiç
bir şey istemesinler diye. Stresini atar gider.
Mutfakta çalışan insanların robot olması istenir bu arada haftalık da olsa izin
kullanmaya zor gelir sıra.
Mutfakların görünmeyen çirkin yüzü pislik, taciz, küfürdür ancak şükür yoktur
çoğunlukla çünkü birçok mutfakta çok büyük bir huzursuzlukla işler yürür mesela
çalışma saatlerinin bir türlü vardiyalara bölünmemesi, on kişi yerine bir
kişinin çalıştırılması gibi. İşine gelirse çalış gelmezse çalışma hiçbir önemi
yoktur.
Mutfaklarda sohbetlerin çoğu bahis kazançlarıyla ilgilidir. Böylelikle akşam olur
gün batar hiç kimsenin saatten haberi bile olmaz. Günün doğuşunu ve batışını
göremeyen ustalar bile bazen müdürün yaptığı gibi bir aşağısındakine kızarak
sağı solu tekmeler yada küfürlü sözlerle vakit geçer.
Yine akşamın yoğunluğu yorgun yüzlere yansır her zaman ki gibi. Bu seferde
mutfaktaki ustaların temizlik serüveni başlar ve mutfaktan çöpler çıkarılır,
atık yağlar boşaltılır, davlumbazlar elle ovulur baştan aşağı mutfak adeta
yıkanır. Bazen iş o kadar çok uzar ki birbirini bekleyen kişiler arabalarda,
merdivenlerde orada burada uyuklar kalırlar çünkü ilerleyen saatte yine evlerine
gitmek için araba yoktur. Vardiyalı çalışsalar bile çoğu mutfakta yıkanma yeri
çoğunlukla olmadığı için önlüğünü çıkaran yemek kokusuyla çıkar sokağa. Evdekilerle
buluşmak hayal olduğu için mutfak ve ev arasında rutin bir şekilde devam eder çoğunlukla
bu sistem.
Oysa mutfakta bir usta ne yapıyor, ne kadar kazandırıyor bunu saatlere bölerek
hesaplayan şimdiye kadar çıkmadı.
Gıdanın üreticisi olduğu gibi ustası, temsilcisi, habercisi, avukatı,
mahkemesi, yapanı edeni sunanı ayrı olması lazım.
Mesela bir baklavacının yada bir hazır yufkacının günde işletmeye ne kadar
Pazar kazandırdığını hesaplasak dudak uçuklatır. Bir aylık kazancı bizi doyuran
usantın hayatı için harcasak ve onu daha rahat şartlarda giderler
çıkartıldıktan sonra kazanca ortak etsek işte o zaman herkes hakkını alır ve
hiçbir zaman mutfaklarda gizli saklı aşırmalar, taşırmalar oluşmaz. Bereket
kaçmaz.
Bir gün gelecek ki o gün de o kadar uzak değil artık mutfaklarda çalıştıracak hiç kimseyi
bulamayacağız.
İşte görüldüğü gibi an geldi her şey aslına rücu etti şu dünyada hastalıktan
dolayı.
Bizleri çok zor şartlarda besleyen ustalar çekildiğinde kaldı mı insanlık kendi
kendine.
Gıda sektöründeki tüm çarpıklık dökülüverdi ortalığa bir gün ekmek alamayınca
insanlar aç kaldık sandı.
15 Nisan şef bayramında gıda sektöründe üreticiden tüketiciye kadar çalışan
herkes eğer işini doğru dürüst bir şekilde yerli malı kullanarak insan sağlığı
için köprü olmuşsa ve kültürden ayrılmıyorsa
Allah işini rast getirsin. Tüm kırmızı güller beni düzgün yetiştiren
ustalarıma. Teşekkürler..
Ancak bir tarif öğretecek diye bilhassa kadınları mutfaklarda taciz
ediyorlarsa, gıda işinde çalışmak isteyen çırakları ahilik geleneğindeki gibi
yetiştirmiyorsa, üstelik hakkını da yiyorsa böyle kişiler artık mutfaklarda
çalışmasın.
Her zaman söyleriz ve yineliyoruz. Yöresel Kültür Sokağında gelenek, bir
emaneti başka birisine doğru teslim etmek demektir. İnşallah Allah bir şekilde
nasip ederse de kuruluruz ülkemizin değerlerine biraz olsun çeki düzen, bu işe
emek verenlere ödül vermiş oluruz.
İşte o zaman her türlü kazanırız. Hem
vergi sistemi, hem çalışanlar hem de insan sağlığı kazanır.
15.Nisan.2020 Aşçı bayramı yazısıdır