Ordu İkizce'de Çalık Kardeşlerden Dudu Anne'ye İthafen Tohum Takas Şenliği Hayrı
Türkiye içinde yapılan tohum takas şenliklerine şöyle bir göz atarsak amaç, sürdürülebilir tarımı desteklemektir.
Biraz kaba bir tabir olabilir fakat kısır olmak şanssızlıktır ve doğuran her canlı çoğalmayı sağladığından çok kıymetlidir, tohum gibi.
Tohum dendiğinde eğer tohumdan tohum elde edebiliyorsak/alabiliyorsak tohumdur. Yerel diye bilinen birçok tohum havası, suyu ve toprağı uyumluysa her yöreye ekilebilir. Bunu da denemeden bilemeyiz.
Cümlelerdeki anlam kargaşasındaki "yerel tohum" vurgusu şenliğin yapıldığı bölgede yetişenlerin başka yerlere dağılması mı yoksa dışarıdan gelen tohumların ekilerek çeşitliliğin çoğaltılması mı pek anlaşılamıyor. Genelde durum bu.
Bazı kişilerse tek bir tohumu alarak yıllık ihtiyacını gidermek yerine akıllı davranarak tohumu çoğaltıyor ve artık ekecek tohum aramıyor yani kendi başının çaresine bakmış oluyor. İşte takasların amacı gibi İkizce'de istenilen şey bu. Tohumla ilgili çalışmaların tekrarı yapıldığında farklılıklar! önemsenmiyor. Düşündüren bir gerçek.
Daha üzücü olansa, arşive alınarak gelen gidenler saklanmıyorlar çünkü bu işleri yapmak oldukça zor.
Öyle zor, öylesine zor ki, bir de gelen misafirlere yöresel ikramlar hazırlarken maddi zorlukların yanı sıra, tohumlar ekime yetişsin diye Karadeniz'in buz gibi soğuğunda çeşit, çeşit yemeklerin yapması ise, gerçekten yorucu bir süreç.
Bir çalışma yapıldığında eksi ve artılarını gözden geçirmek işi daha ileriye taşır ancak gelen gidenler bir günlük yazarak bir defter tutulmuyorsa toplanmadan öteye geçmez.
Koskoca İkizce ilçesinde davete gerek yok özellikle tohum tarımla ilgiliyken tarımın katkısı olması gerekir. Emsal teşkil eden Eskişehir, İzmir ve bazı yörelerde Belediye Başkanlarının destekleri , halkı ekip dikmeye teşvik ettiği için çok memnunlar.
İki kez uzun yollar kat ederek katıldığımız çalışmada İlçenin Belediye başkanını göremedik.
Neyse ki bu yıl ki genç İkizce Kaymakamı şenliğe gelerek onurlandırdı, bilgi aldı, misafir oldu ve yapılan yöresel yemeklerden tatmadan şenlikten ayrıldı. keşke tatsaydı çünkü çok emek verdik.
Başka bir yanlış anlaşılmaysa Ordu İkizce ilçesinde yapılan şenliğin sanki kurumlarla işbirliği içinde yapılıyor gibi algılanması. Oysa öyle bir şey yok. Bu çalışma tamamen Çalık ailesine özel. Belki bir daha ki yıl farklı olabilir, kurumlar destek verebilir bekleyip göreceğiz.
Çalık ailesinden Dudu anne ve Cevat babadan doğma beş kardeş ile başlayan ve 3. kuşak çocuklarıyla ortaklaşa yapılarak devam eden 4. şenlik.
Kültür ambarının kütüphanesinin bahçesine girdiğinizde sanki aile büyükleri yaşıyorlarmış gibi bir duygu beliriyor hemen. Dudu anneyi evinde ziyaret ettiğimde sarılıp durmuştu bana ve yolcu ederken balkondan el sallamıştı, defalarca fotoğrafı bile var.
Ordu İkizce' de Çalık kardeşler tarafından tohum takas şenliği nasıl yapılıyor?
Şimdiye kadar yapılan şenlikler, tohumların ekime ve dikime yetişmesi için Nisan ayı yani bayramdan sonraki günlerde yapılması kararı alınıyordu ancak bu yıl 12 Nisan'da yapılacağı duyurulan şenlikten bir gün önce 11 Nisan'da Türkiye'nin birçok ilindeki gibi don yaşandı. Kar yağdı ve sanki hayat dondu kaldı. Her şey dondu, fındık bahçeleriyle birlikte. https://youtu.be/bHBGdO3WNsQ Öylesine soğuktu ki o gün ve gecesi sobanın başından hiç kimse ayrılamadı ancak yapılması gereken öyle çok iş vardı ki, iki gün öncesinden yapılan hazırlıklardan biraz olsun bahsetmek gerek.
O soğukta kadınlar ve erkekler yani aileler, köydekiler, bizim gibi dışarıdan gelenler hava soğukta da olsa kar altında otları topladı, bahçede buz gibi sularda sebzeleri yıkadı, doğradı, haşladı ve hamurları açarak pişirdiler.
Yapılan yemeklerin ön hazırlıklarından bahsetmek gerekirse;
LAHANA SARMASI; İkizce' de mahallenin yukarısında Süleyman amcanın ve kapı komşu ali amca ile Hatice abla'nın bahçesine giderek o soğukta Rukiye ve erkek kardeşi Adem ile Lahana topladılar. Kardeşlerden Sevcan ve eşi evdeki işler soba yakma, yemek pişirme, gelen misafirleri karşılama, uğurlama, eksik işleri tamamlama gibi görevde kaldı.
Lahana üzerinde kar vardı zaten kar olmayan lahanalar yenmezmiş. Çuvala doldurulan lahanalar toplandı ve arabaya yüklendi sırada bunları haşlamak var ve dışarıdaki soba yakıldı üzerine bir kazan su kaynamak için yerleştirildi. Lahanalar haşlanırken sobanın diğer yarısında mısır kırıntısından iç hazırlandı. Buz gibi soğukta soğanlar soyuldu, doğrandı ve kavrularak mısır kırıntısı kaynamaya bırakıldı. Sonrasında haşlanmış lahana ve içi evdeki saranların yanı sıra ayrı kaplara alınarak arabayla komşulara sarılması için dağıtıldı. Koskoca bir kazan geleneksel sarma yapmak kolay değil. Keşke iş sarmayla bitse. Bir gün sonra şenlik günü Bakır leğende sarmalar pişirildikten sonra üzerine bol soğanlı, salçalı tereyağlı sosu hazırlamak en az sarma kadar zor ancak olmazsa olmaz bir lezzet bu.
KÖY TAVUKLU KEŞKEK; Keşkeğin ön hazırlığı için birkaç köy tavuğu gerekiyor. Köy tavukları kesilerek tüyleri yolunuyor, ütüleniyor, yıkanıyor, haşlanıyor ve derilerinden sıyrılarak kemiklerinden ayrıldıktan sonra didikleniyor. Kolay gibi görülen bu süreçte çıkan bulaşıkları tahmin bile edemeyiz. Yıka, yıka bitmiyor. hem aşağıda, hem yukarıda bulaşık makinesi haricinde elde yıkananlar tezgahın üzerinde kuleler oluşturuyor.
Bu köy tavukları öylesine lezzetli ki ancak eti çok fazla yok çünkü mantık yürütülünce tavuk gezdiği için zayıf. Pişerken öyle bir koku yayıyor ki, bu tavuğun peşinde başta ben olmak üzere herkes tadına bakmak istiyor, herkes bir lokma aldığında tavuk kalmayacağı için piştiği gibi soğuyana kadar el vurulmasınlar diye kaçırılıp saklanıyor! Tavukların içlerinden sıra sıra küçüklü büyüklü yumurtalar ve ciğer, taşlık gibi sakatatlar kahvaltıya gelen misafirlere tereyağında kızartılıyor.
NAMUSSUZ BÖREK; bildiğimiz gözlemenin bir kaç parçaya kesildikten sonra içine pirinçle haşlanmış melecan-diken ucu yada doğadan toplanan ısırgan gibi otlarla zarf şeklinde kapatılarak yağda kızartılıyor fakat bu böreğin öyle müdavimleri var ki, ayranla ikram ettiğinizde bahşiş veriyor fakat özellikle cüzdanını evde unutmamışlarsa dayıları gibi. Bir şekilde o an bahşiş alınmamışsa illa ki bir eğlence ile bahşiş koparılıyor fakat bu seferde o bahşişi alanın elinden alınması kahkahaları beraberinde getiriyor. Gülmekten bayılan mı dersiniz, altına kaçıran mı bilinmiyor çünkü her iş eğlenceye çevriliyor.
KAVURMA dendiğinde biraz durup düşünmek gerekir.;
Ordu gibi Karadeniz yörelerinde böyle kavurmalar öyle çok yapılıyor ki, her sofrada tabak, tabak yendiği halde daha pişmeden ağızlarının suyu akıyor.
Bol soğanlı kiraz ve mavi yemiş taflan kavurmasıysa çok değişik bir lezzet.
Kirazlar ve taflan mevsiminde toplandığı gibi tuzlu bol tuzlu suda salamuraya yatırılıyorlar.
Açılmadığı takdirde uzun süre dayanıklı kiraz ve taflan turşusu kullanılacağı zaman suyu süzülüyor ve çekirdekleri tek, tek ayıklandıktan sonra akşamdan tuzu gitsin diye sıcak suda bırakılıyor. Birkaç kez ıslatılıp süzülüyor ve elle sıkılarak kavrulmaya hazırlanıyor. (Kiraz, vişne, taflan gibi çokça ayıklanan meyvelerin çekirdeklerini çöpe atmamak gerekir. Her çekirdek yeniden yeşerip ağaç olabileceği gibi böyle çekirdekler ovularak yıkandıktan ve kurutulduktan sonra yastık yapılabiliyor. Bu yastıklar kalorifer üzerinde ısıtıldıktan sonra ayaklar üşüdüğünde soğuk gecelerde ısıtıcı olarak yorgan altında kullanılabiliyorlar. Söylemiş, önermiş ve biri bir-iki torba çekirdeği alıp bir yere götürmüştü ancak ziyan oldu mu olmadı mı bilinmiyor çünkü çok fazla kişi ve iş vardı.)
Kavurmaya bolca soğan soyuluyor ve biraz irice doğranıyor.
Bol yağda kiraz ve taflanlarla kavrularak farklı lezzette alışık olmadığımız bir çeşit elde edilmiş oluyor.
UN HELVASI, akşamdan bol tereyağı ile yapılıyor. Tüm yemeklerde olduğu gibi hakiki tereyağı kullanılıyor. Şenlikte en pahalı şey tereyağı ve her şey tereyağıyla yapılıyor. Şarkılar, türküler eşliğinde kaşık, kaşık dökülüyor.
Helvanın kavurma aşamasında biri hemen iki bezeden yufka açarak kuzine fırınında pişirip iki dakikada keserek koca bir kazan süt kaynatarak "Sütlü Erişte Çorbası" yapıyor. İşte bu çorba hem mideleri ısıtıyor, hem de yorgunluğu alıyor. Onca işin arasında bunu yapmaya hiç üşenmiyorlar. Biri erişteyi keserken komşu kadında gidip süt sağarak uzak bile olsa tencerede sütü kaptığı gibi getiriyor.
ŞENLİK başlamadan yapılan yöresel yemek hazırlıklarından başka yapılması gereken o kadar çok iş var ki;
Bir gün öncesinden İstanbul'dan misafir gençler geliyorlar ve öncesinden ne bir gece öncesinden ailece tohumları paketlesek de onlarda Eskişehir belediyesinin gönderdiği tohumlarla, evdeki tohumları tablalara diziyorlar fakat Eskişehir belediyesinden kaç çeşit tohum geldi, ne kadar geldi bilgi edinemedik. Park ve bahçelerden de geri dönüş alamadığımız için bu konuyu yazamıyoruz.
Yazılması gereken slogan yazıları yazarak, ağaçlara çakıyorlar.
Şenlik günü koca bir kamyon sandalye masa gibi şeyler indiriliyor.
Yer devamlı yağmur yağdığından çamurlaşıyor, çamur üzerine kum seriliyor. Evin bazı erkekleri Hayati ve Cihat gibi orkestranın sahne alacağı çadırı çakıyor, brandayı geçiriyor ve sandalyeleri dizerek ortamı oluşturuyorlar. Her yıl ki gibi evin çok çalışkan kızı Rukiye, su kabaklarıyla tasarımları düzenliyor.
Akraba kadınlarsa üzerine birkaç kazan oturtulacak büyük ocakları kurup ateşi yakıyorlar. İşlerini titiz ve temiz olarak çok hızlı yapıyorlar, ellerine sağlık.
Ocaklar yakıldığında önce ocağa akşamdan ıslatılan buğday koca bir bakır kazanla, didiklenmiş tavukla keşkek, yanında genişçe bir bakır leğenle lahana sarması, yine aynı yerde kiraz, taflan kavurması tohum şenliği yapılacağı gün ayrı ayrı pişiriliyor. Öyle telaş, öyle telaşlı bir gün oluyor ki gülmekten iş yapamaz hale bile gelebiliyorsunuz. Böyle bir şeyi kelimeler yazamaz, yaşamak lazım.
https://www.youtube.com/watch?v=osxporsbaaI
İşten kaçanlar mı, kolay işi seçenler mi, en son her şey hazırken gelenler mi dersiniz işi bilen işe gelmiyor. O anda önünüzde kim varsa bir görev verilebiliyor getir, götür gibi basit işte bir tek kişi bile çok işe yarıyor.
Koskocaman Çalık ailesi;
Yine aileden yemek pişiren komik iki kardeş,
Komşular,
Tam bir imece usulü yapılıyor her şey fakat koskoca köyde oldukça fazla tavuk yada horoz varken katkı olsun diye eline bir horoz yada tavuk alıp geleni görmedim ancak sarılan lahanayı iki ayrı bahçeden toplamıştık sanırım onlar hediyeydi, teşekkürler.
Şenlikten bir gün önce ve şenlik günü KAHVALTIYSA tam yöresel lezzetlerden oluşuyorlar.
Geleneksel peynir, zeytin, bal gibi genel kahvaltılıkların yanı sıra Kara tavada pişirilmiş tereyağlı su börekleri, koskoca bir tencere zeytinyağlı yaprak sarması, biber tuzu dedikleri ceviz ve baharatlarla makineden geçirilen tarator, büyük tepside çarşı fırınında pişirilmiş mısır ekmeği, (Bu ekmek öğün aralarında acıkmalarda bir tencereye doğranan mısır ekmeği bol yoğurtla karıştırılarak kâse dolusu ikram ediliyor. Kilo vermek imkansız durmadan yiyorsunuz yani midenin yenileni öğütmesine izin verilmiyor)
ARAYA NOT DÜŞMEK GEREKİRSE; Bu yıl bizim gibi misafirler aşçılar tarafından malzemesi yöresel olanlardan değişiklik lezzetler hazırlamak istedik. Genellikle büyük aşçıların reddettiği ancak insanların çok pahalı mutfaklarda yapılanları tanımaları için böyle çalışmalarda malzeme yada pişirmede kullanılacak kap yada fırın gibi şeyler uygun olmasa bile değişik lezzetleri tatmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Fındığın bol olduğu ilçede Türk pastanelerinin meşhur fındıklı tahinli çöreği ve bahçeden topladığımız ıspanaklarla açma tekerlek ev börekleri ile yöreye özgü süt mısırından elde edilen undan birkaç dakikada yapılabilecek çok kolay Pancake gibi Meksika mutfağından Takolar denedi fakat şef lezzetinden emin olsa da beğenildi mi! Belirsiz.
Dünyanın en ünlü şeflerinden öğrendiğimiz yemek adabında şef bir yemek yapıp sunduğunda yemeğin tadına bakıldıktan sonra herkes fikrini söyler özellikle İtalyan mutfağımızın menüsünü kuran ve bir Michelin yıldızını kaybetti diye intihar eden aşçı hocamız Anthony Bourdain andım o anlarda. Der ki, üstadımız "Eğer biri size yeni birşeyler yaptığında doymak için değil, tat almak/lezzet için yiyiniz" Ayrıca ister misafirlikte, ister toplulukta olalım oturanlar tam olmadıkça yemek başlamaz bu bir kuraldır.
ŞENLİK NASIL BAŞLIYOR?
4. yapılan şenlik her yıl farklılıklarla şaşırtıyor.
İki yıl önceki şenlikte davul zurna ile karşılamalar yapılmıştı. Atlar gelmiş inanılmaz güzellerdi hatta ata bile bindireceklerine söz vermişlerdi fakat atlar yeni doğum yaptıkları için kıyılamazdı. Geçen yıl yurtdışında olduğum için katılamamıştım Dayıları geleneksel kıyafetiyle atla gelmiş. Bu yıl atlar çok soğuk, kar kış olduğu için getirilemediler.
Kısa bir açış konuşması yapılıyor.
Şenlik her yıl ki gibi gönüllü grubun oluşturduğu müziklerle başladı. Hayati abiye daha dorusu buğday tohumuna ithafen çalınan şarkı.
Bekle kar altında kalan buğday tanesi;
Yine onun sularıyla yeşereceksin.
Gözyaşların çare değil, ağlama büyü,
Başını dik tutabilirsen boy vereceksin.
https://www.youtube.com/watch?v=uJx1jGrNZVc
Sonra tohumların ve yemeklerin dağıtımı için sıraya giriyorlar ve sonrasında sohbet muhabbet dağılıyorlar. Yakın yörelerden iki yıl önce satış için oldukça fazla stant kurulmuştu ancak bu yıl çok soğuk olduğundan stantlarda durmak çok fazla mümkün olmadı çünkü hava soğuk olduğu için herkes sıcak çorba ve çay peşine düştü.
Ayriyeten ulusal basın TRT haber den Ordu bölgesi Sunucu Selim Bercan Becioğlu ve kameramanıyla birlikte anlık olarak tohum şenliğini televizyondan duyurdu ve daha sonrasında ara ara çekim yaparak çekimleri tamamladı.
Sonrasında akşam karanlığına kadar sandalyeler, çöpler, toplanıyor, o buz gibi havada birçok kişi kap, kaşık ve kazanları yıkanıyor ve yerlerine yerleştiriliyorlar.
Her yıl ki gibi evin kızlarından Sevcan yada Rukiye büyük bir kapta köfte yoğuruyor, pilav pişiyor, salata-turşu-ayranla büyük bir akşam sofrası kuruluyor. elbette Dudu anne gibi aile büyükleri unutulmuyor birer Fatiha okunuyor.
Bir yandan ızgaralarda biberler közlenirken diğer yanda köfteler pişti. Yemekler yeniyor, gece yarılarına kadar eğlenen eğleniyor, uyumak isteyen yatağa kendisini zor atıyor ve böylelikle bir şenlik dostluklar, arkadaşlıkları kenetliyor.
Ertesi gün herkes evine ocağına, uçağına koştu adeta ve yer sessizleşti.
TOHUM ŞENLİĞİ HAKKINDA BASİT BİR KAÇ SORU, CEVAP VE ÖNERİ
Türkiye içinde yapılan birçok tohum takas şenliklerine katılmış, yöreleri dolaşırken eken-diken biri olarak tohumla ilgili bazı soru, cevap ve önerilere ihtiyaç var.
1-Kim hangi tohumu getiriyor, götürüyor, sonrasında bu tohumların akıbeti ne oluyor yani sadece tohumlar o yıllık mı ekim için alınıyor ve tohum alınamıyor çünkü tohum yolculuğunda ekilen tohumların yerlerinde verimliliği, yerel diye alınan tohumlardan gelecek seneye tohum alarak ürün alınıp alınamadığı izleniyor mu? Bu çok önemli bir takip.
2-Onca yol tepip gelen bizler gibi diğer kişilerin de kısa konuşmalar değil uygulamalı görselliklerle yapacağı yada söyleyecek iki söz olmalı. (Dönüşte otobüs biletini alan Hayati abiye teşekkürler.)
3-Mutlaka gelen tohumlardan bir arşiv yapılmalı. Bunca emek, masraf, zahmete değmesi için çalışmaların her yıl tekrar edilmesinden öte, yerel tohumların çeşitliliğini çoğaltmak için küçük çapta bile olsa bir tohum-takas bankası olmalı.
4-Tohumlarda bilgi eksikliği var tam olarak ne , nedir? Bilinmiyor. Çünkü daha öncesinde de ekip diktiğimiz birçok tohum, fide ve fidandan hiç kimsenin haberi yok çünkü kalabalık olunca özellikle uzaktan gelenler acıkmış oluyorlar ve tek hedef mis gibi kokan yöresel yemekler yada tohum kalmaz diye tohum yerine koşarak gitmek oluyor yani konuşma, tanışma bir AR-GE çalışması yapılamıyor.
Tohum şenliği sonunda köy halkı, Ziraat odaları, çiftçileri ve ilçe tarımı bilgilendirmenin yörede yapılan çalışmaları uzaktan izlemekten daha faydalı olacağı inancındayım.
Yörede ayriyeten fındıkçılığın yanı sıra bazı çeşitleri deneme, salep yetiştirme gibi. Çiçekçilikte de yeni çeşitler yöreye değer katabilir.
DOKAP projeleriyle seracılık yada çilek fidesi desteği var. https://www.youtube.com/watch?v=vrbXxYnFR5E
Başta Hayati abi olmak üzere maddi manevi emeği geçen herkese teşekkürler.
Yolun açık olsun İkizce...
Toprakta tek bir yaprak açması ne güzel bir şey.
Önemli Not; iki yıl önceki İkizce çalışmasının yazısı haberciden tarafından yazılmış, yayınlanmıştır. Önceki çalışma tanıtımından https://haberciden.com.tr/haber-detay.php?id=95
Yazı aralarındaki video linkleri vardır. Eğer linke basamıyorsanız linki kopyalayarak yada haberciden İkizce diye Google'den aratarak ulaşabilirsiniz.
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap