Image

Kayseri’de Kentsel Dönüşüm Tam Gaz

Kafamızı ne tarafa çevirsek tüm yeşil alanlar betonlaşıyor, aralarına serpiştirilen yapay yeşillik veya çiçeklendirmeler hiç kimseyi mutlu etmiyor.
Bir eski evi düşünelim ne kadar zor değil mi içinde yaşamak.
Temizlik görünmüyor, iş bitmiyor, toz, toprak eve durmadan dökülüyor.
Herkesin istediği şey ferah, lüks mobilyalar içinde donatılmış misafir, oturma, yatak ve çocuk odaları. Kullanışlı bir mutfak, gösterişli banyosu, tuvaleti olan evler.
Düğmeyi çevirdiğinde ısınacaksın, çöpün alınacak, ne kadar büyük kolaylık değil mi ancak bir binada birçok kişiyle yaşamak gerçekten zor. Daha ötesi çok masraflı.
Ev sahibi olunsa bile bina yönetimi  bir ömür boyu kâr güdebiliyor.
Eskiden yeniye geçen bir müddet sonra yaşlanıyor ve giderlere yetişemediği için çok mutsuz oluyor yani artık eski yaşamını arıyor çünkü rahat hareket edemiyor.
Kireçle boyalı odalar sağlıklı olduğu için saten veya plastiklerle boyalı odalarda hastalıklar başlıyor.
Müstakil evlerin bulunduğu yerler şehirleştikçe arazi kıymetlendiği için binalar yükseliyor da yükseliyor. Bir zamanlar üç-beş kat yeterken daha sonra eskiyen evler, alt yapılar, elektrik ve su tesisatları durmadan arıza çıkarttığı için yeniye ihtiyaç duyuluyor.
Yıkımlardaki ve yapımlardaki toz, pislik, gürültü aylarca sürüyor ve etrafında kim varsa zehirlediği gibi canından bezdiriyor.
Büyük şehirler gürültülü ayrıca asfaltın kenarındaki yerler daha gürültülü. Vızır vızır geçen arabalar, düğünlerde konvoy kornaları, geceleri gelen geçenin sesleri, kavgaları çekilecek gibi değil.
Ne yaparsanız yapın şehirde hayat zor ve masraflı, özellikle büyük şehirlerde.
Komşuluk denilen şey artık kalmadı.
Şu anda dışarıdaki depremzedelerin ihtiyaçları hariç diğer konutlarında sanki dünyaya kazık çakacaklarmışçasına yatırım üzerine yatırım yapılıyor yani bir gecede ne olduysa dolar fırladı ve herkes milyoner oldu.
O kadar çok boş ev var ki, akşamları sokaklarda yürüyerek ışıkların yanıp yanmadığından anlaşılabilir.
Ne kadar çok tüketim toplumu oluşturuldu oysa herkese sadece bir oda yeterde artar bile.
Eskiden bir oda içinde pişirme, taşırma, cağ denilen yerde yıkanma varmış.
İnsanlar daha mutluymuş.
Az kazanırlarmış ancak bereket varmış.
Tüm insanlara yetecek kadar ev de var yemek de var ancak bunların birbiriyle buluşması zorlaştırılmış.
İnsanlarda bazı olumsuzluklardan dolayı birbirine güveni kalmamış.
Artık komşumuzu seçemediğimize göre büyük çoğunluk kararına uymak zorundayız.
İnşaatlarda bir yenilik pek yok mesela engellilere göre girişler yok, mutfak gibi kullanılan yerler ihtiyaç duyulduğunda yükselip alçalmıyor hatta koskoca balkonda bir çeşme bile yok. Sebebiyse maliyetten. Ne kadar ucuz olursa o kadar gelir elde edilecek çünkü.
Mesela onca taş yığını arasında doğal pazarlar yok.
Her mahallede olması gerekir. Mahalle dediysek artık bir binada oturanların ihtiyacını bile karşılamaz ancak bilindik üç beş market her yerde var. Bu marketlerde istenilen bulunsa bari o da yok.
Sebzeler sönmüş, üç beş farklı bir şey var diğerleri hep bilindik herşey.
Yapılan evlerin bahçeleri öyle olmalı ki bir çocuk çıktığında kaybolmamalı, bir yere düşüp bir yerlerini acıtmamalı yani binalar çoğalsa da insanlar ihtiyaçlarını yine merkz yerlere giderek karşılamak zorunda kalıyor. Bu da zaman ve yol parası israfı demektir.
Bilinen ihtiyaçlar mutlaka binaların altlarında olmalı.
Eskiden bakkala sepet sallayarak alış veriş yapan bizler şimdi dakika başı asansör çalıştırarak milli servetimizi yok ediyoruz.
Mahallenin manavı, kasabı, bakkalı, berberi hatta kedisi bile vardı eskiden. Kasap kötü bir et vermezdi, alışveriş yapan birde mahallenin kedisine ciğer, köpeğine kemik alırdı. Kedi ve köpek evinden çıkanı mahalle ağzına kadar götürür, gelirken karşılar ayrıca yabancıları mahalleden geçirmezlerdi.
bunca güzelliği kaybettik çoğumuz.
Kapıdan çıktığımızda selamlaşma kalmadı. Kim kimdir bilmiyoruz. Etrafımızda aç ve muhtaç biri var mı, alışveriş yaparken bir yetim başı camdan geleni, gideni görüyor mu? Bilmiyoruz artık.
Şu üç günlük dünyada olanla yetinmek yerine daha fazlasını neden ister ki insan.
Neyi cebimize alıp götürebileceğiz.
Mesela son günlerde özellikle belli bir kesimin Türkiye’ye zara vermek için başlattığı bu pahalılık yapay aslında. Emlakçıların bir çoğu kazanç peşinde.
Sokakta kalan insanlar varken neyin sahibiyiz diyebiliriz. İnsanlık bu mu? Değil.
İnsanın böyle çalışmalarla insanlara faydalı olacağını bilseler herkes bir tuğla koymaya çalışır ancak durum biraz vahim.
Daha, daha zenginlik, biriktirilen onca mal, mülk ve son gelince herkesten sorumlu olduğumuzu hatırlıyoruz nasılsa.
Kayseri Halef Hoca caddesindeki tam Halef Hoca kabristanının karşısında eski bir toplu konutlar vardı. Bu sabahın erken saatlerinde oralardan geçerken yıkılmış olduğunu görünce çekim yapmıştım ancak mesai saati başladığında kamyon ve kepçeler tozu dumana katmış yıkımı temizlemeye çalışıyorlardı.
Sabah evlerin içindeki ağaçlara bakındım acaba yıkımda yerinden alınmayan ağaçlar sonradan sökülüp atılacaklar mı diye.
Kim bilir kimler dikti o ağaçları, biri vardı ki daha yavru çamdı.
Kimler oturdu buralarda, doğdu, büyüdü, evlendi kim bilebilir ki.
Bir sürü girişi, çıkışı olan yerden kimler geçti, gitti.
Kimler bu evleri ilk aldığında, ilk taşındığında ne kadar borç ödedi veya ödeyemedi, sevindi, ağladı kim bilir.
Kim, kimin elinden alarak el değiştirdi, kimi sattığına üzüldü kimi yatırım yapıp aldığına çok sevindi.
Kimden kime ne miraslar kaldı bilemiyoruz ancak neredeyse yıllar yılı burada insanlar yaşamış, komşuluk etmiş ve şimdi hiç biri ortada yoklar.
Yeniyi bekleyen kendileri mi, çocukları mı yoksa torunları mı?
Mal hem duayı getiri hem de bedduayı ne hüzünlü şey.
Yuva işte.
Eski ve yeni arasında çok şey.
Kazasız, belasız bitsin, hayırlısıyla oturanlara kısmet olsun dileklerimizle