Kuzey Irak Otobüs Yolculuğu-Yolcu-Firma, Bilet Fiyatları
Yola çıkıyoruz.
Bazen yola planlı, zaman zaman da akışa uygun bir durumda çıkılır. Genellikle plan ve program sekteye uğrayabilir çünkü yolda neyle karşılaşacağımızı hiç kimse garanti edemez.
Basit bir dokunuş nasıl hayatımıza güzellik katıyorsa, insafsız bir kişi seyahati kabusa çevirebilir.
Uzun zamandır deprem bölgesinde yardıma ihtiyacı olsun, olmasın ağır hasarlı yaşanmışlıklar herkesi etkilediği için moral en önemli doktor. Motivasyonsa en etkili ilaçtır.
Ne demişler "Elinden geleni yap, gerisini Allah'a bırak" Hiç bir koşuşturma boş değildir yeter ki, atmaca olmasın. Bir şey yapılırken çok kişinin emeği var. Sıradan sanılan birçok kişi, önemli görülen bazı kişilerden daha ileri faydalı olabiliyorlar.
Bizim işimizse hiç kimsenin duymadığı ancak inandığımız bazı kişilere el, ayak yada öncü olmak, yolunu açmak sonrasında gerisi nasip, kısmet.
Yolda, yolculukta ayağımıza takılan her neyse alıp kenara koymak, kaldıramıyorsak destek almak, yine halledemiyorsak o zaman resmi kurumlara bilgi vererek yardım talebinde bulunmak.
Bu bir nevi halkın imece usulü hareketidir, siyaset üstü çıkarsız çalışmalardır.
Kim ne anlarsa anlasın önemi yok, eksik bulduğunuz tarafı doldurma, fazlalığını alıp ihtiyacı olanla paylaşma insani durumdur.
Her tarafta sorun, sorumsuzluk olabilir. Bir şey o anda çok rast gider ancak aynı kişiyle farklı bir ortamda yapılanlar hiç bir şeye yaramaz çünkü toplumlarda kültür bir gelenek olabilir diğer bir kişiye hiç uymayabilir.
Bu demektir ki, çok seversin ilgi göremezsin, hiç sevmezsin uğruna can verirler.
Yaşam nasıl bir şeyse istediğinle karşılaşmak çok kolayken, istemediğin kişi ve olay seni bulur.
Irak Erbil2e araçla gidecekken bazı olumsuzluklardan dolayı kişiler zamanlamayı birbirine uyduramadığı ve çok ucuz atlatılan kaza gibi durumlar yaşandığı için otobüsle gitmek zorunda kalındı.
Çok yakın zamanda Ankara AŞTİ' 'den Erbil'e sorulan otobüs biletine 20 dolar demişlerdi ancak tutturabildiklerine bileti satabiliyorlar.
Bir kişi Antakya diğer kişi Mersin Mezitli'den bineceği için adana merkez olarak seçildi. Antakya'dan direk Erbil'e araç olmadığı için mutlaka Adana'ya gitmek şart.
Bulunduğum yerden arkadaşı aradım "tanıdık var" deyince yer ayırtıldı ancak adam ısrarla iban'a parayı istiyor ve otobüste yer olduğu halde parasını Adana'ya geçtikten sonra veririz dediysek de kabul etmediler. Bir kişi Adana, diğer kişi Antep'ten binecek dedik ve ikram da yapmadılar hatta birkaç kez arayınca kabaca "sen bu işi çok ciddiye alma sorun çıkmaz diye de azarladılar.2000 lira denilen biletler internette 1800 liraydı fakat nasılsa bu şirketten reklam dolu olduğu halde bileti bir türlü alamadık. Çok kişi uğraştı ancak onlar da alamadılar.
Antakya'dan çıkarken Adana'ya her yarım saatte araç varmış dediler ancak araç yoktu, olan da Irak aracına yetişemiyordu ve mecburen aynı firmanın Gaziantep aracına bindim. Yol ücreti 400 falan dediler 350 aldılar. Zaten hiç konuşturmuyorlar. alırsan al, almazsan kendin bilirsin gibi davranıştaydı başında duran kız.
Gaziantep otogarında firmaya gittiğimde öyle havada karşıladılar ki hatta sormuştum araç otogara giriyor değil mi diye "evet" diye yalan bile söylediler.
Kendileri bilet satılan yere davet ederek valizi bir kenara aldılar. Küçük yerde bir kişi bilgisayar başında diğeri de durmadan girip çıkıyordu.
PC başındaki adam 1500 liraya bileti kesti getirdi verdi. Ben de bileti 1800 liraya aldığımı, 350 lirada ayriyeten yol ücreti ödediğimi söyleyerek verdiğim paranın üstünü geri istedim, bozuldu oradaki. ben bilmem burada isim falan görünmüyor, Adana'yı tanımam bilmem diye uğraştırarak sinirli adamı tekrar aradık. Paranın ödendiğini söyledi ve konu kapandı ancak içeri dışarı giren kişi bileti onlardan almadığımız için birden bire "biz burada tütün falan içeriz, valizler burada kalsın siz çıkın" diye ofisten adeta kovdu. Oysa o gün o saatlerde araç saatinde gelmeyeceği için maç vardı ve tüm imkanlarda ofiste vardı ancak böyle birşey olunca valizleri de alarak çıkmak zorunda kalınca bir-iki saat kadar ayakta beklemek zorunda kaldık çünkü otobüs otogara girmeyecekmiş galiba otobana götürülecektik.
"Çık" diyen adam araç içinde de tütün içecekken bu sefer sıra bizdeydi içirtmedik ve yaptığının çok ayıp olduğunu söyledik.
Hem fazla ücret alarak hem de otogara gelmeyen araç yüzünden arabada sıkış, tıkış konularak gitmek yoldan gelip yola gidecekler için çok yorucu.
Otobüs geldiğinde arkadaş Adana'dan binmiş karşılaşarak akşamın karanlığında yola koyulduk.
arabanın rahatlığı, muavinin güler yüzlü oluşu herşeyi unutturdu ancak öyle çok şeyi bilmiyorlar, yardımcı olmak için öğrenmiyorlar yada yanlış biliyorlar ki Habur kapısındaki gümrüğe yaklaşırken otobüste girişteki pul paralarının peşin ödenmesinin kalktığı, mutlaka e-devletten ödenmesi gerektiği söylendiğinde çok kişinin huzuru kaçtı benim gibi çünkü hesapta para olsa bile şifre ezberde yoktu çünkü neredeyse hiç kullanmıyorduk ayrıca gümrükte internette olmayacaktı.
Gümrüğe girip pasaport kontrolünden herkes geçti sadece bir kaç kişi kaldık.
Gümrükte Türk tarafından ilk girişte kabinde oturan kişi yardımcı olacağını söylüyordu ancak tüm otobüsteki kişiler geçene kadar beklemek gerekiyor.
Oysa çok zor değilmiş.
Kredi kartım olmadığı için maaş kartımda biraz para vardı, iyi ki varmış.
Bankamatik gibi bir kabine önce kimlik numaranızı yazıyorsunuz ve altta çıkan pul parası 1000 lira yazıyor onaylıyorsanız sağ ortada kartı geçirecek bir okuma yeri var oradan geçirip ödüyorsunuz.
Eğer hesabınızda paranız yoksa hiç tanımadığınız kişiye ücretini ödeyip onun kartından geçiriyorsunuz.
Aslında çok saçma birşey olmuş bilmeyenler için benim kimlik numaramla hırlı mı hırsız mı belirsiz biri neden benim paramı ödesin. Şahsen çok tehlikeli buldum.
Benden yardım isteyenlere de korkumdan yardım edemedim.
Yani gümrüklerden geçerken pul makinesine parayı veriyorsun bir minik çıktı veriyor ödenmiş oluyor.
bankadan, e-devletten yada kimlik numarasından ödeme yanında bu da olması gerekir çünkü şahsi işlemlerde 30 kişi bu durumdaysa elindeki parayı bankamatik yok ki nasıl yatırıp ödesin.
Bunu otobüsteki muavine sorduk "e-devletten ödemeyince geçilmiyor" dedi.
Böyle pul parası sorunuyla ilk karşılaşan kişiler herkes geçip giderken birde otobüs işini bitirdikten sonra bırakıp gider demezler mi bu daha korkutucu oluyor oysa otobüs sizi almadan gitmez.
Türk tarafını geçip ırak tarafını geçerken yanımdaki arkadaşı günü 6 aydan birkaç gün düşmüş diye Irak tarafında kapıdan içeriye almadılar ve pasaportunu da vermediler.
Bu sefer de uzun yolculuklarda her kafadan bir çözüm önerisi çıkıyor.
Sabahın 5'i olduğu için Iraktan hiç kimseyi arayamam diyerek geri dönmeye karar verdi ancak vermiş olduğumuz sözü tutmak için benim Erbil'e gitmem gerektiği için otobüsten inemedim ancak gümrükten öyle kolay çıkılmıyor. Kişiler işlem yaptıktan sonra eşyalar tümüyle indiriliyor, eşyalar aranıyor, otobüs tamamen boşaltılıp taranıyor, kişilerin tek, tek üstleri arandıktan sonra geçiş işlemleri yapılması uzun saatler alabiliyor.
Geçiş 5 saat sürdü.
O arada arkadaş da birilerini aradı ve zaten yıllarca Irak bölgesinde iş insanı olduğu için hiç yüzüne bakmayan pasaport görevlisi 5 gün ek gün vererek adını haykırıp mühür basınca tüm otobüs alkışladı.
Böyle durumlarda kalanlara herkes üzüldüğü için ihtiyacı olana yardımcı olunuyor hatta muavin artık yakın tanıdığınız olabiliyor.
Araç Zakho'ya giriş yaptıktan sonra zaten artık yollar açık ve rahat.
Çok kısa zamanda Duhok'ta inecek yolcuları bırakan firma 300 km kadar uzaktaki Erbil'e doğru yollandı.
Sabah erkenden kahveler, çaylar ikram ediliyor.
Antep'ten otobüse biniş sorunlu olduğu için Muavin Recep abiye "bize bakmıyorsun" dedik diye Irak girişinde hepimize kaliteli çikolata ve gofret aldı.
Otobüs çok rahat olduğu için gidişte sorunsuz bir şekilde Erbil' şehrine ulaşarak taksiye bindikten sonra arkadaşımızın abisinin evine gittik.
Kapıda bizi güler yüzlü yengesi karşıladı.
Koskocaman masaya oldukça fazla kahvaltılık adeta serilmiş, ayriyeten kele, paça ve bumbar daha neler neler.
Erbil çok fazla büyük bir şehir değil. Dev lüks binalar, geceleri rengarenk ışıklar sanki farklı bir ülkedeymiş hissi veriyor.
Kasım ve aralık ayları genellikle soğuk değil ancak biraz serin. akşamları bahçelerde üşüyor insan. Cehennem gibi sıcak bu şehirlerde serin havayı hissetmek hayal ancak kışları çok daha güzel.
Çok erken ışıyor gün, sabah ezanlarını rahatlıkla duyabiliyorsunuz.
Cuma günleri tatil çoğu ev kahvaltıyı saat 14.00 gibi ailece yapıyor ve mutlaka Cuma akşamı çoluk çocuklarla alışveriş yerlerine akın edilerek dışarıda yemek yeniyor, alış verişler yapılıyor.
Cuma akşamları eş, dost bir yerlerde toplanıp kadınlar ayrı, erkekler ayrı yerlerde kaçak denilen yaprak çaylar demlenerek tavşan kanı gibi bardak, bardak içiliyor, kuruyemişler, bisküviler, meyveler gelip gidiyor.
Cumartesi de tatil olduğundan gün hep gezmekle geçiriliyor.
Evlerde çalışan yabancı kadınlar bir dakika oturamıyor çünkü evler saray gibi çok büyük, eşyalar altın yaldızı gibi işlemeli, kişiler çok kalabalık toplanıp yemek tencere ile değil kocaman kazanlarla yapılıyor. Ocaklar sanki işletme mutfağındaki gibi beş gözlü, ızgaralar bir değil çok yani tanınmış aileler sofraya komşusuz oturmuyorlar yada konuşulacak bir konuyla oturduklarından kadınlar çok yoruluyor.
Irak bölgesinde erkek olmak çok rahat.
Yemekler, çaylar ikram üstüne ikram...
Gidişlerin bir de dönüşleri var.
Erbil'e gelen araç İstanbul'dan çıkarak Adana, Antep, Cizre Habur sınır kapısından girerek Zaho, Duhok, Erbil otogarından sonra Kerkük'e kadar gidiyor.
Aynı otobüs Kerkük'ten İstanbul'a kadar gidip dönmesi 4 gün kadar sürebiliyor.
Molalar haricinde hiç dinlenmeden gidip geliyor.
Genellikle temizliği Gümrüklerde herkes indikten sonra süpürülüp silinmesi tozun içinde kalmak demek yani toz kalkıyor, insanlar gerçekten tozlanan koltuklara oturdukça elbisesiyle silmiş oluyorlar.
Irak'a gidişle dönüş arasındaki fark karıncalar ve karınca gibi durmadan çay, tütün yada elektronik eşya çıkararak girip çıkanlar.
Bunlar öylesine giriş çıkışı zorlaştırıyorlar ki yazılacak satırlara biraz dikkat.
Otobüs biletini internetten halletseniz bile orada nereden bineceğiniz belli olmuyormuş diye bunun arkasına sığınarak bir bakmışsınız otobüsünüz sizi almadan kalkmış gitmiş.
Ayrıca firmaları defalarca arasanız bile cevap alamayabilirsiniz.
Türkiye'ye telefon açarak biletleri aldırdık.
Erbil Ankara veya Adana ikisi de aynı fiyattı tek bilet 1800 lira.
Iraktan çıkışta ücret ödenmiyor yani gelirken Türkiye tarafı 1000 lira pul parası alıyor.
Çıkış gerçekten bir çile.
Saat 14.00 olan Erbil otogardan hareket saati güvenilir olmadığı için en az 2 saat önce otogarda olmalısınız. 12'de otogardayız.
Otogarda oturma yerleri ve internet var. Çok rahat bir yer. Tuvaletler ücretsiz. Yemek, içmek, cafe herşey var. Dönüş için çay yada türün gibi herşey satılıyor ancak karşılaştırmalarda Zaho'da otobüslerin durduğu bir yerde daha ucuz herşey.
İki kilo yaprak çay bunlar 1 kg dense de 800 gr olduğu için 3 çay hakkı alabilirsiniz ancak tütüne gelince iş bozuluyor.
Genellikle 10 paket olan bir karton tütüne 15 karton sıkıştırdıkları için iki karton tütün 3 karton yapıyor.
Erbil'de yaşayanlar tütünleri Türkiye'den getirtip daha kaliteli olduğunu söyledikleri halde nedense ticari olarak sattıkları için deli gibi tütün alıyorlar.
Otobüste muavin gözüne kestirdiği çok kişinin cam tarafına iki karton tütünü poşetiyle sıkıştırıyor.
Bazıları yardımcı olduğunu sansa da içinde ne olduğu belirsiz birşeyi alıp kabul etmek, yakalanınca da başka ülkede olunca direk nereye hapse atılacağınızı bulamazlar bile.
Bu konuda otobüs sürücüleri, muavin yada yolcular arasında çok kavga çıkıyor.
Böyle durumlar yüzünden yolcunun hakkı olsa bile gümrükten geçerken elinden alabiliyorlar, ısrar edersen alı koyabilirler.
Ayrıca ayda bir giriş çıkış yapmak zorunda kalanlar 1 adet elektronik alet alabiliyorken 5-10 adet alarak kadın ürünlerini kadın yolculardan, ocak gibi aletleri eli boş insanlara vererek inanılmaz bir kaos yaşanıyor.
Bizim gibi tütünle işi olmayan ve verilenleri kabul etmeyenler gümrükten geçerken "tütün yok" deyince aranmıyorlar ve tebrik, takdirle ayakta gülümsenerek karşılanıyorlar.
Gümrükten geçseniz bile bu sefer de free shop önlerinde durarak önünüzü kesen kaçakçılar sizi durdurmaya çalışıyorlar. Adeta rahatsız ediyorlar.
Türün, alkol, çay gibi ürünleri almanızı, paralarını peşin vereceklerini söyleyerek ikna etmeye çalışıyorlar.
oradan çıkarken aramada ne çıkardığınız zaten kayda geçiyor.
Saat 16'da duhok'tan çıkıp 1 saat içinde girdiğimiz gümrükten kalabalık olmadığı halde 16 saatte geçebildik. Bizden sonra çıkan otobüs bizi geçerek önümüze geçti. Bir otobüs en az 2 saatte giriş yapabiliyor.
Bu arada bekleme, insanların fazlaca tütün içmesi, özellikle erkeklerin ayakkabılarını çıkardıklarında yaydıkları koku dayanılmaz oluyor.
Gümrükten geçerken yaşlı bir teyzenin el çantasının içine konulan iki karton tütün Irak tarafında kadına "muavinin mi" sorusu üzerine istemediği halde çantasına gizlice konulan tütünden haberi olmadığını söyleyince yolcuların tamamından tütünleri aldılar.
Elinden bir sürü tütün giden sürücü muavine kızdı ve büyükçe çuvalı tekmeleyerek otobüsün içinde tartışıp durdular.
İşleri yolunda gitmediği için o gülümseler bitmiş yerine yaşlı kadını Niğde civarında gece yarısı indirmem tartışmaları yaşanmıştı.
Araçta ise uzun süre yolculuk eden, her durduğunda yada mola yerlerinde tütün içen insanların nefeslerinin kötü kokusunu gidermeye yetmeyen klimaya bir de ayakkabısını çıkaranların ayak kokuları eklendiğinde otobüsten kendinizi atasınız geliyor. Bu koku öyle, böyle değil. Böyle uzun yolculuklarda bilet alanlara uyarı yapılarak yanlarına bir yada iki çift çorap almaları gerekiyor.
Yolda bir abdesthanede ayaklarımızı yıkayıp kuruladıktan sonra kremleyip yeni çorabımı giymiştim kokmadığı halde. Ayak bu sayede rahatlar ve hem de ayakkabı dışında da olsa kokmaz ayaklar.
İndirme yerleri yaşlaştıkça uzun yolda olan yolcular ile otobüste çalışanlar arasında anlaşmazlıklar ve gerginlikler artıyor çünkü artık iniyorsunuz "ne haliniz varsa görün" gibi bir durumla karşılaşıyorsunuz.
Aynı şeyi bize de yaptılar.
Bunu genellikle şoför yaptı. Nereden almışsa bagaja bir traktörün lastiklerini almıştı. Lastikler hem çok büyük hem de Kırıkkale civarlarında alacak kişi ile durmadan konuşarak bir türlü anlaşamadıklarından otobüs geçti gitti.
Ankara otogarında gece yarısı olunması gereken saatte olunamayınca gece yarısı hiç kimseyi rahatsız etmemek için sabaha kadar beklemeyi tercih edebiliyor insan.
Bazen de giden araca beş dakika kala aracı kaçırabiliyor insan.
Bir sürü yerde mola vererek yolcunun gideceği yöne biletinin yanması düşünmeyerek mesela girdikleri otogarlarda 10 dakika deyip 30 yada 45 dakikada çıktıklarında çıldırası geliyor insanın.
Ücretli taşıma yaptıkları kargoculuğun yüzünden ağırlıktan dolayı hem araçların frenleri hem yolcuların hayatları tehlikede.
Yolcuların ricalarına rağmen bu sefer de şoför sorulan sorulara cevap vermemeye başlıyor yani duymazdan gelerek sağır taklidi yapıyor. Yolcu "kaptan ne zaman Ankara otogarında olacağız" yada farklı yer ismi belirttiğinde "gidiyoruz işte" diyorlar.
Yolcu çok ısrar ederse indirilecek, bindirilecek kargoculuktan vazgeçerek ulaşmaya çalışıyor ancak bu seferde gecenin yarısı Ankara otogarına girmeyeceğini söyleyerek elinizde valizlerle rezil olmanızı, alt geçitten geçerek giden yolcu olarak araçlarınızı kaçırmanızı umursamıyorlar fakat baskın yolcular bunu kabul etmeyerek otobüs otogara giriyor.
Yolcular gidecekleri araçlara bakınmak için bagajını bırakarak koşarak nefes, nefese son dakikalarda kalkacak araçlarını durdurarak tekrar bir uca koşarak valizlerini alıyorlar ve sabaha kadar sürecek yolculuklarına devam ediyorlar. Birkaç dakika yüzünden kaçıracakları aracın diğeri 5 saat sonra olunca, o bekleyecekleri 5 saatte gidecekleri yere varmış oluyorlar.
Beş kuruş ikramda bulunmayan böyle araçlar üç kuruş otogara giriş çıkış parası vermemek için yolcuyu düşürdükleri hali o anda otobüs yanına gelen bir yetkili tarafından da görülüyor hatta "ne oldu" diye duyarlı bir soru da soruyorlar ancak yolcunun koşmaktan, yorgunluktan nefesi yetmiyor.
Bir yolculuk daha böylelikle sona eriyor.
Aynı firmada yıllarca çalışmış olan muavin gerçekten güler yüzlü ve elinden geleni yapıyor fakat yol bu bazı zorluklarla karşılaşmak mümkün.
Yine de muavine teşekkür ediyor ancak aracı süren sürücülerin o firmaya yakışmadığını üzerine basarak satırlara not düşüyoruz.
Bir sürü yerde durup keyiflerine bakarak yiyip içerken insanlar aracına aldığı yolculara da biraz saygılı olmalı.
Son olarak arkamızda olan ve çok ayağı çok pis olan yolcuya "git ayaklarını yıka, çorabını değiştir bile demedi" sadece "ayakkabını giy" dedi ve otobüsün tüm klimalara 5-10 dakika açılarak koku yok edilmeye çalışıldı.
Oysa otobüsün arkaları boştu. Madem yolcu çok pis kokuyor arkada bir yere gönderebilirdi fakat ne yazık ki arkada kendileri uzandıkları için önemsemiyorlar.Kişi çıkıp ayağını yıkayıp kokan çorabını bir poşete alsa ve yedek çorabını giyse hiç rahatsız etmeyecek ancak zaten birçok erkek gece horladığını, tütün içenlerin hapşırıp tıksırarak çevredekilerini rahatsız ettiklerini hatta ter yada çoraplarının koktuğunu hiç fark etmiyorlar.
Olansa diğer tütün içmeyen, kokmayan insanlara oluyor.
Gelecek dönemlerde tütün içmeyenlere özel seyahatleri görmek umuduyla.
Hiç kimsenin içtiği zararlı maddeleri nefes yoluyla başkasının ciğerine sokmaya hakkı yok.
Ayrıca mola yerlerinde yemek yiyen bazı kişilerin iki dakika gidip diş fırçalamalarına gerek yok ağızlarını çalkalayarak kalan taneleri gargara ile temizlemek yerine ikide bir diş arasındakilerle uğraşarak ağızlarındaki kürdanlar yada çirkince çıkarılan diş arasındakileri alma sesleri daha mide bulandırıcı.
Aslında nasıl uçağa binmeden can kurtarma uyarıları yapılıyorsa otobüs kuralları da söylenmeli.
En azından bilmeyenler öğrenmiş olurlar.
Yorumlar
İLK YORUM YAPAN SEN OLMAYA NE DERSİN?
Yorum Yap